Ah Şu Teknoloji !

Biz çocukken ne cep telefonumuz vardı ne de bilgisayarımız.
Arkadaşlarımızla ip atlardık, saklambaç oynardık.
Oyuncaklarımız vardı, bebeklerimiz, arabalarımız…
Evcilik oynardık veya doktorculuk.
Bilgisayar başında saatler geçirmezdik.
Hep anne ve babamızın sözünü dinlerdik desem belki yalan gibi gelebilir zamane çocuklarına.
Şimdikiler kadar hiperaktif de denemezdi bize.Bizler çok farklıydık şimdiki çocuklardan.
Okula giderken bir heyecan kaplardı içimizi.
Belki yıl sonunda, o zamanın tabiri  ile kayış attığımız bazı günler olmuştu ama  o günlerin sayısı parmakla sayılacak kadar azdı diyebilirim.
Simdi gelişen teknoloji ile birlikte insanların hayata bakış açısı, hayattan beklentileri de değişti.
Değişen yalnızca insanlar mı?
Mevsimler de değişti.
Her şey değişti, değişiyor da…
Hayat şartları değişiyor.
Ekmek bir zamanlar aslanın ağzında denirdi sonra midesine indi.
Artık orada da değil, bağırsaklarına inmiş durumda sanki…
Mutlu olmak sanki daha zor gibi.
Beklentiler ve hayal kırıklıkları arttığı için insanlar daha mutsuz.
Mutsuzluklarla birlikte hastalıklar da arttı.
Dünya nüfusuna paralel olarak  problemler de her an artmakta.
Genelde hayata pozitif  bakan bir yazar olarak bu kadar olumsuzlukla  dolu bir yazı yazmak istemezdim ama bu aralar havalardan mıdır neden, içimden bunları yazmak geldi bu yazımda.
Belki de bu sıralar birçok kişiden duyduğum şey; çocukların karnelerinin kötü  olması, çocuk eğitimi problemleri ve eğitim sorunları beni üzdü ve etkiledi.
Özellikle de üç dilin geçerli olduğu bir ülkede okumak da kolay değil diye düşünüyorum. Çocuklar üç, dört dilin arasında sıkışıp kalmış durumdalar.
Bir ülkede  üç ayrı resmi dil olması bazı şeyleri zorlaştırmakta doğal olarak; Fransızca, Flamanca, Almanca.
Özellikle de bizim çocuklar için hiç de kolay değil okumak.
Burada genel olarak yabancı gözüyle bakılan, kendi ülkemizde Almancı diye nitelendirilen çocuklarımız.
Onlara ne kadar zaman ayırabiliyoruz?
Bırakın onları kendimize zaman ayırabiliyormuyuz ki onları sevmek için?
Hem onların hem de bizim ihtiyacımız olan sevgiyi tam olarak hissedebiliyor muyuz?
Sevgisiz kalan insan,  bitki veya hayvan ne kadar verimli olabilir ki?
Nerede hata yapıyoruz diye bir düşünüp, ailevi durumumuzu iyice analiz etmemiz, daha mutlu olabilmek için çareler aramamız gerekmez mi?

 Hata nerede?

 Teknolojiyle birlikte değişen yaşam tarzımızda mı ?

 Hata elbetteki bizde, hepimizde!

 Hatalarımızı düzeltmek de elimizde.

 Durmadan birbirimizi eleştirmek yerine zararın neresinden dönersek kâr olur diye düşünüp birlikte çareler aramamız gerekmez mi?

 “Medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar” diyor şair. 

 Teknoloji de bu canavarın silahı değil mi?

 Bu canavarın bizi mahvetmesine izin verecek miyiz?

 Evet, belki çok medeniyiz, hiç bir eksiğimiz yok ama mutluluğumuz nerede?

 Biraz düşünelim bakalım…

 Birgül Kapaklıkaya