Güzel insanlar…

Bu aralar zamanın nasıl geçtiğini fark edemiyorum adeta.
2013 yılının son ayı, aralık ayı da geldi çattı.
Bu gün Güney Afrika’nın ünlü lideri Mandela’nın ölüm haberini aldı tüm dünya.
Sultan Süleyman’a kalmayan dünyadan ne liderler, ne padişahlar, ne başkanlar geldi geçti.
Ülkesindeki ırkçılık ve adaletsizliklere karşı büyük mücadeleleriyle tanınan Mandela bu gün hayata gözlerini kapadı. 
 

Yıllar boyunca insan hakları, yoksulluk ve AİDS ile mücadeleleri ile tanınan Güney Afrika’nın ilk lideri ömrünün üçte birini hapislerde geçirmiş. 
27 yıl hapis yatmak hiç de kolay olmasa gerek…
1993’te Nobel Barış ödülünü kazanmış olan Mandela, Sovyet Lenin Nişanı da dahil 250’den fazla ödüle layık görülmüş.

Kaderci olmadığımı  fakat kadere inandığımı her zaman söylerim.
Örneğin zenciler Afrika’da doğup açlık çekmeyi kendileri seçmediklerine göre, kader denilen şeyin ispati gayet kolay aslında.
Tıpkı bizim de Türkiye’de doğup ailelerimizi ya da akrabalarımızı kendimiz seçmediğimiz gibi…
Ancak hür irademizle verdiğimiz kararlar doğrultusunda yaşama biçimimizi ve pek çok şeyi kendimiz seçebiliyoruz.
Kendi kendimizi yetiştirip, geliştirip  güzel insan olmak  bizim elimizde elbet.

Güzel insan deyince, bu aralar bir kaç güzel insanla oturup sohbet etme imkânı bulabildim.
Türkiye’den gelen dostlarla..
Bunlardan birisi Karacalar Köyü Muhtarı Nurettin Şahbaz, diğeri de orada yaşayan halk ozanımız Aşık Yoksul Derviş idi.
Her ikisi de birbirinden değerli gönül insanları.
Muhtarın çalışmalarını onu tanıyan pek çok kişi takdir eder.
Onun anlattığı ayna hikayesi çok hoşuma gitti.
Hikayede herkesin bir aynada kendisini gördüğü anlatılıyordu..
Nasıl bakarsan öyle, kime bakarsan onu görürsün misali..
Ayni zamanda hafız da olan Aşık Yoksul Derviş günümüzün büyük ozanlarından.
Onlarla sohbete başlayınca zamanın nasıl geçtiğini fark etmek mümkün olmuyor…
Hele bir de ozanın elinde saz olunca.
Konu sevgi, aşk, tasavvuf olunca…
Onlar bu gün varlar, ama yarın olmayacaklar.
Yaşarken kıymeti bilinmesi gereken insanlar…
Zamanı ya da gidenleri geri getirebilmek gibi bir şansımız olmadığına göre, onu ya da onları çok iyi değerlendirmemiz gerekiyor.
Sevdiğimiz, güzel insanların değerini bilerek, her animizi iyi değerlendirerek geçirmemiz bizim için daha hayırlı..

Bazen öleceğini bile bile yaşadığını unutuyor insan.
Neden yaratıldığını, nasıl yaşadığını…
Ve birden öyle bir fırtına geliyor ki, bir yıkım, bir ölüm haberi…
Silkelenip hemen kendine geliyor.
Dünyaya boşu boşuna gelmedik elbet diyor. 
Tıpkı o gönül insanlarının yaşadığı gibi yaşamak istiyor.
İnsanlara faydalı olmak, güzel şeyler üretmek, sevmek, sevilmek istiyor.
Fırtına…
Fırtınanın şiddeti ne olursa olsun martı sevdiği denizden vaz geçmezmiş.
Öyle güzel martılara yolları açık olsun diyelim.
05-12-2013
Brüksel