EMİRDAĞLI ŞEHİTLERİMİZ

Geçmişini bilemeyenin geleceğine emin adımlarla yürümesinin zorluğunu hepimiz biliyoruz. Bu vatanın hangi şartlarda kazanıldığını içimizde bilmeyen yok elbette.

Aziz Atatürk’ün ifadesiyle ‘Milli varlığın temelini millî şuurda ve millî birlikte görmekteyiz.’ Millî şuurumuzun esasının da kendimizi, milletimizi sevmekten geçtiğinin farkındayız.

Milletimizi sevmek, dün bugün köprüsünü sağlıklı kurabilmeye bağlıdır. Bu köprünün temel taşında da şehitlerimiz vardır.

Şehitlerimiz, çağları birbirine bağlayan zincirin halkaları gibidir.

Şehitlerimiz, manevî bekçilerimizdir.

Şehitlerimiz tanımak, tanıtmak en ulvî görevlerimiz arasında olmalıdır.

Bu duygu, düşünce ve fikirlerden hareketle memleketi, doğup büyüdüğü, kültürüyle yoğrulduğu Emirdağı için neler yapılabileceğinin somut örneklerinden birini Danıştay Üyesi Yüksek Yargıç Sayın Hamza EYİDEMİR geçtiğimiz günlerde verdi.

Emirdağlı Şehitlerimiz adında 552 sayfalık çok özel ve güzel bir eser (ISBN 9786058340008 / Haziran 2016, Öz Baran Ofset) çıkarttı.

Babası Yusuf Eyidemir’e ithaf ettiği kitabın ön sözünü Şükrü Türkmen yazmış. Ön sözde sayın TÜRKMEN’in de belirttiği üzere “Emirdağlı şehit sayısı sadece bu kadar değildir. İnanıyorum ki bu sayı binlerle hatta on binlerle ifade edilebilmelidir. Yazarın bazı bilgilere ulaşamadığı ortadadır. Ümraniyeli üç, Davulgalı iki şehit kaydı var iken nüfusça bunlardan çok küçük olan Dağınıklı on Hisarlı dokuz şehit bilgisine yer verilmesi, dikkat çekidir. Şimdiye kadar hiç yapılmayan bu çalışma, bununla sınırlı kalmamalı ve daha çok derinleştirilmelidir.”

Sayın Eyidemir, sunuş yazısında özetle “Bu konuda bir çalışmanın ulaşabildiği kadarıyla olmadığını, yakın çevremden başlamak üzere değişik kesimlerde bu işi dillendirdiğini, konunun hassasiyetini ve zorluğunu bildiğini, Milli Savunma Bakanlığı’nın çalışmalarının da halen devam etmesi sebebiyle şehitlerimize ait bilgilere ulaşmanın zorluğunu, bilgi ve belgelere Milli Savunma Bakanlığı Arşiv Müdürlüğü personelinin gayretiyle bilgi ve belgelere ulaşabildiğini’ belirtiyor.

Öğretmeni Şükrü Türkmen ve eşi ile çocuklarına teşekkür ederken eleştirilere açık olduğunu da belirtip kitabım faydalı olması dileklerini bizlerle paylaşıyor.

Kitapta şehit veren Emirdağ köyleri alfabetik sırada verilmiş.

Ülkemizde her gün toprağa verdiğimiz vatan evlatlarıyla hepimizin gözlerinin buğulandığı bir atmosferde bu kitap yayımlandı.

Kitabın ücretsiz dağıtımı içim de Sayın Eyidemir’e ne kadar teşekkür etsem azdır.

İşin ehli olanların şehitlerimize ait daha güzel eserler ortaya koyacağın inanıyorum.

Şehitlerimize vereceğimiz en güzel hediyeler onları eserlerle taçlandırmak suretiyle unutturulmamalarıdır. Emirdağlı şehitlerimiz gibi bütün şehitlerimiz, inşallah, en kısa zamanda ayrı tespit ve tasnif edilerek kitap halinde yayımlanmalıdır.

Arif Nihat Asya merhumun

‘Şehitler tepesi boş değil,

Toprağını kahramanlar bekliyor!

Ve bir bayrak dalgalanmak için

Rüzgâr bekliyor!

Destanı öksüz, sükûtu derin meçhul askerin.

Türbesi yakışmış bu kutlu tepeye

Yattığı toprak belli.

Tuttuğu bayrak belli.

Kim demiş meçhul asker diye?’ ifadeleriyle bütün şehitlerimizi, rahmet, minnet ve şükranla bir kez daha anıyorum.

Vefa borcunun nişanesi kabul ettiğim bu kitabın faydalı olması temennim, şehitlerimize okunacak bir ‘Fatiha’ ile taçlanacaktır inşallah.