Bacı Sultan

Günümüzde Ali Nureddin Şahbaz önceliğiyle daha çok bilinir Şıhgızılar Sülalesi. Aile fertlerini birbirinden ayırmak, ayrı düşünmek mümkün değil elbette. Tanınırlık açısından, gençlerin bilgisi açısından Nureddin Şahbaz(Kırmızı Muhtar), Emirdağ’da/çevrede önde.

Nureddin Şahbaz’ın babası Kadir Aga’nın tanınmışlığı da annesi Şıh Kızı sayesinde…

Şıh Kızının babası Hak Halili

Esas itibarıyla bizim konumuz Şıh Kızı…

Elli yaşın üstündekiler Zehre Bacı, Zehre Anne, Zehre Ebe; daha çok da Şıh Kızı olarak bilip hatırlar rahmetliyi…

Epey bir kişiye ‘ahretlik’… Konu komşuya ‘çapıtbaş’… Bölgeye ‘abıla’…

Zarif, kibar, usul konuşan, hayır elli, tatlı dilli, munis, sevecen, bunalanın bun’unu alan bir kadın efendi…

Değişik anlamlardan biri ‘Tarikat şeyhlerinin karısı’ ‘bacı’ iken Zehre Bacı, hepimize ‘Bacı’..

Dergâha yakın olanların tamamının Bacı Sultan’ı….

Benim öğrendiklerim yakın çevresinden, çocuklukta onu bilenlerden, görmüşlüğü olanlardan, konu ilgili araştırma yapanlardan, köylülerinden dinlediklerim; hakkında yazılan yazılardan incelediklerim ve ilgililerden duyumlarımdan ibaret.

On dört yaşında babasından din – tasavvuf bilgileri öğrenmiş. Evliliğinden yedi ay sonra babası vefat ediyor. Dört oğlu olup dördü de vefat edince yedi yıl sonra tek oğulları Abdilkadir (Kadir Aga) dünyaya geliyor (1922). Bir sohbetinde Kadir Aga, ‘Anam beni emzirirken mutlak abdestli olurmuş ve emdiğim sürece bana kaside okurmuş’ der.

Eşi İbrahim Efendi, 1957’de rahmetli oluyor. Babasının ölümüyle maddi manevi yükler, sorumluluklar artar. Tarlada, yaylada yazıda, ormanda elinden geldiğinden de fazla çalışır. Babası ile rabıta devam etmektedir. Bunu, konu ile ilgili rüyalarını başta oğlu olmak üzere çevresindeki dervişler bilmektedir.

İstiklal Harbinde askerimizin maddi manevi yanındadır. Cephedeki askerimize dervişleriyle duaya hep devam eder. Türbede her gün on iki Yasin-i Şerif okumaktadır.

Bu yıllarda özellikle Emirdağ başta olmak üzere çevre köylerdeki kadınlarla ders vermektedir. Ziyaretçileri çoktur. Belli kadınlara el vermektedir. 1938’de Atatürk’ün ölümüne çok üzülür. Tekke ve zaviyelerin kapatılması ile birlikte, muhbirlerin marifetiyle, sık sık şikayet edilir. Kaymakamlıkta ve adliyede epey bir uğraşır, uğraştırılır.

Bu süreçte halkla iç içedir. Çocukla çocuk, büyükle büyük olmayı/olabilmeyi becerebilen ender insanlardandır. ‘insan’ olan herkese sevgi ve merhamet elini her hal ve şartta uzatır. Onun için insan olmak/olabilmek esastır. Allah yaratmışsa sevmemek kimsenin haddinde değildir zira.. Sevmekten de öte sevilmeyi becerebilen Anadolu erenlerindendir Şıh Kızı. Askere gidene harçlık ondandır. Fakirlerin iaşe ve ibadelerine destekler ondandır. Evleneceklerin çeyiz ve başlık dâhil diğer destekler ondadır. Her şey maddi destek değil. Onunla konuşan/kaynaşan rahatlıyor; çevresini rahatlatıyor. Devlet erkânını Türbede/evde/köye misafir eder. Yatılı misafirleri de çoktur. Türk geleneğine göre ağırlar misafirlerini. Kendi yemek yapar, yemek yaparken de ‘Benim değil Fatma Anamızın eli’ der. Oğlu Kadir Aga, ‘Anamın yemeğinin tadını hiçbir yemekte bulamadım’ der. Toplu yemeklerde(düğün/ölüm vb) sarma sarmalara iştirak ettiğini söyleyenler çoktur. İsrafa çok karşıdır. Müsriflerden/Müsriflikten uzak durulmasını tembih eder. Kadınlara ders çekiminden sonra ev/aile ilişkileri ile ilgili nasihatlerde bulunur; geçim dirlik konularında onları uyarır. Arada da olsa sigara içmeyi vefatından sekiz ay öncesine kadar sürdürür. İlçe dışından misafirleri de sürekli vardır. Sohbetlerde ağırlıklı olarak kendini “Bende -i Ali Abanın azat kabul etmez kölesi’ olarak tanımlar. ‘Aşk ile yapılan her şeyin her zaman daha güzel olacağını’ hep telkin eder. Hakk’ın sevgisinden mahrum kalmak, en büyük korkusudur. Hakk’a hizmetin halka hizmetten geçtiğini sürekli vurgular. Bunun şartının da kimseyi kimseden ayırmamak olduğunun bilinmesini ister.

Bölgede “su hayırı” diye bilinen köylere çeşme yapımı/yaptırımında hep öndedir. Karacalar’a 1944’te, Dereköy’e 1947’de, Kurudere’ye 1950’de çeşme onun öncülüğünde yapılır.

Dereköy ve Karacalar’a cami yaptırılmasında da öndedir. Bağışların toplanması, toplanan bağışların amaca uygun harcanmasında çevrenin güvenini tam kazanmıştır.

Su hayrına yoğunlaşan, buna ön ayak da olan, kendi gücünün üstündeki yardım severlerle paylaşan, su hayrı için yardım edenlere karınca kararınca yarpuz, nane, kekik feslikan(fesleğen) gibi hediyeler verir. Kendine yalnızca su ikramı kabul eder.

İletişimde ve üslupta problemi yoktur. İstanbul gezisinde akşam misafir olduğu eve döndüklerinde kendilerine rehberlik yapan evin kızını çok beğenip kızın babasına ‘Oğlum, bugün bir deve bir karıncanın ardına düştü de koca İstanbul’da gezmediğimizi yer kalmadı’ der.

31 Temmuz 1965’te Rahmet-i Rahman’a kavuşur. Ruhunu teslim etmeden önce yanındakilere Yasin-i Şerif okutması ve sonra da kendinin okuması dikkate şayandır. Türbede Hak Halili’nin yanında metfundur. Mekanı Cennet olur inşallah.