Burhanettin Çil

1943 Eylül ayında Afyonkarahisar-Emirdağ- Çilli Mahallesinde dünyaya geldi. İlk ve ortaokulu Emirdağ’da bitirdi. 1963 – 1964 Öğretim Yılında Emirdağ-Gedikevi Köyünde vekil öğretmenlik yaptı. Devlet memuru olarak 1967 tarihinde Emirdağ Ağır Ceza Mahkemesinde yazman olarak göreve başladı.

Emirdağlı Zarraf – İş İnsanı
Eskişehir

1943 Eylül ayında Afyonkarahisar-Emirdağ- Çilli Mahallesinde dünyaya geldi. İlk ve ortaokulu Emirdağ’da bitirdi.
1963 – 1964 Öğretim Yılında Emirdağ-Gedikevi Köyünde vekil öğretmenlik yaptı. Devlet memuru olarak 1967 tarihinde Emirdağ Ağır Ceza Mahkemesinde yazman olarak göreve başladı. Yarım kalan tahsilini 1969 yılında Adalet Bakanlığı bünyesinde “ Adalet Mektebi” ni bitirerek tamamladı. 1973 yılında yine Adalet Bakanlığı’nın açmış olduğu sınavı kazanarak İcra Müdürlüğü ünvanına sahip oldu. Yurdun çeşitli yerlerinde başarıyla yürüttüğü hizmetinin sonunda 1993 yılında emekli olarak görevinden ayrıldı.
Bugüne kadar üç kitabı yayımlandı. Bergüzar adlı şiir kitabı; aşk, sevgi, aile bireyleri ve doğa üzerine düzenlenmiştir. Bergüzar’da sevgiye ve sevgiliye saygı, hürmet vardır. Bunan yanında yanan yürek, köz olan sevda vardır. Bergüzar, aşk ve sevgi kitabıdır. Bergüzar’da; geçmişe özlem, yayla, göç, sevda, hayvancılık, töre, aile bağı gibi pek çok konuyu estetik unsurlar kullanarak şiirleştirdi. Kin ve nefretten uzak, sade, anlaşılır, sevecen ve yumuşak bir dil kullandı.

İkinci kitabı: Dem Vurur Teller ’deki şiirlerin tümü rubai tarzında yazılmıştır. Burada az sözcük ve yoğun imgelerle çok şeyi anlatmak istedi. Felsefi, tasavvufi ve hikmetli dörtlükleri ihtiva eden bu kitapta yine sevgi, hoşgörü, vefa ve kardeşlik gibi pek çok insani vasıfları şiirleştirmeye çalıştı.

Üçüncü kitabı; Bizim Sokaklar’da şairliğinin duygusallığını ve duyarlılığını anılarına yansıtarak, mâzide kalan olayları, izlenimleri ve eleştirileri ilgi çekici bir anlatımla okuyucularına sunmaya çalıştı. Çil bu kitabında, anılarını şiirsel bir anlatımla ve roman tekniğine yakın bir üslupla ifade etti.
Burhanettin Çil, şiirde ulaştığı başarıyı düz yazıda da yakalayarak hayatının arşivinden seçtiği anıları, edebi bir üslûpla okuyucularına sunup ’’ bu kubbede bâki kalan hoş bir seda‘’ bırakıyor.

Çil, şairliğinden gelen duygusallığını ve duyarlılığını anılarına yansıtarak mâzide kalan olayları, izlenimleri ve eleştirileri ilgi çekici bir anlatımla okuyucularına sunuyor.
Burhanettin Çil, 2017 yılında Eskişehir’de yılın ahisi seçildi. Pek çok şiir etkinliğinde görev alan Çil, edebiyat programlarının aranan bir ismidir.

ŞAİR VE YAZAR BURHANETTİN ÇİL’İN ESERLERİ HAKKINDA GÖRÜŞLER

YAZAR VE ŞAİR BURHANETTİN ÇİL

Emirdağ Gazetesi’nde çevre temizliği ile ilgili, Sandıklı Çiğiltepe Gazetesi’nde de devlet memurlarının görev ve sorumluluklarıyla ilgili yazılar yazar. Aziziye ve Emirdağ der-gilerinde öykü ve şiirleri yayınlanır.
Üyesi olduğu Eskişehir Şairler Derneği’ne giderek yazdıklarını paylaştı. Teşvik ve destek gördü.

Yayınlanmış “Bergüzar” isimli şiir kitabı ile “Bizim Sokaklar, Nostaljik Anılar” isimli 2017 yılı için basıma hazırlanmış kitap, tarafımdan görülmüş, incelenmiş diğer bir eseridir. Emirdağ ilçesindeki çocukluğundan günümüze örf, adet, gelenekler, komşuluklar, evler, sokaklar, okullar, göçerlik, yayla yaşamı gibi bugün unutulmaya, terkedilmeye, değişim ve dönüşüme uğrayarak kaybolmaya başlayan değerleri, belgesel gibi işleyen, tespit eden bir çalışmadır.
2013 yılında, “BURHANETTİN ÇİL’İN HAYATI, EDEBİ KİŞİLİĞİ, ŞİİRLERİ ve HİKÂYELERİ” isimli bir tez, tarafımdan öğrencim Tayfun GÜVENÇ’e yaptırılmıştı.
“ Bergüzar” isimli kitabı henüz basılmamıştı. Bu kitap-ta yer alacak şiirler tezimizin inceleme konusuydu.
Tayfun Güvenç’in tezindeki bazı tespitlerimiz şöyledir:
“Burhanettin Çil’in şiirlerinin üzerinde ağırlıklı olarak durduğu konular; aşk, memleket sevgisi, tabiat sevgisi, dini konular, sosyal konuların yanı sıra değişik konular üzerinde de durmuştur. Bilhassa şiirlerinde dikkati çeken unsur Emirdağ’a olan sevgisi ve bağlılığıdır.
Onun doğduğu yere, yaşam tarzına olan aşkını ve yıllar sonra vardığı noktadan özden hiçte kopmadığını anlamak aşikârdır.
Konular ve işlediği temalar bazında ele aldığımızda şu başlıklar altında şiirlerini kategorize etmek mümkündür:
⁕Aşk, sevgi konulu şiirleri;
⁕Memleket sevgisini anlattığı şiirleri;
⁕Tabiata ve gezip gördüğü yerlere karşı hayranlık duygularını aksettirdiği şiirleri;
⁕Dini konularda yazdığı şiirleri,
⁕Kendi hayatı ve aile ferlerine duyduğu sevgi ve bağlılığı anlattığı şiirleri.” (s.9)
“Dem Vurur Teller” isimli basıma hazırlanan bu kitabımdaki dörtlüklerin tümü rubai tarzında yazılmıştır. Burada “Az sözcük ve yoğun imgelerle çok şeyi anlatmak istedim.” diyen Burhanettin Çil’in, “Dörtlükler” olarak adlandırdığımız bölümde 206 adet dörtlük yer almıştır. “Şiirler” bölümünde ise değişik temalı 10 adet şiiri ile kendisi hakkında yazılmış 2 adet şiire yer verilmiştir.
Kitabın girişinde okuyucularına: “Benim için şiir, öncelikli ve vazgeçilmezdir. Şiire tutkunluğum bende bir sevda-dır. Şiir yazmak, önce yürek ister, emek ister. Sudan duru, ince hisli duyguları gelinlik çağına gelmiş kızların kanaviçe işledikleri gibi ilmik ilmik örmek, siz değerli okuyucularımıza sunmak elbette uykusuz gecelere yâr olmayı gerektirir.” demektedir.
Bergüzar isimli kitabında yer alan temalar tekrar farklı şekilde işlenmiş, ancak güncel olayların ve yaşananların, şiir-lerde yapılan değerlendirmelerle, sosyal eleştiriler ile, halkın duygu ve düşüncelerine tercüman olması bakımından okuyucuya değerli katkı ve rehberliği olacaktır.
Geleceğin okuyucusu günümüzü anlamada onun şiirlerinden yararlanacaktır. Doğduğu yer olan Emirdağ ilçesinin geçmişteki yaşamı, coğrafi güzellikleri, göçerlik yaşamı, yayla hayatları, sıkıntı ve güzellikleri, büyük bir sevgi ve özlemle dile getirilmiştir. Göçler ve değişen yaşam tarzları dolayısıyla unutulan yaşamlarının, gidilmeyen yaylaların, değişen komşulukların, insan ilişkilerinin, geleneklerin işlendiği bu şiirler geleceğe belgesel gibi ışık tutacaktır.
Burhanettin Çil Beyi, bu üçüncü kitabından dolayı kutluyorum.

Prof. Dr. Halil Buttanrı

BURHANETTİN ÇİL ŞİİRİ

Öğrencim Tayfun GÜVENÇ ile Şair, yazar Burhanettin Çil üzerine mezuniyet tezi çalışması yaptık. Çalışmamızda, Burhanettin Çil’in hayatı, edebi şahsiyeti, şiirleri ve düzyazılarını değerlendirdik.
Burhanettin Çil’in hayatından kesitler alarak, mülakat şeklinde elde ettiğimiz bilgileri edebi şahsiyeti üzerine yaptığımız değerlendirmede kullandık. Şiirleri henüz basılmış değildi. Çeşitli dergi ve gazetelerde yer alan düz yazıları da bu çalışmada incelemeye alındı. Bunlar şekil ve muhteva özelliklerine göre karşılaştırıldı. Son olarak ta şairin sanatına karşı beslediği duygu ve düşünceleri, dış çevrenin şaire karşı oluşturduğu intibaı, kültürümüz ve gidişatı hakkındaki fikirleri soru-cevap şeklinde verilmeye çalışıldı.
Burhanettin Çil’in şiirlerinin üzerinde ağırlıklı olarak durduğu konular; aşk, memleket sevgisi, tabiat sevgisi, dini konular ve sosyal konulardır. Şiirlerinde dikkati çeken husus Emirdağ’a olan sevgisi ve bağlılığıdır.
Şiirlerini konular ve işlediği temalar bazında ele adlımızda şu başlıklar altında şiirlerini kategorize etmek mümkündür. Aşk, sevgi konulu şiirleri; Bergüzar sevgiliye karşı yazılmış bir şiir, Sakladım Seni; sevgiliye sitem, Gözü Güzel, Yaylanın Güzel Gelini; bir güzeli beğenmiş, Sen Yoksun; özlem duygusuyla yazmış, Dönme Sözünden; sevgiliye hitaben yazılmış, Seni Gördüm, Hoş Geldin Gülüm, Gülüm, Mazimizi Yaşardık; sevgili ve yaşanmışlıklar, Güzelsin, Aşar Giderim’dir.
Memleket sevgisini işlediği şiirleri; Emirdağ’ım, doğduğu yer olan Emirdağ’a beslediği duyguları; Emirdağ Kadını, Emirdağ Dere Boyu, Emirdağ Çay Deresi, Yüreğimde Sevgisin Emirdağ’dır. Tabiata ve gezip gördüğü yerlere karşı hayranlık duygularını aksettirdiği şiirleri; Gemlik Körfezi, Sandıklı, Bergüzar İstanbul, Bizim Yaylalar, Bahar Gelince, Dağlar, Doğuda kış; Malatya için yazılmış, Karacaören, Güzlekte Zaman’dir. Dini konularda yazdığı şiirleri; Kara Toprak, bunun yanı sıra kendi hayatı ve aile ferlerine duyduğu sevgi ve bağlılığı anlattığı şiirleri; Benim Hayatım, Benim Aşiretim, Baba Ocağı, , Babama, Issız Kaldı Yurdum; ablası anısına yazılmıştır. Sen Ağlama Gül Bebeğim; kızı için yazmış, Anne, Dönmüyorsun; eşiyle kırkıncı yıl anısına, Dönerim Anne, Güzel Olur, Eylül Gülüsün; torunu Baran’a duyduğu sevgi, Oğlum Fuat’adır.

Burhanettin Çil’in dörtlükler halinde yazılmış şiirlerinin yanında serbest biçimde yazdığı şiirleri de mevcuttur. Bunlar; Çocukluğumu Özlüyorum, Hırçın Rüzgar, Gün Batımında Karacaören, Ateş Düşen Evler, Küskünüm’dür.
Şiirlerinin yanı sıra hikâyeleri de mevcuttur. Hikâyeleri özellikle kendi yaşamından bir sürü küçük ipuçları saklar benliğinde. Bunlar arasında en dikkati çekeni halk arasında “Al Fadime’m Gül Fadime’m” türküsü olarak bilinen türkünün hikâyesinin gerçek yer, zaman ve kişi adları vererek anlatmasıdır. Bununla ilgili Anadolu Üniversitesi Edebiyat Fakültesinden Necmettin Koç ”Burhanettin Çil “Al Fadime’m Efsanesi” yazısında, bu türkünün öyküsünün gerçek yer, zaman ve kişi adları vererek anlatıyor.” der. Yine diğer bir yazar Ahmet Urfalı tarafından Bayat Tarihi’nde ele alınmıştır. Ahmet Urfalı “Bu hikâye şair dostum Burhanettin Çil tarafından kaleme alınmıştır.” der. Yine şairimizin “Gülüm” şiiri Halil Aydemir tarafından bestelenmiştir. Diğer yazdığı hikâye ve yazıları; Sergendeki Yılan, bu hikâyede annesi Haçça Çil ve babası Seyfi Çil’in yaşadığı olay anlatılmıştır. “Potuklu’nun Sarı Kız, ” “İstiklal Savaşı Şehidimiz”. Yazıları; “Emirdağ Ve Ahilik Üzerine”, “Göçün 50. Yılında Emirdağ”dır.

Görüldüğü gibi şairimiz kendini sadece şiirle sınırlandırmamıştır. Şairin şiirleri, hikâyeleri ve diğer yazıları çeşitli dergi, gazetelerde yayınlanmış ve bunlar üzerine görüş bildirenler olmuştur.
Burhanettin ÇİL’i, çalışmalarını kitap haline getirip yayınladığı için kutluyor ve başarılar diliyorum.

Prof. Dr. Halil Buttanrı’nın

BURHANETTİN ÇİL’İN ŞİİRLERİNDE ESTESİZM

      Estesizm ; gerçeklik ve yarar kaygılarından sıyrılarak bir sanat veya felsefe konusunu salt güzelliği için sevme kuramı, güzel duyuculuk anlamında bir sanat anlayışıdır. Burhanettin Çil’in şiirlerine  çok  uygun düşen  bir terimdir. Zira Çil, şiirlerine konu olan temaları güzel duymakta, güzel işleyerek deyiş hâline getirmektedir.
  Bu bakış açısıyla  Burhanettin Çil’in şiirlerini yeniden okumaya başladım. Bu okuyuş, bana yeni kapılar açarken, ruhum, öte duygusuna kavuştu. Her şiirde; yeni  betimlemelere , edebi sanatlara rastlamak gönlümü kanatlandırdı.  Burhanettin Çil’e halk ozanı demeyi çok isterdim. Lakin onun yazdıklarına bakınca ruhta halk ozanı, içerik ve şekilde şair olduğuna hükmettim. O, bize bazen ıssız yaylalardan  kekik kokuları getirirken bazen de şehrin kalabalık  caddelerinden ince duyuşlar taşımaktadır. Türkmen ellerinin ağır ağır gitmesi, kalkıp göç etmesini yayla kültürünün zengin folklor malzemesini şiirine katarak verir. İçinden kınalı keklikler kanatlanır. Yaylacılık bir hayat biçimidir.

’’ Sevdadır, vefadır bizim yaylalar,
Bir ömür, sefadır bizim yaylalar,
Canlara şifadır bizim yaylalar,
Sevgisi, neşesi oğul balından.’’
Yaylalarda, güzellikler ve güzeler vardır.
‘’Yaylanın güzel gelini,
Saçların döver belini,
Bergüzar versen telini, ‘’
Burhanettin Çil’in şiiri; yaylada yazıda bir göç çığlığıdır, mayası naralarla yoğrulmuş. alnı akıtmalı tayların kişnemesi, karagöz kuzuların melemesi, bozca potukların bozulaması ile çiğdem kokulu dağ rüzgârlarının uğultularının Türkmence söylenmesidir . Şair; aşiretini, soyunu söylerken ünlü halk ozanları Karacaoğlan ve Dadaloğlu gibi gururludur. Ancak onda Dadaloğlu’nun kavgacı yapısından çok, Karacaoğlan’nın güzeli ve güzellikleri öven edası görülür.
‘’Anadolu Türkmen’idir aslımız,
Harzemşah’tan beri gelir neslimiz,
Yan yanadır neşelimiz, yaşlımız,
Çil Yusuf dedemiz, oba beyimiz.

Bir başkadır baharımız, yazımız,
Bülbülüz biz, goncayadır nazımız,
Hızma takar gelimiz, kızımız,
Potuklular lakabımız, soyumuz.’’
Onun şiirinde yoksul sevdaların üstüne çisil çisil iner yağmur,Sarar bir anne merhametiyle nasır aralarını. O, Anadolu toprağı gibi cömert ve vefalıdır.
Sırlarını içinde saklamasını bilir, tövbelidir, sevgisinde vericidir :
‘’Alma günahımı, etme intizar,
Mühür gözlerine değmesin nazar,
Bozdurma tövbemi dirliğin azar,
Bir top saçın kaldı bana bergüzar.’’
Aşağıdaki dörtlükte Türkmenlerin yayla göçlerini anlatan Çil, aşiret ozanlarıyla üslup ve duygu olarak aynileşir.
‘’Göç önünde giden sarı mayalar,
Acep gerçek olsa n’olur rüyalar,
Ses vermiyor gayrı ıssız kayalar,
Aşar gider suna boylu nazlı yâr.

Kelep kelep olmuş yârin saçları,
Hilallenmiş siyah zülfün uçları,
Oymak oymak iner ilin göçleri,
Aşar gider suna boylu nazlı yâr.’’

İlhamını asırlık bekleyişlerden alır, tabiatın sesidir, boran uğultusudur, sel gürleyişidir.
’’Ilgıt ılgıt erir karlı tepeler,
Gürül gürül akar şimdi dereler,
Turnalar süzülür, yeşilbaş iner,
Şimşek nazlı çakar bahar gelince.’’
Çil’in, şiirleri Oğuz’un duygu yumağıdır, söylendiğinde ağlatan, duyulduğunda sızlatan. Aşkını söyleyemeyecek kadar utangaç, inkara yönelmeyecek kadar edepli, acısını yüreğine gömecek kadar erdemli olan kavruk insanların iniltisidir.
‘’ Mutluluk dilerim metin ol gülüm,
Açmam sırlasını olsa da ölüm,
Hasretinden perişandır ahvalim,
Selamını bekliyorum nur tanem.’’
Ümitlerine ayaz değen insanın sızısını içine ılgıt ılgıt akıtmasıdır. Metruk evlerin hicranı, gurbetlerin ağıtıdır. Dayanılmaz hasretlerin, zamansız gidişlerin hüzünlü sesidir. Kederle yoğrulmuş gözyaşıdır .
‘’Bu gün mezarına geldim can bacım,
Issız kaldı yurdun, kan ağlar içim,
Resmine baktıkça katlanır acım,
Issız kaldı yurdun, kan ağlar içim.’’
Burhanettin Çil; memleketi Emirdağ’ın sosyal ve kültürel hayatını dile getirirken, şehir yaşantısını da dillendirmekten geri kalmaz. Bu yüzden Şair, kendini yerellikten uzak tutar. Ancak her yazıcı da görüleceği gibi, geçmişe özlemle bakar. Yayla, göç, sevda, hayvancılık, töre, aile bağı gibi pek çok konu estetik unsurlar kullanılarak şiirleştirilir. Çil’in şiirinde kin, öfke bulunmaz. Onun dili sade, anlaşılır, sevecen ve yumuşaktır . Hayata iyilik ve güzell,ik penceresinden bakan Şair, en yoğun duygularını ve acılarını içine gömmesini bilir, şikayet etmez, bağırmaz, olayları tevekkülle karşılar. Çil’in bu anlayışını her şiirinde görmek mümkündür :
‘’ Mutlu olduk, güldük, yeşerdik bağda,
Mücadele verdik, ovada, dağda,
Ruhların vuslata erdiği çağda,
Vefalı dost gibi sorarsın beni.’’
Burhanettin Çil, dini konularda tasavvufa yaklaşmakla beraber sade bir inanışa sahiptir:
‘’ Huşuyla bekledim vakt-i ezanı,
Unutmadım kurulacak mizanı,
Rabbim ıslah etsin dirlik bozanı,
Severim baharı, illâ hazanı.’’
Çil, şiirlerinde halk Türkçesiyle aydın Türkçesini iç içe kullanır. Kelimeler yerli yerine konulurken okuyucuyu rahatsız edici zorlamalara itibar etmez. Şiirlerinde Batı kaynaklı söyleyişlere rastlanmazken Arapça ve Farsça kelimeler uygun yerlerde görülür. Yabancı kelimelere düşkünlüğü yoktur.
Çil, yetiştiği Emirdağ kültür ortamının zengin sözlü kültürünü şiirlerine yansıtır. Yörenin pek çok kültürel öğesi Şair tarafından sevilerek konu edilir. Kültür değişmesi sonucunda unutulmaya yüz tutmuş yerel kelimeler Onun şiirlerinde can bulur. Bunlardan bazıları; ‘’ sövünmek, uğlamak, gezek, evcimen, delme, göğermek, güzlek…’’tir.

Şiirlerinde sağlam bir hece tekniği kullanan Şair, daha çok 7’li ve 11’li hece ölçüsünü tercih eder. Nazım şekli olarak ise beyitler, üçlemeler, dörtlükleri kullanır. Bunun yanı sıra serbest şiirlerinde de ses ve anlam derinliği okuyucusunu sarıp sarmalar, duygu örtüşmesine götürür;
‘’ Göremedim seni istasyonda,
Hasretim yüreğimde, şarkıların dilimde.
Yoksun balkonda, cam önünde,
Yağmur var, ayaz var üşüyorum haberin var mı?’’
Şirin ahenk öğelerinden olan aliterasyon ve asonansları ustalıkla kullanan Şair, şiirlerine ses derinliği kazandırır:
‘’Alma günahımı, etme intizar,
Mühür gözlerine değmesin nazar,
Bozdurma tövbemi dirliğin azar,
Bir top saçın kaldı bana bergüzar.’’ Dörtlüğündeki ‘’z’’ sesleriyle yapılan asonans aynı zamanda Şair’in yüreğindeki sızıyı da ifade etmektedir.Keza,
‘’ Nerede cumbalı ahşap konaklar,
Sarmaşıklar sarmış serin sokaklar,
Mis kokardı tandır damı, yunaklar,
Anılarda kaldı bizim sokaklar.’’ Dörtlüğünün ikinci dizesindeki ‘’s’’ sesleri aliterasyon olarak şiire ahenk vermektedir.
Burhanettin Çil; her geçen gün şiirini güzelleştirip zenginleştirmekte, kendisine armağan olarak verilen söz söyleme yeteneğini Türkçe’nin üstün ifade ediş gücüyle birleştirerek sonsuzluğa doğru yürümektedir.

Ahmet URFALI

BURHANETTİN ÇİL’İN “BİZİM SOKAKLAR”I

Şair Burhanettin Çil, şiirde ulaştığı başarıyı düz yazıda da yakalayarak hayatının arşivinden seçtiği anıları, edebi bir üslûpla okuyucularına sunup “bu kubbede bâki kalan hoş bir sadâ “bırakıyor.
Çil, şairliğinden gelen duygusallığını ve duyarlılığını anılarına yansıtarak, mâzide kalan olayları, izlenimleri ve eleştirileri ilgi çekici bir anlatımla okuyucularına sunuyor. Burha-nettin Çil, yayımladığı şiir kitabına Bergüzar adını koymuştu. Bergüzar kelimesi; anmak için verilen hatıra, armağan, yadigâr anlamlarını taşımaktadır. Şair, bu kitabıyla, şiir dünyasından çok olumlu tepkiler alarak “Bergüzar Şairi” tamlamasıyla anı-lır olmuştu. Şair; sevdiklerine ve okuyucularına şiirlerini bir armağan ve yadigâr olarak bırakmıştı. Bu defa Burhanettin Çil, anılarını topladığı “Bizim Sokaklar” da sevdiklerine ve okuyucularına yeni armağan ve yadigârlarla sesleniyor. Bizim Sokaklar’ın girişine alınan dörtlük, kitabın içeriği ve mesajı hakkında bilgi veriyor:
O eski sıcaklığı yok bizim sokakların,
Ah ü zârı dinmiyor asırlık konakların
Yanmıyor kandilleri kanatlı kapıların
Eski neşesi tadı yok bizim sokakların…
Bergüzar’ı değerlendirme yazımda; “Burhanettin Çil’in şiiri; yaylada yazıda bir göç çığlığıdır, mayası naralarla yoğrulmuş. alnı akıtmalı tayların kişnemesi, karagöz kuzuların melemesi, bozca potukların bozulaması ile çiğdem kokulu dağ rüzgârlarının uğultularının Türkmence söylenmesidir.” demiş-tim.
Bu defa Bizim Sokaklar’ı okuyunca, Çil’in büyük bir ustalıkla kullandığı şiir dilini düzyazıya da aksettirdiğini gördüm. “Yaylada yazıda sere serpe yaşadım, minicik ellerimle ayaklarımla doğayı okşadım, gözlerimle aşılmaz tepelere, masmavi bulutlara binip dolaştım. Yağmuru, sulu sepkeni, çıvgını, fırtınayı boranı gördüm. Ardından altın rengi güneşin, bulutların başımı okşadığını gördüm. Islak çimenlerde kuzularla seviştim, oynaştım. Birlikte ‘ana’ diye meledik, Koçların, keçilerin boynuzundan sakındık. Soğuk pınarlardan, çağlayan derelerden birlikte sular içtik. Alıç ağaçlarından beraber meyvesini yedik. Gölgesinde efil efil esen yele karşı sere serpe uyuduk.”
Şair Çil, şiirlerinde sergilediği edebi sanatları, düz ya-zılarında yaptığı betimlemelerle pekiştirmektedir. Bizim So-kaklar’ın “Karacaören’de Hayat” yazısında Şair Çil, betim-lemedeki ustalığını bir kez daha ortaya koyar: “Al keçeli evimizi buraya kurar, harmanımızı işlerdik. Güneş bir hançer gibi girerken ufkun bağrına, akşam güneşinden karşı tepeler kızıl-laşır, dağlar morlaşırdı. Serin serin eser, can verirdi poyrazı. Bir güzellik çökerdi bağa, bostana. Gelinler kızlar kuyu başına gelir, gün boyu dövende dönen hayvanlar ve sürüler sulanır-dı.”
Bergüzar Şairi Burhanettin Çil, Bizim Sokaklar’da, mâzide bıraktığı ayak izlerini, bir geçmiş zaman gezgini gibi aramakta, bazen buruk bozlaklarla söyleyerek ağlamakta, ba-zen palazlanan bir kuş sevinciyle mutlu nağmelerle şakımaktadır.
Çil, Bizim Sokakları kronolojik bir düzenlemeyle başlayıp bitiriyor. Yazar; çocukluğundan başlayarak, başında kavak yellerinin estiği gençlik dönemini, iş hayatını, olgunluk çağını… ufuklu, kültürel birikimi ve yazı yeteneğinin gücüyle ifade ediyor.
Ünlü Fransız yazar Andre Gide; “Anı yazmak ölümün elinden bir şey kurtarmaktır.” diyor. İşte, yazar Burhanettin Çil, ölümün elinden memleketine ait öyle güzellikleri kurtarıyor ki, bunlar gelecekte tarihçilerin, sosyologların ve Emirdağ sevdalıları tarafından adeta kutsal metinler gibi saygıyla oku-nacaktır.
Sevgili ağabeyim Burhanettin Çil ile aynı memleketin sosyal hayatından, kültürel yapısından gelen birisi olarak, Bizim Sokaklar gibi bir anıt eser meydana getirdiği için teşek-kürlerimi arz ediyorum. Bu eser, sonsuzluğa emanet edilen anılarıyla hep yaşayacak, tazeliğini, diriliğini koruyacaktır.
Yazar, anılarını dürüst, samimi ve sorumluluk duygusunu ön plânda tutarak ortaya koymaktadır. Duygu ve düşünceler yazarın içtenliğini yansıtmaktadır.
Emirdağ’ın pek bilinmeyen sosyolojik ve tarihsel özellikleri Çil’in Bizim Sokakları’nda yeniden gün yüzüne çık-maktadır. Bugün olgunluk çağına gelmiş hemşerilerin hayâl-meyal hatırladıkları konular, yazar tarafından araştırılıp gerçeği bulunarak yazıya dökülmektedir.
Burhanettin Çil; unutulmasına razı olamayacağı pek çok konu ve olayı okuyucularıyla paylaşarak tarihe bir not düşmektedir. Çaydere, Karacaören, Çarşı, yaylalar, Bademlik gibi mekânlar Çil’in kitabında bir yazar gözlemiyle yeniden hayat bulmaktadır. Emirdağ’ın yarım asrı aşan geçmişinden toplumsal kesitler verilmesi, ilçenin nereden nereye ulaştığının da bir belgeseli niteliği taşımaktadır.
Bizim Sokaklar, bir sohbet havası ve anlatımı içinde, konusu üzerinde bilgilendirme amacı taşımaktadır. Dili, yer yer sanatlı olmakla beraber yalın bir anlatımı vardır. Anlatım biçiminde ise tahkiye (öyküleyici) metodu tercih edilmiştir.
Sevgili ağabeyim Burhanettin Çil’i, Emirdağ kitaplığına gerçek anlamda bir anı eseri olan Bizim Sokaklar’ı kazandırdığından dolayı kutluyorum.

AHMET URFALI

BURHANETTİN ÇİL ve “BİZİM SOKAKLAR”

Yaşanılan zaman eskidikçe, yenileri yerine yerleştikçe sanıyoruz ki eskiler gereksiz, söz edilmeye değmez. Hâlbuki çoluk çocuğumuz için bir masal dünyasını andırıyor yaşanan geçmiş. Bütün bu yaşanılanlar önemsiz gibi geliyor insana. Yazılmaya değer değil gibi düşünüyoruz. Yazılacak şeylerin çok orijinal şeyler olması gerektiğini sanıyoruz. Hâlbuki ülke-mizde şimdi bile o kadar farklı yaşamlar var ki duyduğumuz-da inanasımız gelmiyor. Burhanettin Çil Bey’in yaşamı da benim için çok orijinal geldi eski kuşaktan olmamıza rağmen. “Anılar, akıp giden zaman selinden kurtarabildiğimiz kütük-lerdir.” derdi bir hocamız. Gerçekten öyle. Onca yaşanmışlık-lardan ne var elimizde yazdığımız birkaç satırın hatırlattıkla-rından başka.
Herkes yaşıyor. Herkes yaşarken biliyor yaşadıklarını, ancak herkesin eli kalem tutmuyor nedense. Böyle bir alışkan-lığımız yok. Hele şimdilerde varsa yoksa cep telefonları. Gü-nümüzün neredeyse uyanık olduğumuz bütün zamanımızı dolduruyor. Okumalar neredeyse bitti, yazmalar da zaten yoktu.
Edebiyatın önemli kaynaklarından olan anıların, yazar-ların özel dünyalarını tanımada daha gerçekçi olduğunu dü-şünüyorum. Yusuf Ziya Ortaç, “Batıda zengin hatıralar ede-biyatı olmasına rağmen biz bu yönden züğürdüz.” derken bu çok önemli kaynağın Türk milletince göz ardı edilmesine esef etmektedir. Çünkü bir sanatçı hakkında araştırma yaparken onun özel hayatına inmek şüphesiz onu daha iyi tanımamıza, eserlerini hangi koşullarda, hangi etkiler içinde yarattığını öğrenmemize yardımcı olur. “Hatıralar bir çeşme gibi akarsa, geçmiş zaman aynen canlanır.” diyen Adile Ayda , hatıralar-dan hareketle pek çok doğru bilgiye ulaşıla bilineceğine işaret eder.
Sağlığımızda anılmaya değer eserler bırakabildiksek ne mutlu bize. Evlatlarımız, torunlarımız ya da ölmüş kafaların anıtları olan eserlerimiz… Yine bir öğretmenimiz derdi ki bir kişi hakkında yüzlerce yazılmış ciltlik çalışma okuyacağınıza o kişinin yazdığı bir eseri okumak daha hayırlıdır. Çünkü anılar samimidir. İçten geldiği gibi yazılır kişinin bütün samimiyeti ile. Başkasının okuyacağını bilsek bile her şey gerçekçidir. Yaşanılmamış şeyler yaşanmış gibi yazılıp kendimizi aldata-mayız. Bir kişinin yazdığı anılar kadar o kişiyi gerçek anlamda tanıtan başka bir eser türü yoktur. Anılarımızı yazmada ketum kalmayalım. Her şey yazmasını bilen için orijinaldir, okunma-ya değerdir.
Bu anılardan hareketle Burhanettin Çil Bey’in çok özel yanlarını, Emirdağ’daki yaşamı tanıma fırsatı buluyoruz. Onun iyi bir insan, iyi ve anlayışlı bir eş ve baba, fakir dostu, çalışkan, öğrenmeye sürekli açlık hisseden biri olduğu, ülkesi ve milleti için fedakârca çalıştığı anlaşılmaktadır. Göçerlerin hayatındaki zorluklar da bütün çıplaklığı ile gözler önüne se-rilmiş. Yaşadığı dönemdeki bütün Emirdağ hayatı, insanları, örf adet ve gelenekleri, yaşanılan mekânlar, bir Emirdağlı ola-rak eğitim, askerlik ve memurluk yaşamı, çok yumuşak, akıcı ve okurlar için ilgi çekici bir üslupla, bir nefeste okunacak başarıda yazılmış. Şairliğinin üslubuna ve konularını seçip işlemesine farklılık kattığı görülmektedir. Kendi hayatı da, Emirdağ’ın geçmişi de bir tablo olarak sunulmuştur.
Burhanettin Bey, devrinin önde gelen insanı, okuma yazma âşığı, yeri doldurulamaz bir Emirdağ aydınıdır. Onu tanımanın bizi zenginleştireceği, insanımızın dünden bugüne nasıl bir yaşam zorluklarından geldiğini anlamamızı sağlaya-cağı şüphesizdir. Bu eserinden dolayı onu kutluyor, sağlıkla daha nice uzun yıllar geçirmesini diliyorum.

Prof. Dr. Müzeyyen BUTTANRI

BURHANETTİN ÇİL ŞİİRİ

Sayın Burhan ettin ÇİL’i , Aziziye ve Emirdağ dergilerindeki yazılarıyla tanımıştım. Genellikle “folklorik” konuları işlerdi.
İki yıl önce izlemeye başladığım “Eskişehir Halk Şairleri Derneği’nin “Porsuk Şiir Akşamları” etkinliklerinde onu şahsen ve daha yakından tanıma olanağını buldum. Burhanettin Bey, tanıdığım kadarıyla “şiirle yatıp şiirle kalkan’’ biri. Ne zaman bir araya gelsek, hemen, son günlerde yazdığı birkaç şiirini okur, paylaşır.
Bir gün, farklı bir heyecanla, “Hocam, şiirlerimi bastırmaya karar verdim. Benim şiirlerimi tanıyor, şiir anlayışımı biliyorsunuz. Kitabım için siz de birkaç cümle yazabilirseniz sevinirim.” dedi.
Evet, Burhanettin Bey’in neredeyse tüm şiirlerini okumuştum. Üslûbunu, dilini, şiir anlayışım biliyordum. Kendisine “Olur.” dedim.
Burhanettin Çil, Sayın İbrahim Sağır’ın da işaret ettiği gibi hem hece şiiri, hem serbest şiir yazan bir şair olmakla birlikte, bana göre, ağırlıklı olarak “dörtlük” birimi ve hece ölçüsü ile yazan bir “hece şairi”. Üstelik, bu tarzda daha başarılı bir şair.
Burhanettin Bey’in bir hece şairi olduğu tartışmasız ama acaba aynı zamanda bir “halk şairi” sayılır mı, sayılmaz mı?
Günümüzde hece ile yazan her şairin “halk şairi” sayılıp sayılmaması gerektiği tartışmalı bir konu.
Bana göre, Sayın Burhanettin Çil, bir halk şairi. Çünkü, halktan biri/Halkı yansıtıyor. Bakınız “Benim Aşiretim” şiirinde 11e diyor?
“Ovanın özüne konduk her zaman/ Sürüler peş peşe gezdi bir zaman/ Sarı buğday biçer, sürerdik harman/ Can katardı cana suyumuz bizim // Bizlerdik dağların dilinden sezen/ Bizlerdik ot için yaylaklar gezen/ Çekildik kentlere dağıldı düzen/ Öksüz yetim kaldı köyümüz bizim.”
Bu dizelerinden anlıyoruz ki, şairimiz, kırsal kökenli ama kökeninden kopup kente sürüklenmiş biri. Aklı hâlâ köyünde, köylüsünde.
Peki, şairin kent yaşamı nasılmış, bir bakalım. “Benim Hayatım” şiirinde diyor ki: “Meyletmedim yalan dünya malına/ Mağrur olup yürümedim alma/ Rabbimden sakındım,
bandını balına/ Özünden sapanın yandım halına / / Boyumdan yukarı suya dalmadım/
Özgürce yaşadım köle olmadım / Kamu malı yetim hakkı çalmadım / Helâli aradım koştum yılmadım”
İşte bu dizelerle tanımlanan insan, “halk” kavramının göbeğindeki insanın ta kendisi.
Özünden sapmamış, yetim hakkı yememiş, mağrur olmamış insan…
Tanıdığım Burhanettin Bey de böyle biri. Şiirlerinde işlediği konuları da, temaları da bu çerçevede ele alıyor. Eşini, ailesini, yakınlarını; Emirdağ’ı, doğup büyüdüğü yöreyi, oranın insanını, kültürünü çok seviyor. Bu nedenle olmalı; doğa, yayla, oba, bahar, kır, sevgi konulu şiirleri daha bir akıcı.
Şairin dili, yalın. Hemen her okuyucunun anlayacağı bir dille yazıyor. Ancak, kimi zaman yerel ağzı kullanıyor. Sanatsal anlatım konusunda fazla titizlik göstermeye gerek duymuyor. Geleneksel halk şiirinin söz ve anlam sanatlarını yer yer kullanıyor. Sözcüklerini, daha çok anlamı, hece sayısını ve uyağı temel alan bir yaklaşımla seçiyor ve kullanıyor. Bu nedenle özellikle duraklı şiirlerinde ritim, canlı; üslup akıcı…
Kısacası, Sayın Burhanettin Çil, şiirleri zevkle okunacak bir halk şairi.
Sayın Çil! Yüreğine, diline sağlık! Daha nice ürünlere…

Necmettin KOÇ

BURHANETTİN ÇİL ŞİİRİNDE ÜSLUP VE DİL

Şair Burhanettin Çil Hem hece vezni ile hem de serbest şiirler yazmaktadır. Şiirlerinde yumuşak bir üslup, samimi bir ifade ve sade bir dil hâkimdir. Hiç şüphe yoktur ki her şairin bir üslubu ve estetik ifade şekli vardır. Zira şairi şair yapan bu özeliği mutlaka olması gerekmektedir. Şiirin en başta gelen niteliği onun bir ahenk içerisindeki üslubudur. Şiirde şairinin anlatım biçimi şeklinde de ifade edilen üslup, düz yazıdan farklı olmak zorundadır.

Emirdağ’ı deler derin gözlerin,
Bana veda eder dudak izlerin,
Mutluluklar diler, açmam gizlerin,
Bir top saçın kaldı bana bergüzar.
Burahanettin Çil’in “Bergüzar” şiirinden aldığım bu dörtlükte görüldüğü gibi yapmacıktan uzak samimi bir söyleyiş özelliği açıkça kendini göstermektedir. Yine “BİZİM SOKAKLAR”dan bir dörtlükle yazımıza devam edelim.
Hani o sokuda bulgur dövmeler,
Kına gecesinde sağdıç övmeler,
Yâr üstüne söylenirdi nağmeler,
Anılarda kaldı bizim sokaklar.
Zannederim şu iki örnekle izaha çalıştığımız üslup özelliğini şairin diğer şiirlerinde de görebiliriz.

Şimdi şairimizin dili üzerinde aklımızın yettiğince birkaç kelam edelim.
Sade ve anlaşılır bir dille yazılan bütün şiirleri okuyucuyu yormayan, aklı zorlamayan ifadelerle örgülenmiş, estetik söyleyiş güzelliği ile harmanlanmıştır. Şiirlerde sıcacık bir samimiyet okuyanı hemen kendine çekiyor, kucaklıyor ve yadırganmadan okutuyor kendini.
Burhanettin Çil’in Şiirlerinde ifadelerdeki yalınlık, üslubundaki yumuşaklık, mısralar arasındaki ahenk ve musiki ile teknik yeterlilik
en belirgin özellikler olarak görülmektedir.

İbrahim  SAĞIR

BERGÜZAR

Emirdağ’ı deler derin gözlerin,
Bana veda eder dudak izlerin,
Mutluluklar diler, açmam gizlerin,
Bir top saçın kaldı bana bergüzar.

Nihansın sevdiğim, etme ah-u zar,
Ağmış kirpiklerin göz yaşın süzer,
Derdi düğüm düğüm sineme yazar,
Bir top saçın kaldı bana bergüzar.

Sendin yeşil bağın gülünü deren,
Sendin veda eden, buseler veren,
Sendin hicran ile bağrımdan vuran,
Bir top saçın kaldı bana bergüzar.

Yanan yüreğime sarmıştım seni,
Bu yaz geldin yine ağlattın beni,
Yataklara mahkûm ettim bedeni,
Bir top saçın kaldı bana bergüzar.

Alma günahımı, etme intizar,
Mühür gözlerine değmesin nazar,
Bozdurma tövbemi dirliğin azar,
Bir top saçın kaldı bana bergüzar. BURHANETTİN ÇİL

Yayına Hazırlayan :ERTUĞRUL ALTINEL – ESKİŞEHİR