Güvenilmek İstiyoruz

Çok zor kazandığımız ama çok da kolay kaybettiğimiz şeyler başında geliyor ‘güven’. ‘Bir şeye inanmaktan, dayanmaktan, bel bağlamaktan gelen rahat ettirici duygu’ya genel anlamda ‘güven’ diyoruz. Sosyal hayatta güven beslemek istiyoruz. Güven vermek istiyoruz. Güvenimiz olsun istiyoruz.

Güven kazanmak istiyoruz.
Hepimiz her zaman kendimizin güvende olduğu bir yerde bulunmak istiyoruz. Güven toplumu oluşturmak ve bu toplumda yaşamak istiyoruz.
Herkes güvenecek bir kişi/yer arıyor. Bulan da var bulamayan da.
Kimi kesesine kimi dayısına güveniyor.
Esas olan, kendimize güvenmek.
Kendimize güveneceğiz. Herkes kendine güvenecek.
Herkes birbirine güvenecek. Güven toplumu böyle oluşacak.
Güven ve dayanışma sağlanmayan yerde yoğun stres ve gerginlik oluyor. Olsun, güveneceğiz. Güvendiğimiz dallar kırılsa da güvendiğimiz dallar elimizde kalsa da güveneceğiz.
Güvendiğimiz dağları kar boran sarsa da engeller aşılmaz olmaya devam etse de güveneceğiz.
Güvendikçe başaracağımıza inanıp güvenmeye devam edeceğiz.
Kiminle yola çıkıyoruz, yolda kiminle buluşuyoruz; kimlerle yol arkadaşlığı yapıyoruz konusunu daha iyi kavradıkça kendimize daha çok güveneceğiz.
Kuşun konduğu dala değil de kendi kanadına güvendiği gibi biz de kendimize güveneceğiz.
Kimin, kimlerin yanında kendimizi güvende hissettiğimiz bildikçe birbirimize daha çok güveneceğiz.
Kimin ya da kimlerin bizim yanımızda kendini güvende hissettiğini bilebildikçe güven duygumuz daha da gelişecek.
İtimat ettikçe, gönül bağı kuvvetlendikçe, doğruluğuna ve dürüstlüğüne inandıkça, zarar gelmeyeceğini kabullendikçe daha çok güveneceğiz çevremize.
Samimiyetine inandıkça; iyiye ve güzele ulaşmada yardım edip ve destek olabildikçe, çevremize güven telkin ettikçe daha çok güveneceğiz dostlarımıza.
Güvenmek ve de güvenilmek istiyoruz. Hatta güvenmeden çok güvenilmek istiyoruz. Bunu ne kadar başardığımızı da ancak kendimiz biliyoruz.
Evet; her şeye rağmen güvenmeye devam edeceğiz. Güvendikçe güvenileceğimizi unutmayacağız.
Güvenmesine güveneceğiz de aşağıdaki anonim kıssadaki ‘akrep’ gibi olana ne diyeceğimizin cevabını da yine kendimiz vereceğiz:
“Akrep, nehrin kıyısına oturmuş, kendisini karşıya geçirecek birini bekliyor. Bakmış bir kurbağa… Yanaşmış. ‘Beni de sırtına alır, karşıya geçirir misin?’
Kurbağa şöyle bir bakmış. ‘Sana güvenilmez, beni sokarsın!’
‘Seni sokarsam, birlikte ölürüz, boğuluruz.’
Kurbağa kanmış. ‘Peki, gel bakalım.’ demiş. Tam nehrin ortasına gelmişler. Akrep fıtratı gereği kurbağayı sokmuş. Kurbağa can verirken inlemiş. ‘Hani beni sokmayacaktın, bak ben ölüyorum ama sen de boğulacaksın.’
Akrep içini çekmiş. ‘Ne yapalım; burada usül böyledir…’