Ahi Evran Kimdir?

Ahilik, köylere, kasabalara kadar yayılan, en küçük teşkilâtından en büyüğüne kadar, millî birlik ve beraberliği, karşılıklı saygı ve sevgiyi, sosyal dayanışma ve yardımı temel ilkeler sayan, el birliği, gönül birliği ve kardeşlik havası içinde, din ve ahlâk kurallarına sıkı sıkıya bağlı, köklü, sağlam, düzenli ve millî bir toplum kurmayı amaç bilen, sosyal ve ekonomik bir kuruluştu.

Adı Soyadı : Sheykh Nasreddin Ebul Hakayik, Mahmud Bin Ahmed El-Hoyi (Ahi Evran)
Ünvanı : Ahiliğin kurucusu ( Ahi Evran)
Mesleği : Esnaf ve Zanaatkar Lideri
Doğum Tarihi/Yeri: Aralık 1169, İran
Ölüm Tarihi/Yeri : 1 Nisan 1261,Kırşehir

Malazgirt Zaferinden sonra, Anadolu’nun ortasında güçlü bir devlet, ileri bir medeniyet kuran Selçuklu Devleti, Moğol akınları yüzünden on üçüncü yüzyılın sonlarına doğru zayıflamaya başlamış, bu yıkıntıyı ayakta tutabilmek için, Anadolu’da yerleşen Oğuz Boyları, ayrı ayrı bölgelerde kümeleşmeye başlamışlardı. Nitekim, on dördüncü yüzyılın başlarında, Anadolu’daki Selçuklu hakimiyeti son bulduğu sırada, birçok Türk beylikleri ayrı ayrı devletler kurmuşlardı. Bu günlerde (Ahilik) adıyla, millî bir dayanışma birliği, Anadolu’da sosyal düzenin kurulmasına öncülük etmiş, hattâ bu birlik, Osmanlı Devletinin, güçlenmesine ve teşkilâtlanmasına yardımcı olmuştu.
Ahilik, köylere, kasabalara kadar yayılan, en küçük teşkilâtından en büyüğüne kadar, millî birlik ve beraberliği, karşılıklı saygı ve sevgiyi, sosyal dayanışma ve yardımı temel ilkeler sayan, el birliği, gönül birliği ve kardeşlik havası içinde, din ve ahlâk kurallarına sıkı sıkıya bağlı, köklü, sağlam, düzenli ve millî bir toplum kurmayı amaç bilen, sosyal ve ekonomik bir kuruluştu. Bu kuruluşa (fütüvvet) adı veriliyordu. Kendilerine has töreleri ve (zaviye) adıyla tanınan dernekleri vardı. Üyeleri daha çok meslek sahibi esnaftan kişilerdi. Küçük sanatların gelişip yayılmasında, sanat erbabının geleneksel kurallara göre yetiştirilmesinde, ekonomik hayatın düzenlenmesinde büyük faydaları görülüyordu.
Fütüvvet ve ahiliğin tarihi eski olmakla birlikte, Anadolu’da onun kurulmasında Hacı Bektaş Velî’nin tavsiyesiyle, Ahi Evran öncülük etmiştir. Bu nedenle Ahi Evran bu teşkilâtın piri sayılıyordu.

Asıl adının Şeyh Mahmud Nasuriddin olduğu bilinen Ahi Evran, Azerbaycan’ın Hoy kasabasında 1171 yılında doğduğu tahmin edilmektedir. Çocukluğu ve tahsil devresi Azerbaycan’da geçmiştir.
Ahi Evran’ın hocası Fahreddin Râzi, Horosan’da “Farâbî” ve “İbni Sina”nın tüm eserlerini okumuş, onların verdiği bilgileri daha da geliştirerek, tıp, astronomi, astroloji, lisan, edebiyat konularında kitaplar yazmaya başlamıştır. Ahi Evran, “Fahreddin Râzi” (1149-1209) ve âlimlerden, Felsefe ve Kur’an-ı Kerim tefsirlerini öğrenmiştir. Fahreddin Râzî gibi, O da, İbni Sina ve Farâbî’nin etkisinde kalmıştır. Ahi Evran’dan başka, sultanlar, vezirler ve devlet adamları da Râzî’nin derslerini takip etmişlerdir.

    Ahi Evran, gençken Ahmet Yesevî’nin talebelerinden aldığı ilk tasavvuf terbiyesi ile yetişmiş ve olgunlaşmıştır. Ahi Evran, o devrin mutasavvıflarının buluşma yeri olan Bağdat’a gitmeye karar verir. Bağdat’a gitmeden önce Hac farizasını yerine getirir sonra dönüş yolunda müstakbel kayınpederi “Evhadü’d Din Kirmanî” ile tanışır. Büyük üstad sayesinde halife ”Nâsır Li-di-nillah” ile tanıştırılan Ahi Evran, halifenin kurduğu Fütüvvet Teşkilatı’na girer. 1203 yılında O zamanın ilim irfan merkezi olan Bağdat’a gelir.

   Ahi Evran Bağdat’ta iken, Fütüvvet teşkilâtının ileri gelenleri ile tanışarak onlardan yararlanmıştır. Araştırmacı Mikâil Bayram’ın “Tasavvuf Düşüncesinin Esasları” adlı eserinde ve diğer kaynaklarda Ahi Evran’ın çok yönlü bir ilim ve fikir adamı olduğu kaydedilmektedir.

     Orta Asya’nın Türk bölgesi olan Horasan’dan Anadolu’ya göçmüş, onüçüncü yüzyılın ortalarında Konya’ya yerleşmişti. Hacı Bektaş Velî hakkındaki söylentileri bir arada toplayan (Velâyetname) adlı esere göre, Konya’da bir süre oturan Ahi Evran, daha sonra Kayseri’ye gelmiş ve burada dericilik (debbağ) mesleğine girmiş, deri atölyelerinde çalışan bir işçi olmuştu. Deri terbiye etmenin, ham deriyi, türlü emek ve uğraşmalardan sonra olgun, kullanılır duruma getirmenin, onun kokusuna dayanmanın, insanı eğitmek, onu olgunlaştırmak kadar güç olduğunu bilen, bu yüzden bu mesleği seçen Debbağ Ahi Evran, çilesini tamamladıktan ve manevî gücünü de ispat ettikten sonra Kırşehir’e gelmiş, Fütüvvet (yiğitlik,cömertlik) teşkilâtından esinlenerek, İlk Ahilik Teşkilâtınıburada kurmuştu. İnsan nefsinin bir ejder gücünde olduğu, nefsini yenenkişinin dünya hırslarından, kinlerinden, maddî isteklerinden arınacağı inancıyla, Ahi Evran’ın nefis denen(benlik) yılanını içinden söküp atarak bir kamçı gibi elinde taşıdığı söylenmiş, bu sebeple kendisine (yılanlı ahi) anlamına gelen (Ahi Evran) denilmiştir.

     1205 yılında Kayseri’ye gelen Ahi Evran’a ve düşüncesine büyük ilgi gösterilir. Selçuklu Devleti, bu düşüncenin tatbikata geçirilmesine yardım eder. Ahi Evran, 1205 yılında Kayseri’de devletin desteği ile debbağları ve diğer sanatkârları da içine alan büyük bir sanayi sitesinin kurulmasına öncülük eder. Her sanat dalındaki ( 32 meslek ) birliklerin bir araya toplandığı bu siteler, Selçuklu Sultanı Alâeddin Keykubat zamanında diğer şehirlerde de kurulmaya başlar.

Yine Velâyetname adlı esere göre, Hacı Bektaş Velî, sık sık Kırşehir’e gelir, Ahi Evran’la saatlerce sohbet ederdi.

Ahi Evran, Tefsir, Hadis, Kelâm, Fıkıh ve Tasavvuf kitapları yazmıştır. Ayrıca Felsefe, Tıp ve Kimya sahalarında da bilgi sahibi olan çok yönlü bir ilim adamı ve filozoftur. İbni Sina, Sühreverdî ve Fahreddin Râzî’nin bazı eserlerini Farsça’ya çevirmiştir.
Mevlânâ’nın diğer oğlu Sultan Veled’in, Ahi Evran’ın ölümü üzerine yazdığı rubaide geçen ay tutulmasına dayanarak 1 Nisan 1261‘deki meydana gelen parçalı ay tutulması aynı zamanda Ahi Evran’ın ölüm günüdür. Moğol baskınlarının devam ettiği dönemde Moğol katliamında Alaeddin Çelebi ile birlikte öldürülmüştür.

Kırşehir’de Ahi Evran Mahallesi’ndeki Ahi Evran Câmii bitişiğindeki bütün gün ziyarete açık olan türbesinde(defnedilmiştir) medfundur.

Onun Kırşehir’deki türbesi, çağlar içinde (Ahi Ocağı) olarak yaşamış, ziyaret edilmiştir. Ahi Evran adına Ankara’da bir camii yaptırılmıştır. Camiin Selçuklu devri ağaç oyma işlemeli kapı ve pencereleri, bugün İstanbul’da, Amca Hüseyin Paşa Medresesi’nde saklanmaktadır.

Bu dönemde ise, Kırşehir’de 2006 yılında kurulan Üniversite, Ahi Evran Üniversitesi adını taşımaktadır.