Emirdağ Barış Ormanı

Beni Alkolden Kurtaran, Eserim Olan ‘Emirdağ Barış Ormanı’ Uzun süre ava gittim, balık tuttum. Kendi kendime: -Allah’ın verdiği canı sen kim oluyosun da alıyosun! diye kızdım. Avı bıraktım. Yürümeye başladım.

Beni Alkolden Kurtaran, Eserim Olan ‘Emirdağ Barış Ormanı
Uzun süre ava gittim, balık tuttum.
Kendi kendime:
-Allah’ın verdiği canı sen kim oluyosun da alıyosun! diye kızdım.
Avı bıraktım. Yürümeye başladım.

Emirdağ’da konut evlerinin üst tarafına diktiğimiz Barış Ormanı’nın %90’ı benim eserimdir. Gönüllü baktım, büyüttüm, beni alkolden kurtardı. Memlekete, doğaya hayırlı bir eser bırakalım dedik. Orman’ın açılışına o zamanın Kaymakamı İbrahim Avcı, Tema Vakfı Başkanı Hayretin Karaca’yı davet etmiş, geldi. Beni ödüllendirdi, açılışı bana yaptırdı. Ödül olarak beş kamyon çam fidanı gönderdi. Onu da Adaçal’ın arkasına diktik, maalesef koyuna yedirdiler. Her gün yürüme, diktiğimiz fidanlara çıkar gönüllü bakardım. Alayın atış alanında Garaağaç’tan borularla çektikleri su vardı. Alay komutanı ile konuşup bu suyu ormanın içine dağıttırdık, çeşme çıkardık. Kaymakam İbrahim Avcı ile kazma, kürek, bel, hortum aldık. Yağmur sularının ulaşamadığı fidanları arklar açıp, hortumla sulayarak fire vermeden büyüttüm.
Allah her canlıya doğada bir görev vermiş denge bozulmasın diye.

Şehir dışına bir süreliğine gitmem gerektiğinden, ağaçları yeğenime bıraktım “Ben gelene kadar göz kulak ol.” diye.
Sağolsun ilgilenmiş. Emirdağına döndüğümde yeğenim:
-Dayı, Ormanda çeşmenin başında koca bi yılan öldürdüm. dedi.
-Len oğlum, her canlının bi vazifesi var. Tabiatın dengesini bu hayvanlar sağlıyo. Var mıydı sana zararı? dedim.
Yılanlar tarlada ekilenin bekçisidir, kemirgenlerden korur. Eskiden, ilaçlama çıkmadan önce, keklik ardında 8-10 palazı ile ekinlerden bambıl, süne böceklerini toplardı. Yaban kuşları da keneleri. Doğanın dengesini biz bozduk. Ne keklik kaldı, ne yaban kuşları. Kuşların yavru zamanı yapılan ilaçlama nerdeyse hayvanların neslini tüketti, hastalıklar çoğaldı.
Diktiğimiz fidanlardan ayrı kaldım ya, özledim. Ertesi gün sabah ormana yürüme çıktım. Baktım bi yılan çeşmenin hatılında su içiyo, ürkmesin diye hemen durdum. Yılana:
-Yılan kardeş, ben Yeğenim değilim, suyunu rahat rahat iç. dedim.
Hayvan suyunu içip sürünerek ormanın içine doğru kayboldu.
Kendi kendime:
-Arklar açıp ağaçların sularını bıraktımmı, fidanlar sulanasıya Adaçalın tepesine çıkar inerim. dedim, aynını uyguladım.
Adaçalın tepesinde öndeki azattaşa adımı yazdım. Her çıkışta altına çakı ile çizgi kazıdım.

Bu arada Halil Amca (Erenoğlu) geldi, beraber çıktık:
-Sakın amca bırakma devam et. dedi.
Doktorun önerilerini mantık kabul ediyo. İlaçla açacağın kasları spor yaparak açacaksın. Resmen alkoliğim. Kriz gelince her tarafım, kaslarım kasılıyo, elim ayağım titriyo. Mecburen alkol alıp rahatlıyodum. Zaman çok çabuk geçiyo. Mecid’in meyhanenin en genç içkicisi ben idim, bir anda en yaşlı içkici ben oldum. Bu da ayıbıma gidiyodu. Adaçala çıktığım günlerde azatların altında iki rekat namaz kılıp:
-Allah’ım beni alkolden uzak tut. diye yalvarıyodum.
Bir de kendime espiri yapıyodum:
-Yalnız namaz kılacak Bediüzzaman mı oldun be Halis? diye.
Adaçala ine çıka, 25inci çizikte kaslar bayağı gevşedi. Ormana her gidişte 70’lik alkolü ve bardağı pirenin gölgesine koyup, alkol krizi geldimi sek bir bardak atardım. Ağaçlara gene çıktığım bir gün arklar açıp kazma kürek çalışırken epey zaman geçti. Kaslar eskisi kadar kasılmadı, titremeler az oldu. O anlık vücudum alkol istemedi. Alkolün etkisi kaybolmaya başladığında kasılan kasları alkolle değil de bedenen çalışarak açacağımı anladım. Daha sonraki günlerde Adaçala çıkarken alkol götürmedim. Pek de aramadığımı hissettim. Ben bu mereti bırakacağım ama arkadaşlar…
Bir de Avrupa’ya giderken Adliyede Savcılıktan sabıka kaydı aldığım vatandaşlar beni alıp Sakaryabaşı’na falan götürüyolar. O anda aklıma Rahmetli Miço Kemal geldi. Kahvecilik yapıyodu. Bir gün yanına varmıştım:
-Erenoğlu bu gün bir ay oldu içkiyi bıraktım. dedi.
İçki içenler birbirini çok sever.
Ben de:
-Sakın içme Kemal ağbi, beni sevindirdin, çünkü bu illet insanlarda sonunda bir arıza bırakıyo. dedim.
Yedinci ay geldi, çarşıdayım. Tuğluların Ahmet Efe, birkaç kişi, Miço Kemal meyhaneye yönlendiler. Miço rahmetli beni görünce mahçup oldu. Biraz arkada kaldı:
-Erenoğlu! Dana eve gelecek ama mahallenin piçleri olmasa. diye espri yaptı.
Adaçalın tepesinde bunları hatırladım, Avrupadan gelenler beni de götürür dedim. Namaza başladım. Teklif edenlere de “İçkiyi bıraktım namaza başladım.” deyince çok şükür gelip teklif eden olmadı.
Adaçal’a çıkışım 47 olduğunda içkiyi tam bıraktım.
1996’da Torunum oldu. Mardin Yeşilli’ye Hanımla görmeye gittik. Bir de kızım öğretmen, çalışıyo. Orda bir süre kalıp çocuğa baktık. Orda üç ay oruçlarına başladım. Dinimiz mantık dini insan vücudu motorla eşdeğer. Üç ay orucuyla vücudu rektefe yapıyosun. Türkümde de geçer tam 7 sene (Yıl) üç ay orucu tuttum.

Sıhhatime kavuştum.
O yıl, Allah rahmet eylesin, nurlar içinde yatsınlar Şükrü Eniştem, Ayten Ablam, Yeğenim Cengiz, kızı Melek Şüheda elim bir trafik kazasında vefat ettiler. Alkolü 3 ay olmuştu bırakalı. Tekrar alkole başlamam için çok büyük bir neden, acımı hafifletmek için sebepti. Yıkımdı benim için, yüreğimi kanatan bir acıydı. Allah böyle acıyı kimseye vermesin.
Ağaçlara her çıkışımda Rahmetli Ayten Ablamın evin önünden geçerdim:
-Gardaşım alkolü bırakmışsın, çok memnun oldum, çok sevindim, bi daha içme. derdi.
Bu sözleri aklıma geldi.
Kendi kendime “Gözel bacım sana söz verdim, içmeyeceğim bu zıkkımı.” dedim, içmedim.
İçsem bi daha toparlayamazdım…
Kulakları çınlasın Kaymakam İbrahim Avcı ilen Bayat’tan bir otobüs dolusu işçi kadın getirdik. Adaçalın arkasına günlerce ağaç diktik. Kadınlar tecrübeli, daha önce Köroğlu Beli’ne ağaç dikmişler. Onların masrafı ayrı, traktör çalışıyo ona da para ödüyoz:
-Halis Bey beş paramız kalmadı. Pınarbaşından Çiftliğe kadar suyun kenarlarında söğütler var. Onlar hazinenin, keselim satalım. dedi.
Ben pek razı olmadım çünkü Allah’tan korkmayan çok. Dediğim gibide Kaymakam kesti yedi diye dedikodu çıkardılar, kesinlikle alakası yok. “Adil’in bir sarhoş var, yanına birde Kaymakam buldu, iki fakirin koyun güdeceği yere ağaç dikiyolar…” o kadar merayı bırakıp kör gibi bizim ağaçlara gözünü diktiler. Kaymakamı sürdürdüler. Adamcağız Vali de olamıyo. İbrahim Bey’in hakkı bu değildi. Çok vebale girdiler. Sonradan ağaçları koyunlara yedirdiler.
Bu Kaymakam’dan önce Süleyman Tomas diye bi Kaymakam geldi. Rahmetli Ahmet ARDIÇ, Halis ÜNVER, Dodaklı Hüseyin Kaymakam’a hoş geldine gelmişler. Yayla Lokantasına oturmuşlar beni çağırttılar, vardım. Ahmet Ardıç:
-Halis’le beşe kadar beraber okuduk, senden sonra Kaymakam Bey ile okuduk. Kendisi çok aktif, çalışkan. Seni aramamızın sebebi ‘kimlerden yararlanır’ dedi diye. Faal çalışkan deyince:
-Eyvah Ahmet Kaymakamı sürdürürler. dedim.
-İbik ibik konuşma. dediler.

Ben de:
-Hep bunu yaptınız, memlekete faydası olanı sürdürdünüz. dedim.
Dediğim gibi adam mezara giderken sağ tarafta okul yaptı, mükafatı sürülmek oldu.
Kafamı kazıttım Emirdağ Meydanında geziniyom. Yanıma bi taksi durdu.
Baktım Süleyman Tomas:
-Halis Kafayı kazıtmışsın, Emirdağ heralde seni sıktı, atla bakalım arabaya. dedi.
Atladık Bolvadin yolu Pazar gediğine doğru yönlendik:
-Gözün aydın beni sürdürüyolar. dedi.
Şaşırdım, Allah biliyo yıkıldım.
Su deposuna yaklaşırken:
-Memleketinin insanı okul yaptırdım diye benimle uğraşıyo, -taş ocaklarını gösterdi- orayıda Elazığlı yiyor. dedi.
Süleyman Tomas’ın da hakkı bu değildi. Şimdi O da Vali olamıyo. Şikayet edenler hiç Allah’tan korkmuyorlar.
Selam olsun İbrahim Avcı’ya! Selam olsun Süleyman Tomas’a!…
Daha evvelcesi keşiflere gittiğim yıllarda Kaymakam Mehmet Ulvi Özgü de sürülüyodu, ben önledim. Ali Uyar şahitim.
Hikayeyi kendisi çok iyi bilir:
-CHP içinde senden başkasını tanımıyorum. demiştir.
Kaymakam Bey’le gidene kadar hep beraber olduk.
Ben Eskişehir’e göçerken Gümüşhane Valisi idi. Çalışan hedef oluyor ben buna anlam veremedim.
Eskişehir’e taşınırken Alay Komutanı:
-Halis Bey buralardan gidiyomuşsun, bir emrin var mı? dedi.
Ben de:
-Ağaçları hayvana yedirirler diye endişe ediyorum Albayım. dedim.
O da:
-Sen hiç merak etme, çevresini tel örgü ile kapatacağım, askere de göz kulak olması için emir vereceğim. deyince çok rahatladım.
Allah razı olsun, çok teşekkür ettim vedalaştık. Gözüm arkada kalmadı.

Tema’ya gönül işimiz, ağaç dikme işimiz Eskişehir’e gelince başladı, hastalığımın son zamanlarına kadar devam etti. Binlerce ağaç diktim. Her diktiğim ağacı aklıma gelen eşe, dosta, arkadaşlara, evlatlara, torunlara, geçmişlerime adadım. Her birine onların ismini verdim. Ebediyete göçen sevdiklerimi böyle yaşattım.
Eskişehir Tema çevre etkinliklerde beni görevlendirir, ormanla ilgili ağaçla ilgili konuşma yapar, şiir okurdum.
Kaynak: Halis ERENOĞLU
Gönderen : Nur Rahşan ERENOĞLU