Hediye Vermenin Hazzı

Mesnevi’de bir kıssa şöyle:
“Bir dostu Hz. Yusuf’u ziyarete geldi bir gün. Oturup konuştular. Hz. Yusuf başından geçenleri, sıkıntılarını dile getirdi. Uzun süre konuşup dertleştiler.
Konuşmanın sonunda Hz. Yusuf misafirine:
‘Söyle bakalım, bana ne hediye getirdin; zira dostun evine eli boş gidilmez.’ dedi.
Misafir utana sıkıla özür beyan etti:
‘Sana getirmek için her neye baktıysam beğenemedim, sana lâyık göremedim. Bir damlacık su okyanusa hediye götürülür mü? Sana gönlümü ve canımı hediye olarak getirsem bile Hindistan’a baharat satmaya götürmüş olurum. Senin güzelliğine lâyık bir hediye bulmam çok zor oldu. Sonunda sana bir ayna getirmeye karar verdim. Baktıkça güneş gibi parlayan güzel yüzünü görür, sevinir, beni de hatırlarsın.’ dedi. Getirdiği aynayı çıkarıp sundu.
Hz. Yusuf bu hediyeye çok sevindi.”

Evet; hediye etmek, bir bedel almadan bir şey vermek demek.
Sevgi veya saygı ifadesi olarak karşılıksız verilen şeye ‘hediye’ diyoruz.
Karşılıklı hediye alıp vermek de hediyeleşmek…
Hediye olarak verilmek üzere hazırlanmış hoşa gidecek eşyalara de genel anlamda hediyelik eşya diyoruz. Günümüzdeki hediyelik eşyaların hiç de ‘hediye’ olmadığını hepimiz biliyoruz aslında. Hemen hepimizin evinde belli bir işe yaramayan o ‘hediyelik eşyalardan’ o kadar çok var ki.
O hediyelik eşyalardaki soğukluğu aslında hepimiz hep hissediyoruz.
Alanın da verenin da ondan pek bir haz al(a)madığı hediyelik eşyalarla birbirimizi avutuyoruz gibime geliyor çoğu kere.
Gittikçe büyüyen büyüdükçe de bence yozlaşan hediyelik eşya sektörü kıskacında yaşayıp gidiyoruz gibime geliyor niyeyse.
Hediye vermenin de artık yozlaştığını hepimiz anlıyoruz, anlatıyoruz.
Size en son kimin hediye verdiğini hatırlıyor musunuz?
Siz kime hediye verdiniz, hatırlıyor musunuz?
Hediyenin duvarları yıkıp köprüler yaptığını hepimiz biliyoruz.Hediyelerle gönüllerin daha da hoş olduğunun farkındayız aslında.
Hediyeleşmek için hediye almayı beklemeyelim.
Göstermelik hediyelerden, hediye verdiğimizi güç durumda bırakabilecek hediyelerden uzak duralım.
Ne hediye veren udlansın ne hediye alan udda kalsın.
Önceden gönül alma olan hediye; şimdi iş bitirme, gönül çalma olmuş maalesef.
Sevdiklerimize sevdiklerimizden armağan ederdik. Karşılık beklemeden verirdik.
Bir kimseyi veya olayı hatırlatmak üzere verilen yahut onlardan kalan şey(ler)e yadigâr derdik. Adını unuttuk şimdilerde. Yadigâr olarak kalan şeylere, hatıralara, hediyelere ‘bergüzar’ derdik. Hemen aklıma geliveren köyümüz anonim türküleri konuyu ne kadar da güzel özetliyor.
Yeni sene gedece(ğ)im asgere
Yüre(ğ)ime açdınbi(r) goygunyare
Benden selam söylen o nazlı yâre
Bergüzar yollasın sarı saçından (Suvermez / Anonim)

Millet bahçesi de ne aman ba(ğ)lık
Yâr bana işlemiş bergüzar ya(ğ)lık
Eyer Allah bana verirse sa(ğ)lık
Ben seni kötüye yâr mi ederim (Suvermez / Anonim)

Evet; evet. Hediyenin, hediyeleşmenin kıymetini bilenlerden olalım yeter.
Kıymetini bilsek de bilmesek de bil(e)mesek de hayat hepimize bir hediye aslında.
Selâm hediye, tebessüm hediye, güzel söz hediye…
Hayattan edindiğin tecrübeleri başkalarına aktarmak, hediye …
Başkalarını ziyaret ve onlara ikram,hediye …
Yerinde, zamanında, usulüne uygun verilen hediye; en güzel hediye …
Eh, ne kadarını yapabilir

Özcan TÜRKMEN