Menu
RSS
Fasl-ı Muhabbet Grup Atışması "GELİR"

Fasl-ı Muhabbet Grup Atışması …

Bu haftaki konuğumuz da F...

NERDE O KOMŞULAR

NERDE O KOMŞULAR

Sosyal medyada açlık, yok...

Depresyondan kurtulmak için 4 öneri

Depresyondan kurtulmak için 4 öneri

Sonbaharı geride bırakıp ...

Pirinç

Pirinç

Gardırobunuza bir bardak ...

WhatsApp toplu mesaj dönemi sona erdi

WhatsApp toplu mesaj dönemi sona er…

Dünyanın en popüler mesaj...

SEYREKBASAN

SEYREKBASAN

(1919 - 1984)Türkünün kon...

DERS ALMAMIZ DİLEĞİYLE

DERS ALMAMIZ DİLEĞİYLE

Apple kurucu ortağı ve CE...

Bende Kaymakam olmak istiyorum

Bende Kaymakam olmak istiyorum

Emirdağ Mithatpaşa Ortaok...

Ne Oldum Deme !

Ne Oldum Deme !

Genç adam iyi bir terziym...

“Akıl Ve Zeka Oyunları Atölye Sınıfı” açılışı yapıldı

“Akıl Ve Zeka Oyunları Atölye Sınıf…

    Emirdağ Cumhuriyet İl...

Prev Next
Nurettin Diker

Nurettin Diker

Web site URL:

Gün Birlik Olabilme Günüdür

Türk Silahlı Kuvvetleri'miz Suriye Milli Ordusu'yla birlikte Suriye'nin kuzeyinde PKK/YPG ve Deaş terör örgütlerine karşı #BarışPınarıHarekatı'nı başlatmıştır.

Amacımız güney sınırımızda oluşturulmaya çalışılan terör koridorunu yok etmek ve bölgeye barış ve huzuru getirmektir.

İdeolojilerimiz veya fikirlerimiz eğer bir ülkemiz olmazsa anlam bulamaz ve bunları ifade edecek platform bulamayız. Tüm bunlar için ideolojilerimizi ülke bütünlüğünün önüne koymayalım ve kadim tarihte kardeşçe yaşadığımız bu topraklarda daha binlerce yıl yaşayabilmek için elimizden gelen özverileri gösterelim. Rabbim Mehmetçiğimize güç kuvvet versin.

Allah Mehmetçiğimizin ayağına taş değirmesin Bugün dünkünden daha çok birlik ve beraberliğe ihtiyacımız vardır!

Tek ağaçtan orman olmaz

Bugün dünkünden daha çok birlik ve beraberliğe ihtiyacımız vardır!
Bizler kendi doğrularını toplumla paylaşan insanlarız.
Yazdıklarımızın sevabı da günahı da bizimdir.
Bazen yayınlanmak üzere hazırladığımız bir yazı bitip bir bütün olarak okuduğumuzda zülf-ü yâre dokunacak maksadını aşan yazılarda yazabiliriz.
Bu yazı bir makaleyse genelde tekraren kontrol ederken düzeltilir.
Ancak sosyal medya bu anlamda anlık ifadelerin sınırlı sayıda kelimeyle yazıldığı cümlelerden ibaret olunca bazen maksadını aşan ifadeler olabiliyor ve siz eskilerin tabiriyle "siyakı ve sibakı (Siyak, “öncesi” anlamına; sibak ise “sonrası” anlamına gelir) başkalarınca bilinmeyen" bu ifadelerle zülf-ü yâre dokunan bir noktaya taşımış oluyorsunuz.

   Bu kişilerin bir kısmı siyasetin aktif aktörleri, bir kısmı Osman Gazi'nin Şeyh Edibali'si, Fatih'in Akşemseddin'i mânâ dünyasının mimarı, gönül insanlarıydı.
Bu gönül insanları yaşları kemale ermiş Hak dostları olarak ilerleyen yıllarda ya ebede yürüdü yada bazı yalakalarca karar vericilerle aralarına perdeler duvarlar örüldü.
Her gönül zaman zaman teskin olacak bir ufku derin sîne arar.
Lakin unutmamak gerekir; nefis alkışı, pohpohu sever.
Eski Cumhurbaşkanlarından Demirel'in şu söylemi siyasetçilerin etrafını saran dalkavuklarca fiilen yaşanır / yaşatılır. "meseleleri mesele yapmazsanız mesele kalmaz."

Zirveye çıkmak zordur lakin zirvede kalıcı olmak daha zordur.
Zirvelerde zemin kaygan, hava kar boran, ufuk sisli pusludur.
Her dönemin ağır imtihan konuları vardır.
Üstünüzde milletin, ümmetin, insanlığın sorumluluk yükü varsa bu yolda yükünüzü alan dostlar yerine; sırtınıza yük olanlara dikkat etmelisiniz

       Üstad Necip Fazıl'ın ifadesiyle; "Yola çıktıklarını yolda bulduklarına değişirsen ; hem yolunu kaybedersin, hem dostunu!"

       Böyle bir toplumsal karşılık yakalandıktan sonra mevzi kaybetmenin tek izahı Hadis-i Şerif'teki karşılığıyla "bir şey kader olacaksa basiret bağlanır" sırrında saklıdır.     
Yapılması gereken bu sûi akibetten Allah'a sığınmak ve safları sıklaştırmaktır.
Gün omuz omuza verme, kardeşlik hukuku gereği Kur'anî ifadeyle "bünyanun mersus" (kenetlenerek yapılmış sağlam bina) olma günüdür.

     Ebu Müslim Horasani'nin o veciz ifadeleriyle; "Onlar zararlarından emin oldukları için; dostlarını uzak tuttular. Kendilerine bağlamak ve kazanmak için de; düşmanlarını yakınlaştırdılar.
Yakınlaştırılan düşman dost olmadı. Ama uzaklaştırılan dost düşman oldu.
Herkes düşman safında birleşince yıkılmaları mukadder oldu."   
İdeolojilerimiz veya fikirlerimiz
eğer bir ülkemiz olmazsa anlam bulamaz ve bunları ifade edecek platform bulamayız.
Tüm bunlar için ideolojilerimizi ülke bütünlüğünün önüne koymayalım ve kadim tarihte kardeşçe yaşadığımız bu topraklarda daha binlerce yıl yaşayabilmek için elimizden gelen özverileri gösterelim.
Bugün dünkünden daha çok birlik ve beraberliğe ihtiyacımız vardır!

Nelerimizi yitirdikte böyle olduk acaba?

Yıl 2017
Ben iki yüzyıl görmüş birisiyim.
Nasıl mı?
1999’a kadar olan yüzyıl
20. Yüzyıl
olarak geçti.
2000 ve sonrası da
21. yüzyıl
olarak geçiyor.
Oysa daha elli üç yaşındayım.
Fakat bu kadar ömür o kadar hızlı geçti ki.
Çok şeye şahit olduk.
Teknolojinin inanılmaz çıkışına hayret ettik.
Oysa biz kâğıt kalemle başladık okuma yazmaya.
Siyah beyaz TV vardı. Bilyeler vardı. Orta sınıf arabalarda klima yoktu.
Evlerde çevirmeli telefonlar vardı. O zaman deselerdi “cep telefonu çıkacak, telefonu yanında taşıyacaksın” inanmazdık belki de.
Şimdi geçmişi düşününce yinede özlediğim şeyler çok fazla. İyi de nesini özlüyorum o günlerin?
Bu soru cevap istiyor işte.
Teknoloji yok, hayat daha zor. Üç kuruşa muhtaçsın. Ev konforlu değil iki oda bir salon, araban yok. İyide nesi var bu geçmişin?


Mesela özel günler…
Dini bayramlar, Yılbaşı yaklaştı mı kırtasiyelerde alırdık soluğu. Özenle kutlama kartları seçerdik. Her yakınımız, arkadaşımız için ayrı ayrı kartlar seçer arkasına üç-beş cümle eklerdik.
Şimdi ise yerini mailler, bildirimler, small ifadeler aldı. Klavye kabadayıları çoğaldı.
Buradan lafı bir dokunduruyorsun,Dünya’nın bir ucundakine zahmetsizce ulaşıyorsun.
Görüyorsun fakat dokunamıyorsun.
Dokunmak demişken elimizdeki telefonlara dokunduğumuz kadar sevdiklerimize dokunamaz olduk. Aynı odanın içerisinde herkes birbirine yabancı. Yakınsın fakat bir o kadarda uzak. Hanım sosyal ağdan yemek hazır, bey sosyal ağdan evladına kızgın. Bedenler yakın fakat ruhlarımız uzak. Dokunamıyoruz ama aynı evde sanal yaşıyoruz. Sahi bizler cep telefonları, sosyal ağlar hayatımıza girmeden önce dumanla mı haberleşiyorduk.
Nelerimizi yitirdikte böyle olduk acaba?

  

Bazen bende eskiler ne kadar güzelmiş diyorum.
Bu güzellikleri toplum olarak unuttuğumuza zaman zaman şahit oluyoruz.
Eskilerde saygı çok fazla varmış. İnsanlar en başta büyüklerine saygılı davranıyordu. Otobüslerde yer veriyordu. Yollarını kesmiyorlardı. Yanlarından ayak ayağının üstüne atmıyorlardı. Büyükleri de memnun kalıyordu. İyi de dualar ediyorlardı. Gençlerde iyilik yapmanın mutluluğunu yaşıyorlardı.
Nelerimizi yitirdikte böyle olduk acaba?


Öğretmenlerimizi okul dışında gördük mü? Yolumuzu değiştiriyorduk. Şimdi ise öğretmenlerimiz öğrencisini gördü mü? Okul dışındaki olumsuz davranışlarını görmemek için yolunu değiştirir oldular.

Şimdi düşünüyorum ” Nelerimizi yitirdikte böyle olduk?
Bu gençler bizim olamaz. Bunlar mı gelecek nesil?
Kim bunları bu hale getirdi. Bu kadar mı ruhsuzlaştılar?
Acımasızlaştılar. Özellikle gençlerimizde saygı kalmamış. Bu biz değiliz, olamayız. Bu bize ters. Kültürümüze ters.
Ecnebilerin neden en çok olumsuz taraflarını kapmışız? Bizler Müslüman olan bir milletiz.
Değerlerimiz var ve olmalı. Biz ataya saygıyı ilke edinmiş bir toplumuz.
Atayı sırtında taşıyan bir neslin evlatlarıyız. Keza yaşlılara her daim saygı ve hürmet göstermiş bir neslin evladıyız.
Şimdi ki nesil buna riayet etmiyor.

Nelerimizi yitirdikte böyle olduk acaba?


Televizyon denilen renkli kutu.
Sabah belli saatte açılır,gece 24,00 de İstiklal marşımız ile kapanırdı. Çocuktuk fakat gece yarısı da olsa, İstiklal marşımızı duyduk mu yataktan fırlar hazır ola geçerdik.
Şimdi ise birçok kanalda sabahtan öğlene haber kuşağı, öğleden akşama evlilik kuşağı, akşamdan yatmaya racon kesen kabadayılı, vurdulu kırdılı diziler.
Siyah beyaz TV li günleri özlüyorum. Yılda bir kez yılbaşı akşamı 24,00 da çıkan Nesrin Topkapı’yı, haftanın belli günleri yayınlanan Türk filmlerini özlüyorum.
Siyah beyazdı fakat yetiyordu bizlere.
Nelerimizi yitirdikte böyle olduk acaba?


Şimdi 21. Yüzyılı yaşıyoruz.
Araçlar hızlandı, evler büyüdü modernleşti, teknoloji müthiş ilerledi, yaz’ın görüp, kış’ın göremediğimiz meyve sebzelere her daim bulunur oldu,
bu kadar hızlı modernleşen hayata rağmen insan sormadan edemiyor?
Nelerimizi yitirdikte böyle olduk acaba?

 

Büyümeyin çocuklar

Emirdağ Belediyesi Sosyal Tesislerinde bulunun Fadime-Derviş Uyar Kreş ve Gündüz Bakımevi' nin önündeydim.
Çocuklar çiçekleri toprakla buluşturuyorlardı.
Ve ben onları seyrediyordum.
Şen şakraktılar.
Dünya yıkılsaydı umurlarında olmazdı.
O kadar dalmışlardı hayatın içine.  
Fakirlikmiş, zenginlikmiş, mal mülkmüş, aşk meşkmiş hiçbir şey umurlarında değildi.
Şıklıkmış temizlikmiş es geç...
Beyazmış siyahmış, uzunmuş kısaymış, güzelmiş çirkinmiş, Türk’müş, Kürt’müş, Aleviymiş Sünniymiş alakaları yoktu.
Sadece yaşadıkları anı doyasıya yaşamak istiyorlardı.

Hayatı çiçek gibi görüp oynuyorlardı.
Bizim gibi dert yapıp her gün ölmüyorlardı.

Onları kıskanmamak elde değildi ve keşke hiç büyümeseydik diyeceği geliyordu insanın.
Bu ülke için bizlerde renge, dile, dine, milliyete bakmadan çalışamaz mıydık?
Birbirimizi hırpalamadan, birbirimizin canını yakmadan, üzmeden, ötekileştirmeden... İtmeden...

Üst başları toz içinde kalıyordu.
Güneş umurlarında değildi onların.
Ter içindeydiler, nefes nefeseydiler.
Beton zemin çim saha gibiydi onlara.
Gömlekler beyazdı ama terden boyun ve kol kısımları kir pas içinde kalmıştı.
Anı yaşıyorlardı.
Gülüyor oynuyorlardı.

Düşüyorlardı dizleri kanıyordu, çiziliyordu.
Hiçbir şey olmamış gibi kalkıp koşuyorlardı yine.
Hayatın ta kendisiydi bu.
İliğine dek yaşıyorlardı hayatı.

Oysa bizim her şeyimiz kanıyordu. Vatanseverliğimiz, insanlığımız, değerlerimiz, saygımız, şefkatimiz, vicdanımız...
Kanamayan yerimiz yoktu.
Pansuman yetmiyordu.
Tamponumuz yoktu.
Yetmiş dokuz milyonduk ama tektik.
Her gün bir yerimiz kanıyordu.
Terör oluyordu, trafik kazası oluyordu, tecavüz oluyordu, cinayet oluyordu.
Canımız gidiyordu.
Yaşayamıyorduk hayatı.

Bizler büyüktük ama onlar gibi yan yana gelip gülemiyorduk.
Kardeşçe yaşayamıyorduk.
Araya makam giriyordu, para giriyordu, mezhep giriyordu, renk giriyordu.
Bir tek dostluk girmiyordu, sadakat girmiyordu, şefkat ve vicdan...

Plastik topun peşinde hepsi aynı anda koşuyorlardı.
Mutluydular kahkaha içindeydiler.
Biri geldi yanıma ve su istedi benden: -Dudağım çöl oldu su verir misin? dedi.
Açılmamış pet şişe vardı yanımda uzattım ona.
Kana kana içti, çöl olan dudağından boğazına sızdı su. Üstü ıslandı ama umurunda değildi.
Koştu gerisin geri oyuna.
Katıldı çocukluğun havasına. -Gönlümüz çöl olmuş be çocuk dudağın çöl olmuş ne ki! dedim arkasından.
'Vicdanımız, şefkatimiz ve yüreğimiz çöl çöl olmuş, kurumuş, kırılmış, incinmiş.'

Hayat denen bu oyunda ne hileler var be çocuklar!
Büyümeyin lütfen!
Kirlenmesin hisleriniz, düşmesin gözleriniz önünüze. 
Durmadan çocuklar katlediliyor Dünya'da ve ülkemde .

Uzaklaştım sonra.
Dönüp bakıyordum ara ara çiçek diken çocuklara.
Yitirmeyin sevincinizi, kaybetmeyin safiyetinizi.
Bu ülkenin size ihtiyacı var çocuklar, diyordum gizlice.

Gözlerim nemliydi, ağlıyordum ülkeme.
Haksızlığa, riyakârlığa, yetimliğe, öksüzlüğe, Kızıyordum ...
2016-2017 Eğitim-Öğretim Yarıyıl tatili başlıyor.Öğrenci ve Öğretmenlerimize iyi tatiller dilerim.

Info for bonus Review William Hill here.