Menu
RSS
Hurma zeytini

Hurma zeytini

Arabamız su kaynatmasa du...

Birisi sizden aracınızı istediği zaman !

Birisi sizden aracınızı istediği za…

Arababamda çekiş düşüklüğ...

YENİ ASKERLİK SİSTEMİNDE NELER VAR?

YENİ ASKERLİK SİSTEMİNDE NELER VAR?

Askerlik süresini 6 aya d...

Eskişehir’deki Emirdağlılar Vakfı Başkanı Hasan Murat Kahya, yeniden başkan seçilerek güven tazeledi

Eskişehir’deki Emirdağlılar Vakfı B…

Eskişehir’deki Emirdağlıl...

ÜZENLERİN ÜZÜLDÜĞÜ VAKİT'DE GELİR

ÜZENLERİN ÜZÜLDÜĞÜ VAKİT'DE GELİR

Ertesi gün ameliyat olaca...

BABALIK BÖYLE BİRŞEY..!

BABALIK BÖYLE BİRŞEY..!

Delikanlı 16 yaşında iken...

TORUNUNLA ATAN BİR Mİ?

TORUNUNLA ATAN BİR Mİ?

Dertli gönül dolu gamla E...

Çilek

Çilek

Diyarbakır'ın bir dağ köy...

OKULLARIN YENİ NESİL ANNELERLE SINAVI

OKULLARIN YENİ NESİL ANNELERLE SINA…

Daha çocuğu dünyaya gelme...

Hepimiz aynı yolun yolcusuyuz

Hepimiz aynı yolun yolcusuyuz

" Hepimiz aynı yolun yolc...

Prev Next
Birgül Kapaklıkaya

Birgül Kapaklıkaya

Web site URL:

SINIRI İYİCE AŞTIK SANKİ

Saat kaç olursa olsun bazen oturup yazmak ister insan. Hayatin anlamını, anlamsızlığını yada beynindeki tüm soruları, sorunları bir tarafa atıp kendiyle baş başa kalmak ister.
Ve ilk fırsatta da oturup yazar…

***
Yirmi üç küsur derece yamuk, elips ve kaotik bir dünyada mutluluğu bir an olsun yakalamak ister. Dünyanın sorunlarını çözmek mümkün olmayacağına göre kendi içimizdeki sorunları çözmek zorundayız. Hiç kimseyi değiştiremeyiz o yüzden bazen kendimizin değişmesi gerekir bazen de her şeyi, herkesi olduğu gibi kabul ederek yaşamak zorundayız.
Aslında tüm gezegenlere, aya, yıldızlara, güneşe baktığımızda mükemmel bir hiyerarşi ile kendilerine verilen görevi yerine getirdiklerini görürüz. Dikkatimizi yeryüzüne, dünyaya, dünyada yasayan insanlara verdiğimizde kaosun insanların içinde olduğunu görürüz.
Sevgi, merhamet, yardımlaşma, fedakârlık gibi kavramlar yerine, hırs, rekabet, kin, kıskançlık, rekabetin yaygın olduğu savaşlarla dolu bir dünya…
Hipnozlarla, bağımlılık ve aşırı tüketimin empoze edildiği, stresin ve ruh hastalıklarının arttığı bir dünya. Kendi elleriyle kendisini kirleten, zehirleyen, öldüren insanoğlu…

***
Bir yanda çiçeklerle, böceklerle, kedilerle konuşan, karıncanın ayak seslerini duyan, bir çiçeği koparırken için tir tir titreyen, yolda yürürken bir böceği incitirim diye ödü kopan bir insan türü diğer yanda ise kendi çocuklarına tecavüz edebilen, para için öz anasını öldüren…
İnsan olan insan hiç ayrım yapmadan herkese ışık saçan güneş ve aydan utanmaz mi?
Herkese yağmur yağdırarak sulayan bulutlardan?
Yetmiş iki millete ayni gözle bakmayı öğütleyen Mevlana’mızı, “Yaratılanı severim, yaratandan ötürü” diyen Yunus’umuz ne çabuk unuttuk?

***
Sanki tam olarak insan olabildik de, aynı saflarda namaz kılar mi kılmaz mi diye sosyal medyada tartışmalara giriyoruz.  İnancımızda samimi olmadan, okumadan, araştırmadan neyin tartışmasıdır anlam veremiyorum. Herkes din alimi olmuş. Bu tartışmaları çıkaran münafıklara yazıklar olsun demeden geçemiyorum…
Son günlerde sınırı iyice aştık sanki...
Herkesin her şeyi bildiği yerde cehaletin seviyesini düşünmek bile istemiyorum.
Bir şeyler öğrenen insan , cüzi iradesiyle ve sınırlı kapasitesiyle bilgisinin yetersizliğinin farkına varır çünkü.

***
İnsanları kandırabilirsiniz ama emin olun kâinatın sahibini, size şah damarınızdan daha yakın olan Allah’ı kandıramazsınız.
İnsan olmadan ne Türk ne de Müslüman olunmaz…

Birgül Kapaklıkaya
10-04-2018
Brüksel

Sosyal medyadaki sahte mutluluklar

Mutluluk ispat edilmez, yaşanır… Zaman zaman insanın mutluluğunu paylaşması gayet doğaldır, ancak hemen hemen her yediğinin, içtiğinin, gezdiği yerlerin fotoğrafını çekip herkesle paylaşması hiçte normal değildir.

 ***

Sosyal medyada geçirilen zaman kaybı bir yana, paylaşılan onca fotoğrafın insanlarda kıskançlığa neden olması, zamanla bağlılığa yol açması da ayrı bir tartışma konusudur.

Başkaları hakkında “Gördün mü, falanca nereye gitmiş? Parası da yok ama nasıl bu kadar gezebiliyor, anlamıyorum…” gibi cümleleri pek çoğumuz duymuşuzdur.

Bağımlılığın çeşitleri vardır… Bağımlılık, içki, sigara, uyuşturucu madde, internet, kumar, insan, spor, cinsellik vb.…

Fiziksel bağımlılık halinde madde alınmadığında vücutta bulantı, kusma, terleme gibi olumsuz belirtiler oluşur.

Psikolojik bağımlılıkta ise madde alınmadığında ya da olay yaşanmadığında kişide anksiyete, stres, sinir bozukluğu gibi belirtiler ortaya çıkar.

 ***

Günümüzdeki en sinsi ve tehlikeli bağımlılık türlerinden birisi de internettir. Kimisi her anını paylaşır, kimisi de başkalarının her anını takip eder…

Hiç durmadan paylaşan da normal değildir, devamlı takip halinde olan da.

Bir insan mutluluğunu neden ispat etmeye kalkar ki?

Hiç düşündünüz mü, gerçekten çok mutlu olan bir insanın sanal alemde saatlerce ne işi olabilir?

Yalnızlık hissi insanları internete bağlarken, internet de kendine bağlıyor adeta… Kendine bağlarken de, özendiriyor, kıskandırıyor, sinsice ruhları esir alıyor.

“Onun arabası var, güzel mi güzel, şoförü de var, özel mi özel” misali…

 Sanki bağlandıkça bağlanıyoruz, özendikçe özeniyoruz, mutsuzlaştıkça mutsuzlaşıyoruz.

Mutluluğu sosyal medyada aramak yerine içimizde arasak? Hep kendimizi başkalarına göstermek için yaşamayı bırakıp biraz kendimizle baş başa kalsak?

 ***

Kendi içimizdeki denizlere yelken açsak?

Kim bilir içimizde ne cevherler var, ne hazineler var… Böylece dışarıdaki korkunç savaşların etkisinden, cehennemlerden kurtulup kendi içimizdeki cenneti yaşarız kim bilir…

 12-01-2018 Birgül KAPAKLIKAYA

Brüksel

 

 

 

KENDİNİ BİLMEK

Düşündükçe beynini zorlayan sorular vardır bazen insanın kafasında. Biz nerede hata yaptık ya da yapıyoruz? Neden bunca insan bu kadar acı çekiyor? Gibi...

Zannediyorum aslında en büyük hatamız dinle ahlakı, eğitimle öğretimi, insanlıkla insan gibi görünenleri birbirine karıştırmamız.

Taraflı okumamız, taraflı düşünmemiz, hep taraf tutmamız... En büyük sorunumuz cehaletimiz...

***

Ahlakın olmadığı bir yerde dinin varlığından bahsedilebilir mi?

Ya da iyi eğittiğimizi sandığımız çocuklarımıza neler öğretiyoruz? Kendi yarattığımız tanrılara; paraya, makama ya da şöhrete tapmayı bırakıp bir an önce insan olmanın ne demek olduğunu öğrensek?

Medeniyet denilen şey hiç hakkı olmayan yerlerde savaş çıkarıp gelişmemiş cahil toplumlar üzerinde kimyasal bombalar kullanmak mıdır? Eğer insanlık buysa ben insan falan olmak istemiyorum.

Gelişmiş ülkelerdeki olup biten hiç bir şeyden haberimiz yokken kendi aramızda bir araya gelemememiz hatta birbirimize girmemiz zaten bizim eğitim seviyemizi gösteriyor.

Zannediyorum sosyal medyayı icat edenler hepimiz hakkında bilgi toplamakla meşgul. İnşallah bu bilgilerin psikoloji bilimine de önemli derecede katkıları olur... Tabiri caizse, hepimiz aklımızın dibini zaten sosyal medyada gösteriyoruz. Yediğimiz yemeklerden tutun, alışveriş ettiğimiz, gezdiğimiz yerler her şeyimiz ortada.

Psikolojik savaşın en iyi silahlarından biri sosyal medyadır.

Sosyal medya ile insan görünümlü bazı yaratıklar hem kişileri, hem aileleri hem de ülkeleri farkına bile vardırmadan ele geçirmeye çalışırlar, yuvaları yıkarlar, insanları islerinden, aşlarından, vatanlarından ederler. Bunun en güzel örneğini gecen yıl ülkemizde yaşadık zaten. Kurunun yanında yaş da yanabilir...

***

Bilinç ve bilinçaltı... İnsan ruhu üzerinde yapılan çalışmalar bilinçaltımızın bilincimizi önemli düzeyde etkilediğini gösteriyor.

İnsanın yaşadığı en ufak bir travma bilinçaltında derin izler bırakabiliyor.

Bu izler zamanla derin yaralar oluşturuyor ve insanın yasam kalitesini olumsuz yönde etkiliyor.

Hipnoz dersleri sırasında beynin bazı durumlarda gerçekle hayali ayırt edemediğini öğrendim.

Ve hipnozla beynimize nasıl girerek hükmettiklerini... İyi niyetli uzmanlar zaten o yüzden bizlere devamlı güzel hayaller kurmamızı tavsiye ediyorlar. Saçma sapan dizilerle yuvaları yıkmaya çalışan zihniyet, yine saçma yarışmalarla insanlara rekabeti ve kıskançlığı aşılayan akil hangi insanlığın ürünüdür?

***

O halde bir an önce kendimize gelerek birbirimizle değil, önce cehaletle savaşmayı öğrensek hiç de fena olmaz... Bilmediğimiz onca şeyi araştırmak dururken çok iyi bildiğimizi sandığımız şeyler üzerinde, örneğin siyaset konusunda boşuna tartışarak zaman harcamasak? Hem herkesin birbirinden öğreneceği yeni şeyler mutlaka vardır.

Siz, bir yılanın üç yıl boyunca uyuyabildiğini, sabahları bir elmanın kahveden daha çok uykumuzu açtığını biliyor muydunuz?

Ben bilmiyordum...

“İlim ilim ilmektir, ilim kendin bilmektir. Sen kendini bilmezsen Ya nice okumaktır...” Yunus Emre Her şeyden önce kendini bilenlerden olmak dileklerimle...

Birgül KAPAKLIKAYA

09-05-2017

Brüksel

NARSİSİZM

Bazen hiç bir şey yazası gelmez insanın. Tıpkı iştahsızlık gibi bir duygudur bu. Bazense yazdıkça yazarsınız, içinizden o kadar çok şey geçer ki. Bütün olumsuzlukları, zulümleri, adaletsizlikleri teker teker yazasınız gelir. Ancak eliniz klavyeye bir gider, bir gelir...
Aklıma birden Hz. Mevlana’nın su sözleri geldi; “Konuşsam dilim yanar, sussam kalbim Önce duruyorum…
Sonra susuyorum…
İçimden çıkan lafların etrafı, yangın yerine çevireceğini düşününce kilit vuruyorum dilime..
Sonra Yan! diyorum içime!
Sadece sen yan! Ve Dayan! diyorum gönlüme!”

Eğer doğruları soyluyorsanız sevilmeyi beklemeyin! Diye yazmıştım dün facebookta.
Gördüm ki, doğruları söyleyerek yalnız kaldığını hisseden o kadar çok takipçim varmış ki...
Herkes ayni şeylerden şikâyetçiyken bunca sorunların sorumlusu kim? Doğrular... Kimin doğrusu neye göre doğru? Yarısına kadar suyla dolu olan bardağa boş diyenler mi haklı, yoksa dolu diyenler mi? Simdi, bu aralar bir de başımıza “evet - hayır” yarışları çıktı... Biz neden medeni insanlar gibi birbirimize hakaret etmeden siyasi görüşlerimizi paylaşamıyoruz ki? İsteyen “evet” der, isteyen ise “hayır”. İnsanların siyasi fikirlerine ya da inançlarına saygı duymak bu kadar zor mu? Hiç kimseyi bizim gibi düşünmeye zorlamaya hakkimizin olmadığını kabul edelim. İnsan olmak bu kadar zor olmamalıydı. Okumadan her şeyi bilmek gibi bir yeteneğimiz olamaz. Ne siyaset okuruz, ne psikoloji, ne sosyoloji, ne de tarih. Ancak kime sorsanız her şeyin sorumlusu ya Amerika ya da Israil. Bize bizden başka dost yok deriz... İşte biz burada kaybediyoruz. Aslında bize bizim kadar zarar veren bir topluluk da yok. En büyük düşmanımız ise kendi cehaletimiz. Bizde her şeyin sorumlusu zaten hep başkalarıdır. Biz o kadar mükemmel bir toplumuz ki... Bizde namus anlayışı bile bir başkadır. Erkeklere her şey serbesttir, ancak kadın namusunu korumak zorundadır. Sahi biz hangi ara kendi uydurduğumuz yalanlara inanır olduk? Kadınlar ya da erkekler birbirlerinden üstün ya da aşağı yaratıklar değillerdir. Birbirlerinden farklı oldukları için birbirlerini tamamlarlar. Ah şu üstün olma duygularımız yok mu? Oysa ego kadın erkek herkeste var. “Bütün psikolojik hastalıkların temelinde narsisizm yatar” der Erich Fromm. Evet, ırkçılığın, ayrımcılıkların, savaşların, bütün sorunların altında da narsisizm yatar. Prof. Dr. Nevzat Tarhan Hocamız ise narsistler hakkında şöyle diyor; “Narsist insanın kendini ayakta tutabilmesi için ötekilerin olması gerekir. İkinci sınıf insanların olması gerekir ki, kendisini özel ve birinci sınıf olarak görebilsin. Herkes birinci sınıf ve özel olursa narsist kendini iyi hissetmez. Kendisine özel ve önemli diyebilmesi için diğerlerini önemsiz yapması gerekir.” Bazı başkanların, liderlerin, yöneticilerin yanlarına kendilerinden daha zeki insanları almama nedenleri de zaten bu sebeptendir.

Günümüzde travmalar, depresyonlar, psikolojik rahatsızlıklar o kadar arttı ki.. Etrafımızda o kadar çok narsist var ki... Depresyonda da kişi kendisini değersiz ya da ise yaramaz hisseder. Aslında hiç kimse kimseden üstün ya da aşağı değildir. Her insanın yetenekleri de, kapasiteleri de farklıdır. Önemli olan insanın içindeki cevheri keşfetmesidir. Bizdeki en önemli sorunlardan birisi fazla okumayan bir toplum olduğumuz için sürü psikolojisiyle hareket etmeye daha meyilliyiz. Her şeyden önce kadın erkek, dindar dinsiz ya da oncu buncu gibi ayrımcılıkları artık bırakıp kendimizi geliştirmenin yollarına bakmamız gerekiyor. Kadın ya da erkek, önce doğru ile yanlışın, zalim ile mazlumun farkını görebilme yeteneğine sahip olmak için objektif bakabilmeyi öğrenmeli insan.

Adam gibi adam olmanın milleti ya da cinsiyeti yoktur. Birgül KAPAKLIKAYA 25-02-2017 Brüksel

Info for bonus Review William Hill here.