Menu
RSS
Eşsiz Müziklerin Yeni Mimarları

Eşsiz Müziklerin Yeni Mimarları

“ 2020 Yılında Yunak , Öğ...

HÜZÜN TOPLADIM

HÜZÜN TOPLADIM

Bir yeryüzü sürgünüyümHüz...

Melahat Ünügür Ortaokulu öğrencilerinden Örnek Davranış

Melahat Ünügür Ortaokulu öğrenciler…

Eskişehir Melahat Ünügür ...

Şehit ve Gazi Çocuklarına Traş Ücretsiz

Şehit ve Gazi Çocuklarına Traş Ücre…

Taşbaşı Çarsısında yeni a...

Çorbalar Profesörden...

Çorbalar Profesörden...

Malatyalı Profesör Kantin...

HÜZNÜMÜZLE BAŞBAŞA

HÜZNÜMÜZLE BAŞBAŞA

HÜZNÜMÜZLE BAŞBAŞA Hüzü...

Bağışlanan sadece bir organ değil, yepyeni bir hayat!

Bağışlanan sadece bir organ değil, …

Isparta'nın Gönen ilçesin...

Fasl-ı Muhabbet Grup Atışması "166.Atışma"

Fasl-ı Muhabbet Grup Atışması …

Bu hafta Karaman/ Ermenek...

Vefat - Başsağlığı " Bahar Yedikapu"

Vefat - Başsağlığı " Bahar Yed…

Değerli hemşerimiz "Emird...

10 Ocak 'Çalışan Gazeteciler Günü' kutlu olsun

10 Ocak 'Çalışan Gazeteciler Günü' …

Basın mensuplarının hakla...

Prev Next
Birgül Kapaklıkaya

Birgül Kapaklıkaya

Web site URL:

ATEŞ  DÜŞTÜĞÜ YERİ YAKIYOR

Adaletin olmadığı yerlerde insanların mutluluğundan bahsetmek mümkün değildir…

Adaletten bahsetmek için de her şeyden önce fikir özgürlüğü gerekir.

Ancak fikir özgürlüğü ile küfür ve hakareti karıştırmamak gerekir. 

Her şeyden önce basın tarafsız olmalıdır. 

Her görüşün ya da siyasetçinin kendine ait basın mensuplarının olması basının tarafsızlığını engeller.

Demokrasi kavramı da anlaşılması oldukça zor olan kelimelerden bir tanesidir.
Herkes kendisine demokratiktir genelde...

Tıpkı Charles Bukowski’nin de dediği gibi...
“İnsanlar adaletsizliği sadece kendi başlarına gelince düşünüyorlar.”

 Bu hafta terör tehditleri ile önlemler alıp okulları ve toplu taşıma merkezlerini kapatan Belçika alışılmışın dışında günler geçiriyor.  

Siyasetçiler şaşkın ve durmadan toplanıyorlar...

Belçika’yı hiç böyle görmemiştim...

Fransa’daki patlama insanları oldukça korkuttu.

Yıllardır Ortadoğu ülkelerinde olan patlamalar kimseyi bu denli rahatsız etmiyordu oysa.

 Demek ki, ateş düştüğü yeri yakıyormuş...

Davulun sesi uzaktan hoş geliyormuş...
El elin eşeğini türkü çağırarak arıyormuş...

Bana dokunmayan yılan bin yaşasınmış...
İğneyi kendine çuvaldızı ele batıracakmışsın...

 “Empati” kavramı belki de hiç bu kadar önem kazanmamıştı.

 

Yüzyıllarca kanlı savaşın ardından bir daha savaş istemeyen Avrupa toplumu Avrupa Birliğini kurarak hem ekonomik hem de siyasi anlamda el ele vermeye karar vermişti.

Artık savaş ve gözyaşı istemiyorlardı...
Peki Avrupa dışında yasayanlar?
Peki Ortadoğu?

 Aslında dünyayı bu hale çevirenler sadece ulusal anlamda empati kuramayanlar değil, kendi çıkarlarını üç kuruşa satan cahil yöneticilerdi... 

Onca Arap ülkesi neden hiç bir zaman hiç bir şekilde bir araya gelemedi?
Ya yıllar boyunca neden savaştıklarını bile bilmeyen Irak ve İran’a ne dersiniz?

 Pek çok yazımda değindiğim o sihirli kelime, SEVGİ, insanların yüreklerine iyice yerleşmedikçe ne terör biter ne de savaşlar...

 

Devletlerin başına vicdanlı, merhametli, yürekleri sevgi dolu ve adaletli yöneticiler geçmedikçe korkarım insanlık acı çekmeye devam edecek.

 

İnsanlar, yani insanlık değişmedikçe dünya değişmez.

Ve artık kabul edelim, acımasız olan hayat değil, insanların ta kendisi!...

 Birgul KAPAKLIAKAYA

25-11-2015
Brüksel

Bir rüyagördüm

Rüyamda yine İstanbul’daydım.
Üsküdar üniversitesinde, büyük bir salonda,

psikolojide vaka analizlerinin” konuşulduğuönemli bir seminerde.

Salonda, semineri veren hoca, o günün konuğu olan bir genç, psikologlar, danışmanlar ve konuya ilgi duyan bir grup insan vardı…

Hoca salondakilere sordu : “Aranızda hiç ayrılık acısı çeken oldu mu? “

Salondakilerin yarısına yakın bir bölümü “evet” diye elini kaldırdı.

“Peki ayrılığı acı olarak görmeyeler, hiç çekmeyenler?” Diye sordu, onlar sadece birkaç kişiden oluşuyordu.

Salonun diğer yarısı ise duygularını gizleyen, ya da o an için paylaşmak istemeyen bir gruptu...

***

Konu “ayrılık sonrası travma” idi..

Önce travmanın ne anlama geldiği konuşuldu, sonra da nedenleri...

Hoca yakın geçmişte ayrılık acısı yaşamış konuk gence sorular sordu.

Genç tüm samimiyetiyle verdiği cevaplarla sevgilisinden ayrılmanın verdiği acıyı salona hissettirdi.
Onun için artık hayatin bir anlamı kalmamıştı.
Uzman hoca ona nasıl yaklaşılması gerektiğini, hangi soruların yöneltilebileceğini, terapilerden nasıl verimli sonuçlar alınabileceğini anlattı.

Seminerde hocanın verdiği en önemli mesaj ise şuydu;
Her insanın ayrı bir dünyası vardır, herkesin kişiliği de farklıdır, yaşadığı sorunlar da...
Danışana doğru terapi yöntemini uygulamak için öncelikle ona çok iyi odaklanmak gerekir.
İç dünyasına bakıp hislerini anlamak, ya da anlamaya çalışmak...

Yani doğru yolu, uygun tekniği bulmak için ilk şart buydu.

***

Konu ne olursa olsun, hayatta başarmak için yine doğru yolu bulmak gerekmez mi?
İlk önce kendimizi tanımak.
Neleri sevmediğimizi, nelerin bize mutluluk ve haz verdiğinikeşfetmek.
Sevdiğimiz işi yapmak...

Sevmediğimiz şeylerden ise uzak durmak...

Seminerden çok şey öğrendim.
Bildiğim şeyleri de tekrar gözden geçirip gelecek yaşamda bana faydalı olabilecek teknikleri beynimde yeniden canlandırma fırsatı buldum.

Öğrenilen her yeni şeyle insanın hayata bakış açısı değişiyor.

***

Birden uyandım!

Aslında yaşadıklarım rüya değil, gerçeğin ta kendisiydi..
Benim mutluluğum öğrenmekti..
Her gün yeni bilgiler edinmek.

Öğrendikçe en güzel rüyaları görüyor, en güzel hayallerle yaşıyordum.

Eğitimin, öğrenmenin önemini bir kez daha anladım.

Rektörümüz, Prof. Dr. Nevzat Tarhan’ın da dediği gibi “eğitimle çok şey değişebiliyor.”

Eğitimle bir toplumun kaderi bile değişiyor!

Öğrenme Psikolojisi derslerinden aklımda kalan şey zil sesiyle Pavlov’un köpeklerinin salyaları değildi.. Koşullanma sonrası davranışlarımız, güncel hayatta farkında bile olmadan nelere bağlandığımız, pek çok pozitif ve negatif olgular...

Örneğin televizyon izlerken beynimize nelerin girip oraya yerleştiği.

Eğitimin insanda ne gibi değişiklikler yaratabileceği...

Eğitim insanların da, toplumların da kaderini değiştirebilecek olan en güçlü anahtardır.

Bu anahtarı doğru kullanmayı becerirsek açamayacağımız hiçbir kapı yoktur.

Birgul KAPAKLIKAYA

01-12-2014

Brüksel

Bir muhabbet gecesi sonrasi...

Güzel bir muhabbet gecesi oldu bu gece...
Türkiye’den, Emirdağ’ın Karacalar köyünden, günümüzün en değerli aşıklarından Aşık Yoksul Derviş gelmiş, beni de muhabbete davet etmişti. Kendimi bir an çok şanslı hissettim. Sohbet o kadar güzeldi ki, sonra muhabbete donuştu, ortama birden sevgi ve aşk yağdı...
Bu aşkın pek çoğumuzun bahsettiği sahte sevgilerle, sevgililerle hiç alakası yoktu. Yoksul Derviş gönüllerimize müthiş bir huzur serpti.. Allah dostu, derviş olduğu, aldığı bilgilerle deryalarda yüzdüğü her sözünden belliydi. İnanmıştı.. 
Belliydi ki, yürüdüğü yolda çok çileler çekmiş, ayni zamanda hafız olmuş ve bilgisiyle nurlara bürünmüş biriydi. Maneviyat dolu sözleri bir an beni derin düşüncelere daldırdı. Maneviyat...
Bu kelime o kadar geniş anlamlara geliyor ki.. Bir gün bir tanıdığımın başka biri hakkında “onda maneviyat eksikliği görüyorum” dediği geldi aklıma.  Manevi duyguları güçlü olan insan başka bir insan hakkında böyle bir cümleyi kullanır mi? 
Aşkı bilen, maneviyatı bilen hiç başkasının hakkında negatif cümleler kurabilir mi?
O kişi maneviyatı sadece “ibadet” anlamında kullanmıştı. Halbuki dinimizde “ahlak” kelimesinin maneviyatla ilgisine ve önemine her defasında değiniliyor. Maneviyat çok soyut ve geniş bir kelimedir. Doğruluk, dürüstlük, sevgi, saygı, samimiyet, önyargısızca düşünceler benim için daha maneviyata daha yatkın şeyler.  Örneğin sözünün eri olmak...
Bir insanın söyledikleri ile yaşadıkları paralel değilse  o insana ne kadar güvenile bilinir ki? Bana göre de günümüzdeki en büyük sorun da bu.  İnsanların söyledikleri ile yaşadıklarının çok farklı olması. Her tarafta maske takmış, sahte suratlı insanların dolaşması...
Belki de sevgi, saygı eksikliği. İletişim bozukluğu. Birbirini sevmeyen insanlar iletişim kurmakta zorlanır. Ülkemizdeki en büyük sorun da partizanlık sorunu. A partisindeki kişi ile B partisindeki kişi nedense birbirini neredeyse öldürecek kadar nefret ediyor...
Bir zamanlar sağ, sol kavgaları yüzünden insanlar sokağa dahi çıkamıyorlardı. Simdi de tuttukları partiler, siyaset yüzünden millet en yakınlarına bile düşman oluyor. Sosyal medyada iki kuzenin, hatta iki kardeşin birbirine nasıl saldırdığını görünce şaşırdım. İşte bu durumu bir turlu anlayamıyorum. Oysa hiç bir saltanat ya da hükümet sonsuza kadar kalmaz. Muhalif olmak da düşman olmak anlamına gelmez. Muhaliflik haklı eleştirilerde bulunup bozuk olan düzene karşı durmak anlamına gelir. İnsanlar gibi toplumların da bir eceli vardır. Bunları bile bile insanlar nasıl bu kadar duyarsızca birbirlerine zarar verebilir ki? Bana göre bu tur davranışların sadece bir kaç nedeni olabilir; Ya yeterince okumuyoruz, ya okuduklarımızdan hiç bir şey anlamıyoruz, ya da beyinlerimiz yıkanmış, bir şekilde statükocu olmuşuz...
İnsan olmanın gerektirdiği davranışları unutmuş, çıkarlarımız için kılıktan kılığa girer olmuşuz.

Toplum olarak en büyük sorunlarımızın başında bir de iletişimsizlik geliyor. Etrafımızdaki insanları, ailemizi, çalıştığımız kurumu ya da is arkadaşlarımızı sevip sayıp onlara güven duyup güven vermeden iletişim olmaz. Hele önyargılarla hiç bir yere varamayız.

Oysa keşke bu geceki muhabbetimizi toplumda önemli konumlarda söz sahibi olan fakat maskelerini bir türlü yüzlerinden atamayan bazı insanlarımız duyabilseydi.. Dünyanın büyük bir aşk ile döndüğünü hissedebilselerdi.. Makamın da, şöhretin de, paranın da, güzelliğin de,  sağlığın da, kısacası her şeyin geçici olduğunu birazcık olsun anlayıp insanlara hizmetin değerini anlayabilselerdi. Siyasetin makam ya da kariyer demek olmadığını, halkın hizmetkârlığı anlamına geldiğini hissedebilselerdi...

Ben  bu gece sadece duygularımı, yüreğimin sesini paylaştım.. Bütün samimiyetimle içimden gelenleri yazdım.

Sözlerim genel düşüncelerimdir, hiç kimseyi kasıtlı olarak üzmek, kırmak ya da hiç kimseye olumsuz eleştirilerle saygısızlık etmek istemem. Sürçü lisan etti isek af fola...

Birgul KAPAKLIKAYA Brüksel, 23 Ekim 14

(Twitter : Birgulce Facebook : Birgul KAPAKLIKAYA)

Dünyayı kimler yönetiyor?

Dün Brüksel’in şehir merkezinde, yolda yürürken bir zenci kadın yanıma yaklaşıp elime bir broşür tutuşturup bir şeyler sordu. “Hanımefendi sizce dünyayı kimler yönetiyor? “ Broşüre hiç bakmadan hemen otomatikman  “kim yönetecek tabii ki şeytanlar” cevabini verdim. Sasırmış ve cevabim hoşuna gitmiş olmalıydı ki,  “Aa evet, demek ki siz de bilincindesiniz” dedi. Tabii ki dedim. Dünyanın şu haline bakar misiniz? Ortalığı kan götürüyor... İnsanlar hak ettikleri gibi, yani Allah’ın değil, şeytanin kurallarına göre yaşıyorlar dedim. Ve cezasını da herkes çekiyor. Broşüre göz attığımda şıklar arısında Allah, diğer güçler ve hatırlayamadığım bir seçenek daha vardı. Kadın bana büyük bir şaşkınlık ve hayranlıkla bakmıştı. Daha sonra anladığım kadarıyla bu Hristiyan tarikatlarından birine  çalışan bir kadındı. O da kendince dinini yaymaya çalışıyordu. Aklıma yine ayni şey geldi... Bizleri sadece bir tek yaratanın olması! Hangi dine, hangi millete ait olursa olsun insan önce insan olmalı.  İnsan olmanın maliyeti ne kadar ki?   Çünkü insan olmayanın dini de olmaz, milleti de...

*** Herkesin ağzında bir kelime, “dünya çok değişti!” Değişen dünya mi? Yoksa insanlar mi? Bu güzelim dünyayı cennet yerine cehenneme çevirenler kimler?

Dünyanın neresine giderseniz gidin hep ayni sorunlar. Herkes dertli, herkes birbirinden şikâyetçi, ama nedense suçun da hiç sahibi yok.

Birden aklıma “maskeli balo” adli yazım geldi...

Bir çıkar, bir para, bir makam sevdasıdır gidiyor... Hadi diyelim para bu dünyada her şeyi satın aldı, bir ömrü alabilir mi? Her yerde, yalanlar, hırsızlıklar, iftiralar, adaletsizlikler, işkenceler... Dünya siyasetinin kimlerin elinde olduğunu çoğumuz biliriz.  Ortadoğu sorununun nelerden kaynaklandığını, batinin çoğu şeye neden sessiz kaldığını...

*** Demokrasi ve dürüstlük kavramlarını her defasında tartışmanın da bir alemi yok! O kadar İslam ülkesinin arasında Türkiye’nin her bakımdan en iyi ülke olmasının nedeni sizce nedir? Bana göre, Türkiye’de demokrasi anlayışının ve insan haklarının diğer ülkelere bakarak daha gelişmiş olmasıdır. Peki her ne kadar Cumhuriyetle yönetilse de Türkiye’nin Avrupa’nın bazı ülkelerinden daha geri kalmasının sebebi?  Ayni sebep! İşte o da demokrasinin cumhuriyetle falan değil, insanların aldıkları eğitim, kültür ve ahlaki yapılarıyla ilgili olmasıdır. Yönetim biçimi ya da yöneticilerden çok yönetilenlerin yaşantılarının daha önemli olmasıdır. Zaten herkes hak ettiği gibi yönetilir! Bu sözlerimden sakin cumhuriyet karşıtı olduğum falan anlaşılmasın.  Cumhuriyet rejimi gayet güzel ve demokratik bir rejimdir. Bizler cumhuriyet çocuklarıyız... Ancak Belçika gibi küçücük ve kraliyetle yönetilen bir ülkede demokrasinin cumhuriyet rejimi ile yönetilen ülkelerden daha iyi islemesi sizce tesadüfi midir?

***

Aklıma şöyle bir soru geliyor;  Ortadoğu’da insanlar biraz birbirlerine bağlı, sevgi, saygı ve adalet içinde yaşasalardı acaba bunca olay başlarına gelir miydi?  O halde kutuplaşmaları, saygısızlıkları,  samimiyetsizliği ve her ne sebepten olursa olsun ayrımcılıkları bırakıp kendimize gelelim! Artık sevelim demeyeceğim, içimizden ne geliyorsa onu yapalım, ama sevmesek de mutlaka saygı duyalım. Farklı fikirlere ve insanlara saygı duyalım ki saygı görelim.

*** Simdi yine bütün samimiyetimle haykırmak istiyorum.. Her şeyden önce biz, biz olalım! Kendimiz olalım. Dostsak dost, düşmansak düşman olalım. Nerede ve kiminle olursak olalım, samimi olalım, ama samimiyetsiz insanlarla asla samimi olmayalım! Okuyalım! Bakış açımızı genişletelim! O şeytan kılığına girmiş insanlarla savaşalım... Bu güne kadar başımıza ne geldiyse cehaletten ve o samimiyetsizler yüzünden gelmedi mi?

Cumhuriyet bayramımızı şimdiden kutluyorum!

Birgül KAPAKLIKAYA 27-EKIM-2014 BRUKSEL Facebook : Birgul KAPAKLIKAYA Twitter : Birgulce

Info for bonus Review William Hill here.