Menu
RSS
Emirdağlı, mimar Burhan Ünal`ın Almanya´da başarısı

Emirdağlı, mimar Burhan Ünal`ın Alm…

Emirdağlı mimar Burhan Ün...

Fasl-ı Muhabbet Grup Atışması "GİDERİZ"

Fasl-ı Muhabbet Grup Atışması …

Neslimiz soyumuz birdir b...

MAZERET ÜRETMEYELİM

MAZERET ÜRETMEYELİM

Mazeret, genel anlamıyla ...

EY ŞANLI ŞEHİT

EY ŞANLI ŞEHİT

Kurşun girmiş yüreğinin s...

Gün Birlik Olabilme Günüdür

Gün Birlik Olabilme Günüdür

Türk Silahlı Kuvvetleri'm...

Fasl-ı Muhabbet Grup Atışması "VARDIR"

Fasl-ı Muhabbet Grup Atışması …

Şu dünyanın yolu olsa bin...

Hayatınız seçtiğiniz kadındır

Hayatınız seçtiğiniz kadındır

Harun Reşit savaşta esir ...

MERAK

MERAK

Her bir dörtlüğünde bin b...

Fasl-ı Muhabbet Grup Atışması "BİZ"

Fasl-ı Muhabbet Grup Atışması …

Kuzeyi, güneyi, doğu-batı...

KABAHAT HEP KARŞIDA MI?

KABAHAT HEP KARŞIDA MI?

Meşhur fıkrayı bilirsiniz...

Prev Next
Şükrü Türkmen

Şükrü Türkmen

Web site URL:

VEDA MI DESEM

Düşüncemde nüzul var, akıl kör, mantık sağır.
Sanki yanan mum gibi, eririm ağır ağır.
Elveda demez dilim, vedalar gelir ağır.
Sararan yapraklarda, hasret kokuyor kışım
Geçti günler geceler, yetmişi aştı yaşım

Gidemedim bir adım, hep önümde durdular.
Bilmediğim dillerde, türlü sual sordular.
Ne attılar kenara, ne özgürlük verdiler.
Bazen astım suratı, bazen çatıldı kaşım.
Geçti günler geceler, yetmişi aştı yaşım

Öyle zaman oldu ki gün geceye karıştı
Mutluluğun atları hüzünlerle yarıştı
Nafakamı ararken, artan üç beş kuruştu
Kalemler kaşık oldu, kağıtlar oldu aşım
Geçti günler geceler, yetmişi aştı yaşım

Aştım yüce dağları, dere tepe dolanıp
Bazen coştum sel gibi, çağladıkça bulanıp
Gün gelir bir gün belki tükenir derdim sanıp
Akıtmadım bir türlü gözümde dondu yaşım
Geçti günler geceler, yetmişi aştı yaşım

Avunmadı şu gönlüm, hayal ile, düş ile
Bilirim ki hep bunlar, yazgıdan gelen çile
Artık ağır geliyor vallahi gölgem bile
Tahammülüm kalmadı, çatladı sabır taşım
Geçti günler geceler, yetmişi aştı yaşım

İnanın ki dostlarım yüreğim kırgın şimdi
Gözenekler köreldi pınarlar durgun şimdi
Ruhum darmadağınık, bedenim yorgun şimdi
Hiç önüme eğmedim dimdik duruyor başım
Geçti günler geceler, yetmişi aştı yaşım... (Ş.T)

ANA YÜREĞİ

Ayrılalı kaç yıl oldu saymadım
Goç yiğidim, gurban olam, gel gayrı
Yumuk gözlüm, gülüşüne doymadım
Yalnızlığa gardaş oldum bil gayrı
Goç yiğidim, gurban olam, gel gayrı

Geceler çekilmez, günüm dar gelir
Duyduğum her selâ, bağrımı delir
Evlat acısını kim nasıl bilir
Göz yaşlarım damla değil sel gayri
Goç yiğidim, gurban olam, gel gayrı

Artar oldu, günden güne kederim
Perişan haldeyim, dünden beterim
Her namaz ardından niyaz ederim
Göz görmüyor, doğrulmuyor bel gayrı
Goç yiğidim, gurban olam, gel gayrı

Em ummuyor, yüreğimin yarası
Hep aklımda, gözleriyin karası
Bende idi ayrılmanın sırası
Her şeyleri, diyemiyor dil gayrı
Goç yiğidim, gurban olam, gel gayrı

Tez ayrıldın, gelen emre uyarak
Dünya nimetini hiçe sayarak
Gittin beni boynu bükük koyarak
Perde bozuk, akort tutmaz tel gayri
Goç yiğidim, gurban olam, gel gayrı... (Ş.T)

(*) Em: İlaç

SERZENİŞ

Doğruları eğri gördük suç ettik
 Eyisini bilemedik gardaşım
 Bizden dedik başımıza taç ettik
 Lekesini silemedik gardaşım

Ne yaptıksa yenemedik körlüğü
 Kuramadık turan elde birliği
 Hani nerde o yılların dirliği
 Bir gün olsun gülemedik gardaşım

Çok istedik dediğimiz olmadı
Bu davanın tadı tuzu galmadı
Talihimiz yüzümüze gülmedi
 Uykumuzu bölemedik gardaşım

Hep yutkunduk diyemedik sır oldu
 Çektiğimiz kesemize kâr kaldı
Bozkurt gitti çakal bize yar oldu
 Arkasından yelemedik gardaşım

Uzak değil düşmanımız yakından
 Bencilliği sökemedik kökünden
 Birlik olup bir kişinin Hakından
 Gelemedik, gelemedik gardaşım (Şükrü Türkmen)

HALİDE EDİP ADIVAR - KAYMAKAM NURİ ve ÇERKEZ MEHMET

Sivrihisar’a döner dönmez, Binbaşı Muharrem’den bir mektup aldım. Aziziye’de merkezi olan İzzeddin Paşa, grubunun Erkân-ı Harbiye Reisi idi. Beni İzzeddin Paşa’nın misafiri olarak davet ediyordu. Raporlarımı İsmet Paşa’ya götürdüğüm zaman bundan bahsettim. Dedi ki: — Onbaşı, ben Bolvadin’e gidiyorum. Geceyi Aziziye’de geçireceğim. Eğer yarım saate kadar hazırlanırsan seni arabamla götürürüm.

Yarım saat sonra, İsmet Paşa’nın otomobiliyle hareket ettik. Bunu iyi hatırlarım. Çünkü, köyden geçerken, bilhassa çocuklarla ilgileniyordu. Bizim yolumuzdaki köyler pek o kadar yakılıp yıkılmamış bir durumdaydı ve Makedonyalı göçmenlerle doluydu. Bir küçük kız, saçlarının örgüleri sırtında sallana sallana İsmet Paşa’nın otomobiline sıçradı. Ötekiler de etrafında serçeler gibi zıplayıp duruyorlardı.

İsmet Paşa, kızın başını okşayarak: — Sen bu saçların birazını bana ver, bak benim başımda saç yok, dedi. Ve kızı da bir geyik yavrusuna benzettiğini söyledi. Burada İsmet Paşa, Türkiye’nin geleceğinden bahseder, bütün kötülüklere, suistimallere son verileceğini söylerdi. Evet, İttihat ve Terakki de aynı idealle başa gelmişti. İzzeddin Paşa bir yemek ziyafeti veriyordu. Bütün fırka kumandanları ve Erkân-ı Harp reisleri oradaydılar. Herkes belinden kemerini ve tabancasını çıkararak bir masanın üzerine bıraktı.

Bize Aziziye’nin eski kaymakamı diye bir adamı takdim ettiler. Adı Nuri idi. Bana bir evlât muamelesi yaptı. Âdeta beni tanıyormuş gibiydi. Fakat ben, bir türlü kim olduğunu hatırlayamadım. Bu zengin adam, oradan geçen paşaları evinde misafir ederdi.

İsmet Paşa, kendisi karargâhta yatacağını söyleyerek Nuri Efendi’nin evinde ona hazırlanan yeri bana bıraktı. Adam bana dedi ki: — Beni nasıl unuttun, Halide Hanım? Ben seni ne kadar omuzlarımda taşıdım ve gece yarısı sarayın kapısını sana açtırdım.

Hemen elini yakaladım: — Sen Çerkes Mehmed Efendi’sin, değil mi? Niye Nuri Efendi dedirtiyorsun kendine, diye sordum. Yürüyerek evine gittik. O kadar eski günleri hatırlamış ve kendimi unutmuştum ki, kemerimle tabancamı almayı akıl etmemiştim.

Yolda giderken bir çocuk gibi o bölgede ne kadar mektep açtığını, yollar yaptırdığını anlattı durdu. — Baban velinimetimdi. Bu işleri yaparken lâzım oldukça halka nasıl dayak attığımı kendisine söylediğim zaman beni azarlardı. ( Halide Edip Adıvar / Türkün Ateşle İmtihanı )

xxxxxxxxxx

Yukarıdaki parça Halide Edip Adıvar’ın “Türkün Ateşle İmtihanı” isimli kitabından alınmış bir bölümdür. Yazı dikkatlice okunduğunda dördüncü paragrafta “…Bize Aziziye’nin eski kaymakamı diye bir adamı takdim ettiler. Adı Nuri idi.” ve altıncı paragrafta da “Sen Çerkes Mehmed Efendi’sin, değil mi? Niye Nuri Efendi dedirtiyorsun kendine, diye sordum.” denilmektedir.

xxxxxxxxxx

Bu da şu gerçeği ortaya çıkarıyor. Milli Mücadelede sık sık sözü edilen Kaymam Nuri, Çerkez Mehmet’tir.
 NE DERSİNİZ?

Info for bonus Review William Hill here.