Menu
RSS
Fasl-ı Muhabbet Grup Atışması "GELİR"

Fasl-ı Muhabbet Grup Atışması …

Bu haftaki konuğumuz da F...

NERDE O KOMŞULAR

NERDE O KOMŞULAR

Sosyal medyada açlık, yok...

Depresyondan kurtulmak için 4 öneri

Depresyondan kurtulmak için 4 öneri

Sonbaharı geride bırakıp ...

Pirinç

Pirinç

Gardırobunuza bir bardak ...

WhatsApp toplu mesaj dönemi sona erdi

WhatsApp toplu mesaj dönemi sona er…

Dünyanın en popüler mesaj...

SEYREKBASAN

SEYREKBASAN

(1919 - 1984)Türkünün kon...

DERS ALMAMIZ DİLEĞİYLE

DERS ALMAMIZ DİLEĞİYLE

Apple kurucu ortağı ve CE...

Bende Kaymakam olmak istiyorum

Bende Kaymakam olmak istiyorum

Emirdağ Mithatpaşa Ortaok...

Ne Oldum Deme !

Ne Oldum Deme !

Genç adam iyi bir terziym...

“Akıl Ve Zeka Oyunları Atölye Sınıfı” açılışı yapıldı

“Akıl Ve Zeka Oyunları Atölye Sınıf…

    Emirdağ Cumhuriyet İl...

Prev Next
Özcan Türkmen

Özcan Türkmen

Web site URL:

NERDE O KOMŞULAR

Sosyal medyada açlık, yokluk, yoksulluk ve bunlara bağlı intihar haberleri sıkça verilmeye başlandı bu aralar.
Bunlardan etkilenmemek, bu hadiselere üzülmemek mümkün değil. İyi günlerde değiliz. Allah sonumuzu hayreyler inşallah.
Bu tarz haberlerin çokluğundaki bugünlerde çocukluğumdaki komşular / komşuluklar gelir aklıma derin bir sızıyla, tarifsiz bir özlemle.
Aklıma gelir ve Abdurrahim Karakoç (1932-2012) merhum hemen ses verir bana şöylece:
‘Ahbaplık komşuluk nerde erenler
Duruyorsa haber versin görenler
Söyleyin söyleyin eski yârenler
Sohbeti harcadık daha ne kaldı’
Üzülerek toplarım zihnimi hemen. Film şeridi gibi geçer gözümün önünden köyümüzdeki komşularımız. (Ahirete irtihal edenleri rahmetle anarken yaşayanlara da sağlıklı bir ömür diliyorum.)
Evet, köylük yerde hısım akrabadan ayrı değildi komşularımız.
Yaylada yazıda, ekinde dikinde, bağda bahçede, yolda yolakta, harmanda dermanda, çiftte çubukta beraberdik; yalnız koymazdık birbirimizi.
Düğünde düzgünde, ölüde diride hep bir aradaydık. Aş yediği çanağa kesinlikle pislemezdi komşularımız.
Komşu hakkı, tuz ekmek hakkıydı; komşu hakkı göz hakkıydı; komşu hakkı, Tanrı hakkıydı o zaman.
Selamıyla kelamıyla, üstüyle başıyla, güler yüzüyle, tatlı diliyle hastalıkta sayrılıkta da iyi günde kötü günde de bizden biriydi komşularımız.
Onlar Mehmet Dayıydı, Maser Amcaydı, Hüsnü Enişteydi, Şükrü Ağabeydi, Nail Kardeşti…
Dudu Abaydı, Ayşe Halaydı, Fatma Teyzeydi, Hava Yengeydi. Ak saçlı anneannelerimiz babaannelerimizdi, genç annelerimizdi, gelinlerimizdi, gelin bacılarımızdı, gelinlik kızlarımızdı, yârlerimizdi, yârenlerimizdi; görümlerdi, kayınkarılarıydı, kaynanalardı, kumalardı onlar.
Hayal, gönül ve ülkü dünyalarıyla bizi yönlendiren, bize güç veren canlardı onlar.
İhmal edemediğimiz büyüklerimizdi onlar. Bize emek verenlerdi, ekmeğini yiyip suyunu içtiklerimizdi o komşularımız.
Varlıklarını hissettikçe güvende yaşardık evimizde, yurdumuzda. Emin insanlardı; bizlere de güvenirlerdi onlar. Emanete hıyanet etmemeyi onlardan öğrenirdik.
Ufak tefek kusurlarımızı görmezden gelirler ama davranışlarıyla terbiye ederlerdi biz çocukları.
Kendi çocuğuna kadar olmasa da komşularımızın sevgisi bizeydi.
Anamıza babamıza olduğu gibiydi komşumuza, komşularımıza saygımız.
Nadiren de olsa olumsuz komşular, olumsuzluklar vardı elbet. O zaman da hemen araya giren bir başka olgun, akıllı komşumuz çözüveriyordu, hallediyordu aradaki meseleyi. Çözebileceklerimizi kördüğüm yapmamaya çalışırdık hepimiz özenle, dikkatle.
Evleneceklere ev kuracaklara büyükler, ‘Ev alma, komşu al. / Ağıl alma, komşu al.’ atasözümüzü sıkça tembihlerdi.
Nerden geldi, nasıl oldu bilemedik. Komşunun komşuyla konuşmadığı, akrabanın birbirini tanımadığı, başka insanlara hep kuşkuyla bakıldığı bir dönemde yaşar olduk maalesef.
Hısımları hasım; akrabaları akrep görür olduk. ‘Komşu komşunun külüne muhtaç’ diye diye yaşarken komşunun kim olduğunu unuttuk maalesef.
Daha dün, çocukluğumuzda, bilgeliğiyle bizleri kendine hayran bırakan komşuluktan öte ‘amca, dayı, hala ...’ yerindeki komşularımızı unuttuk maalesef.
Hatırlıyorum ben.
Hatırlıyoruz çoğumuz.
Çoğumuz özlemle yâd ediyoruz o günleri, o kişileri.
Arıyorum onları.
Arıyoruz onları.
Daha çok arayacağız onları.
Sahi, nerde o komşularımız.

SEYREKBASAN

(1919 - 1984)
Türkünün konusu insan...
İnsanın başından geçenler, insanın başına gelenler, bu insanların gönül ve ülkü dünyaları...
Bunların dile ve tele gelişi...
Türkülerimizin günümüze ulaşmasında emeği geçenleri rahmet, minnet ve şükranla anıyorum.
Bu yapının temel taşlarından biri de köylümüz Nuri Amca (Nuri DEMİR / SEYREKBASAN)…
Gördüğüm, duyduğum, sorup öğrendiğim kadarıyla tanıtmak istiyorum Seyrekbasan’ı…
Anonim olduğunu bildiğim şu dörtlüğün Seyrekbasan’a ait olduğunu öğrenince inanışın, inanca göre yaşayışın göstergesi türkülerimize daha çok sahip çıkmam gerektiğine inandım:
Suvermez diyo(r)lar engin ovalı.
Guyular gazdırdım maden guvalı.
Yok mu içinizde ağzı dualı?
Dua edin ben yârimi alıyım.
Sevdanın gücü mü Seyrekbasan’a Seyrekbasan’ın gücü mü sevdaya yetti bilemiyorum ama aşağıdaki dörtlüğün ondaki azmin bir göstergesi olduğunu görüyorum:
Seyrekbasan go(y)du eller adımı.
Bulamadım eski yârin dadını.
Eğer evlenir de gızım olursa
Mühür gözlü Binnaz gorum adını.
Kültürün, yaşama şeklinin aynası sanki Emirdağ türküleri...
Azim ve kararlılığın göstergesi olan türkülerimizde Seyrekbasan kendini şöyle anlatıyor:
Seyrekbasan derler ben sık basarım.
Geriden geriye yâre küserim.
Eğer nazlı yârim benim olursan.
Mektebin önüne kebap asarım.
Temizliği, titizliği, kıyafetine verdiği özen ile Nuri Demir, Suvermez’de gençlik yıllarından itibaren Seyrekbasan sıfatıyla tanınıyor. Nuri DEMİR, banka memuriyetinde klasik memur kolçağını sürekli kullanıyor; ütüsüz elbise giymiyor. Kömürlü ütüyü ondan başka kullanan çok az kişi var bankada. Kıravat ve fötr şapka, karizmanın vazgeçilmezi…Türkmen kültüründeki lâkap takma geleneğinin canlı örneği Seyrekbasan’ın çamurda bile ayakkabısının pırıl pırıl cilalı olduğunu görenler çok…Paylaşmanın en güzeliyle yaşayan insanımız, özellikle acıyı paylaştığında onun azalacağını çok iyi biliyor. İnsanımızın başından geçenler, insanımızın başına gelenler, insanımızın gönül ve ülkü dünyası türkülerimize yansıyor:
Seyrekbasan derler öz adım Nuri.
Gel otur yanıma Kezinin Hayri.
Yardan mı ayrıldın Dertli Niyazi.
Üçümüz bir olak gedelim bayri.
Kezi’nin Hayri, Dertli Niyazi ile Seyrekbasan, ele ele tutuşup bir olup gezdi; öfkeyi, kini bastırdı eskiden. Gittikçe bireyselleşen insanımız arasında bu üçü gibi paylaşan yok gibi mi, ne dersiniz? Çocuklarına hep “Çocuğum.” diye seslenen, sanatçı kişiliğini temizliğine de yansıtan Seyrekbasan okumayı, okuyanı çok seviyor. Radyo tiyatrosunun müdavimlerinden, sanat müziğini seviyor.
Guyunun başına yârim dikilir.
Mor beliği ensesine dökülür.
Ah dedikçe ciğerlerim sökülür.
Alamazsam ince belim bükülür.
derken Anadolu insanındaki engin kültür birikiminin adeta sözcüsü olup “ensesine dökülmek, ciğerleri sökülmek, beli bükülmek” deyimlerinin üçünü tek dörtlükte kullanarak “Vay babam vay. İlk mektebin üçünü okudum. Beşini okuyabilsem ben ne olurdum bir göreydiniz.” diyerek tezini ispat ediyor adeta. Nuri Demir’in annesi, o gençken ölmüş.
Babasını tanımıyor. Çektiği acılarla olgunlaştığına inanan Seyrekbasan, insanların kusurunu onları kırmadan söylermiş hep. “Anlatsam roman olur.” diye başladığı hayat hikâyesinde dert çok ama dertten şikâyet yok gibi sanki. Kış ve bahar temizliklerinde “Gene biz bu eve ne yaptık da eşyalar dışarı atıldı?” esprisi kızlarının kulağında çınlıyormuş…
Hassas, içli bir yapıya sahip Seyrekbasan. Acılara dayanmayı, gençliğinde türkülere dökmüş:
Top top edip zülfünü darama.
Beni goyup bi(r) yâr daha arama.
Möhür gözlüm ne'ttim senin anana
Melhem deyin duz basdırdı yarama.
..
Yörü dedim gözel yörüdemedim.
Dağın garı gibi eridemedim.
Onbeşimde bi (r) yâr sevdim başıma.
Onu da kendime eş edemedim.
Hoşgörüsü ve espri anlayışı gençliğinde türkülerine yansıyor Seyrekbasan’ın:
Evimizin önü gıral ağacı.
Bulamadım bu sevdaya ilacı.
Eğer yâr olmaya gönlün yoğusa
Sen bana gardaş de ben sana bacı.
İlk iki eşi rahmetli olup üçüncü evliliğinde eşine “Hanım, el evlenip mal mülk sahibi oldu; ben de baldız-bacanak zengini oldum.” derken hayata bakışı ve yaptığı evlilikleri değerlendirmesi dikkate şâyandır. Toplu yaşayıştaki mizah, türkülerimize Seyrekbasan’ın sözüyle şöyle giriyor:
Emirdağı değirmenin döndü mü?
Döne döne nöbet bize geldi mi?
Gıyı köyden dünür gelmiş yârime
Bizim köyün erkekleri öldü mü?
Üniversitelerin halk edebiyatı bölümleri mutlaka yapıyordur ama halk sanatının adsız kahramanları, kültürümüzün ustaları Gardiyan Kamil, Kepaze’nin Nuri, Seyrekbasan…
Daha nicelerinin tez konusu olup araştırılmalarını istiyorum.
Özcan TÜRKMEN

AYRILIK

“Üç derdim var birbirinden seçilmez
Bir ayrılık bir yoksulluk bir ölüm” diyor Karacaoğlan.
Ölüm ve yoksulluk bugünlük bir kenarda dursun; ayrılık üzerine akleyleyelim biraz şöyle:
Başka anlamları olsa da en çok “Birinden uzak düşme, firak, firkat” olarak kullanıldı, ‘ayrılık’.
Filizlenen umutların kırılışıydı, meçhule gidişti, âşıkların bağrından kopan yanık sesti ayrılık. Aklımızdaydı, yanımızdaydı hep ayrılık.
Üzerine ne ağıtlar yakıldı, ne şiirler yazıldı ….
Ayrılığın çaresini sordu türkülerimiz, şarkılarımız, şiirlerimiz.
Ayrılığın verdiği acı ve hasretle yaşamayan, ayrılık çekmeyen var mıdır bilemiyorum ama ayrılan, ayrı olan vardır/çoktur diye düşünüyorum.
‘Hoşça kal/kalın’ deyip ayrılırız. ‘Allah’a emanet ol/olun/olunuz’ deyip ayrılırız. ‘Allah’a ısmarladık / Allah’a ısmarladım’ deyip ayrılırız. Helalleşip ayrılırız. Uzun ayrılıklar başlarken ‘elveda’ deyip ayrılırız.
Sebeplerin azlığına çokluğuna bakmadan elvedayı bırakın, hiç bir şey de demeden de ayrıldığımız olur.
Bazen biz ayrılırız, bezen bizi ayırırlar, bazen bizden ayrılırlar. El aklına uyup ayrıldığımız da olur, el aklıyınan ayrılanlar da olur.
Ayrılığı murad etmeyiz ama ayrılırız. Ayrılmak değildir aslında niyetimiz ama bahanelere sığınıp ayrılırız. Bazen hiç bilemeyiz ayrılan kim, ayıran kim.
Herhangi bir şekilde soğuyup ayrılırız, herhangi bir şekilde soğuturlar ayrılırız.
Başımızı alıp gideriz yalnızlıklar ülkesine. Gideriz ne olup olmayacağını bilmeden ve düşünmeden. Gideriz bir şey demeden, bir şey almadan, bir şey ver(e)meden.
‘Sevdanın merhemi’ derler kabul ederiz. ‘En acı ilaçtır; içinde şifa saklar’, ‘Öfkeyi de kini de azaltır’ derler tamam deriz. ‘Ayrılık, hayranlığı arttırır.’ ‘Ayrılmanın gökteki yıldızlar kadar çeşidi vardır.’ derler ‘Amenna’ deriz.
Öyle gün öyle an olur bazen hiçbir şey demeden, hiçbir şey olmadan, hiçbir şeyi fark etmeden ayrılıveririz. Ayrılık acısı çörekleniverir yüreğimize. Zaman geçer, çoğalır da çoğalır ayrılıklarımız yalnızlıklarımıza rağmen.
Ve ayrılış başlar anadan, vatandan, arkadaştan…
‘Ayrılık, ayrılık aman ayrılık
Her bir dertten olar yaman ayrılık’ diyen Azerbaycan türküsünün nakaratı tesbih olur dilimize.
Ayrılırız açılır yara(lar). Ayrılık ciğerimiz dağlanır. Acıyı, hasreti, özlemi, gurbeti… onda tanırız.
Ayrılık biter mi, biterse ne zaman biter bilemeyiz.
Pişman oluruz ayrılıklara, sonu ayrılık getiren sevgilere düçar oluruz.
Ne yaparsak yapalım ayrılığın ilacını bulamayız çoğu zaman. Ayrılığın verdiği acı ve hasreti çeker gideriz.
Karac'oğlan misali biz de karar veremeyiz hangisinin acısının daha yoğun olduğuna. Evet, bilemeyiz hangisi daha ağır basıyor gönül terazisinde ‘Bir ayrılık, bir yoksulluk, bir ölüm…’
Ayrılığa dayanır da dayanır kalbimiz. Yoruluruz, teselli ararız; Bekir Sıtkı Erdoğan yetişir imdada
‘Garibim, her taraf bana yabancı
Dertliyim çekinme doldur be hancı
İlk önce kımıldar hafif bir sancı
Ayrılık sonradan kor yavaş yavaş’ diyerek.
Herkesin acısıdır ayrılık, evet. Evet, mademki ayrılık var acı da olacak, hüzün de olacak. Ayrılığın, bu derdin dermanı var mı diye sormuştu Pir Sultan Abdal, sormasına da cevap alabilmiş miydi bilemiyorum:
‘Pir Sultan Abdal'ım içtim cür'adan
Okudum ağını bilmem karadan
Yeri göğü cüml'alemi Yaradan
Ayrılık derdinin dermanı nedir’
Her ayrılık bir kavuşmaya her kavuşma da bir ayrılığa gebe der bekleriz.
Ayrılıkların kaçınılmazlığını kabul etmesek de yaşar gideriz.
Evet, ayrılık mukadder…
İş, doğrudan, iyiden, sevgiden ayrılmamak…
Özcan TÜRKMEN
This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.

SÖZÜN GÜCÜ

Prof. Dr. Sayın Muharrem Dayanç’ın ‘Çok kelime var işlenmemiş.’ işlenmemiş sözü, sözden söz açıldığında çok etkiler beni.
Hemen, özümüzün bir sözümüzün bir olması gerektiği, gönüle yumuşak sözle girme zarureti, sözün israf edilememesi gereği ark arkaya zihnimde şimşekler çaktırır.
Yürekten gelenle ağızdan söyleneni hemen anlayamayınca sözü dinlemenin ne anlamı var ki, diye düşünürüm.
Verilen sözlere sadık kalmayı tekrar tekrar hatırlatırım kendi kendime.
Yunus Emre bütün gücüyle sarar benliğimi ‘Söz ola kese savaşı / Söz ola kestire başı / Söz ola ağulu aşı /Yağ ile bal ede bir söz’ diye.
Yusuf Has Hacib, Kutadgu Bilig’ten (5433-5434) seslenir hemen ‘Sözün faydası çok söylemekte veya söylenenleri hayretler içinde çok dinlemekte değildir. Sözün faydası, işittiğin sözü tatbik etmekte ve böylece kendini doğru yola yöneltmektedir.’ diye.
‘Uzun sözün kısasını söyleyip anlaşıvermek varken lafı döndürüp dolaştırmanın anlamı var mı’ diye sorup soruşturduğum, kendimle bu konuyu tartıştığım bir günde Acıbadem Üniversitesi Türk Dili Bölümü Öğretim Üyesi sayın Emre DORMAN’ı, televizyon programlarından ve kitaplarından yakın takip ettiğim ‘İnsanlar Uyurlar Ölünce Uyanırlar, Kur’ân-ı Kerîm’deki Temel Emirler ve Yasaklar, Modern Bilim: Tanrı Var, People AreAsleepThey Wake UpWhenTheyDie, Duanız Olmasa Ne Öneminiz Var, Dini Konularda Kendini Kandırmanın 40 Yolu, Din Neden Gereklidir, Allah’a Öğretilen Din, Allah’ın Parmak İzi, Kendini Kınayan Nefis’ kitaplarının yazarı Dr. Emre Dorman’ı Eskişehir 3. Kitap fuarında 13 Ekim 2019’da SÖZÜN GÜCÜ konulu konferansında arkadaşlarla dinledim.
Yüreklere dokunacak güzel söz, eşsiz kelam ilahi beyan Kur’an-ı Kerim’deki güzel söze, hayırlı eyleme özellikle özel dikkat çekti sayın Dorman.
Evren ve insan kitabı Kur’an-ı Kerim’de özellikle aşağıdaki surelerdeki söz ile ilgili bölümlerini bir kere de ben belirtmek isterim:
Zümer 23(Allah, kendi içinde uyumlu, gerçekleri tekrar tekrar dile getiren bir kitap olarak sözlerin en güzelini indirdi.)
Lokman 6 (İnsanlar arasında öyleleri vardır ki bilgisizlik yüzünden başkalarını Allah yolundan saptırmak ve o yolu eğlence vesilesi kılmak için eğlendirici sözleri alıp kullanırlar; işte bunları alçaltıcı bir azap bekliyor.)
Zümer 17-18 (Sahte tanrılara kulluk etmekten kaçınan, yüzünü ve özünü Allah’a çevirenlere müjdeler olsun. Söylenenleri dinleyip de en güzeline uyan kullarımı müjdele! İşte Allah’ın doğru yolu buldurduğu kimseler onlardır, asıl akıl iz’an sahipleri de onlardır.)
İbrahim 24 (Allah’ın nasıl bir misal getirdiğini görmedin mi? Güzel sözü, kökü sabit, dalları gökte olan güzel bir ağaca benzetti.)
Bakara 83 (İnsanlara güzel söz söyleyin, namazı kılın, zekâtı verin" diyerek söz almıştık. Sonra, içinizden küçük bir kesim dışında, sözünüzden döndünüz; hâlâ da sırt çevirmektesiniz.)
Ahzab 70 71 (Ey iman edenler! Allah’a itaatsizlikten sakının ve doğru söz söyleyin ki, Allah sizin işlerinizi düzeltsin, günahlarınızı bağışlasın. Kim Allah’a ve resulüne itaat ederse gerçekten büyük bir kazanç elde eder.)
Yunus 64 (Dünya hayatında da, ahirette de onlar için müjde vardır. Allah'ın sözlerinde hiçbir değişme yoktur. İşte bu büyük başarıdır.)
Saf Suresi 2-3 (Ey iman edenler! Niçin yapmayacağınız şeyleri söylüyorsunuz? Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz Allah katında çok çirkin bir davranıştır.)
Evet; sözün gücü insanı medeni kılıyor.
Kötü sözlerin kayıt altında olduğu gibi güzel sözlerin de kayıt altında olduğuna can-ı gönülden inananlardanım evet.
Evet; gönül alıcı söz, bir tebessüm, bir selam, bir güzel söz hepimizi gereğinden çok mutlu ediyor.
Evet; sözümüzü dosdoğru ve yerinde söyleyeceğiz.
Gereksiz konuşanlar konuşsun varsın biz, güzel söz söyleyeceğiz.
Evet; biz, tesirin güzel sözde olduğunun şuurundayız.
Biz, sözün gücüne inanıyoruz.

Info for bonus Review William Hill here.