Menu
RSS
İlk Cemre Ne Zaman Düşer?

İlk Cemre Ne Zaman Düşer?

Cemre'nin Anlamı Nedir? C...

GÖNÜL RIZASI

GÖNÜL RIZASI

 Dünyada en iyi şey, gönü...

BETER OLUN!

BETER OLUN!

Her güzel şeyin başlangıc...

Fash-ı Muhabbet Grup Atışması "Dili Olan GELSİN"

Fash-ı Muhabbet Grup Atışması …

Eğer gülecekse benim yüzü...

AH GÖNÜL AH

AH GÖNÜL AH

Şimdi sizlere ‘Gönül neyi...

EMİRDAĞ’A GÜZELLEME

EMİRDAĞ’A GÜZELLEME

9 Şubat Cumartesi günü il...

Bir'İz Unutulmaz Bir'İz Bıraktı

Bir'İz Unutulmaz Bir'İz Bıraktı

BİR’İZ EDEBİYAT; ŞİİR, KÜ...

Fash-ı Muhabbet Grup Atışması "Kaldı Yüreğim"

Fash-ı Muhabbet Grup Atışması …

Maziye dalıp gittim hayal...

Memurlar hangi ek işleri yapabilir ?

Memurlar hangi ek işleri yapabilir …

Öğretmen ücretli ders ver...

NEDEN 7 (YEDİ)

NEDEN 7 (YEDİ)

Neden 7 cihan İstanbul i...

Prev Next
Özcan Türkmen

Özcan Türkmen

Web site URL:

GÖNÜL RIZASI

 Dünyada en iyi şey, gönül rahatlığı değil mi sizce de.
 Dünyada huzur veren en iyi şey, iç huzuru değil mi sizce de.
 Gönle yabancı olan, zaten, bize yabancı değil mi sizce de.
 Zehirli dillerin bozduğunu telafi edecek temiz kalbe sahip olmak, gönlümüzü ve gönülleri hoş tutmaktan geçmiyor mu sizce de.
 Bir işi gönülsüz, göstermelik ve geçici olarak yapmasak; yasak savmasak n’olur.
İstemeyerek, gönülsüz; yarım ağızla söylemesek n’olur.
‘Yarım elma gönül alma’ esasına biraz daha çok uysak n’olur.
 Evet; olsun da gönül rızasıyla olsun. Olsun da gönül rahatlığıyla olsun. Olacaksa gönülden olsun
‘Dostun evi gönüllerdir / Gönüller yapmağa geldim’ demek için Yunus Emre olmak gerekiyor ama bu yolda Yunus gibi yürümek de mümkün inanın.
 Aklı gönlü bizimle olmayanı, ısrarla yüreğimizde taşımaya çalışmak elbette zor. Dünyanın en ağır yüklerinden biri belki bu... Hâl böyle belki ama özellikle böylelerini hoş bir davranış ve sözle sevindirmek; gönül okşamak her zaman mümkün inanın. Onların gönül rızasını almanın yolunun en basiti, belki de bu inanın.:. Beyaz yalan da olsa gönül okşayıcı sözler, hepimize hoş gelir inanın. Erzurumlu İbrahim Hakkı’nın ifadesiyle ‘Güzel sözler, güzel yüzler, tatlı diller gönüllerde azizdir.’
Ne olursa olsun garezin anlamı yok. Garezle gönül gözüne perde çekmenin anlamı yok.
 Geçici dünya nimetlerine gönül bağlamanın hiç gereği yok.
 Kaybettiğimiz nimetlere kendimizi yıpratacak kadar üzülmenin hiçbir değeri yok.
 Birini çok üzecek, gücendirecek davranışta bulunmanın; gönül yıkmanın gönüllerde yeri yok.
 Birisine ancak gönül rızası ile verebildiğimiz, makbule geçer.
 Gönül rızası olunca aramızdaki gönül birliği, bir kat daha zenginleşir.
 Gönül zenginliği, sevgi, anlayış ve hoşgörü için ilk ve temel şart, elbette gönül rızasıdır.
 Kalp kırmadan önce içinde belki de bizim olduğumuzu aklımızdan çıkarmasak n’olur. Bizi sevip sayanların umudunu boşa çıkarmasak n’olur.
 Gönül alıcı, hoşnut edici söz sarf etmek tatlı dilli olmak varken hatır gönül bilmeden tok sözlü olmanın ne anlamı var ki
 Yaptıklarımızı gönül rahatlığıyla kabullenebilsek; içimize artık sindirirsek.
 Tam bir doğruluk içinde gönülden bağlansak, bağlılığın gerektirdiği fedakârlığı yapmaya hazır olsak her zaman.
 Gönül halinden anlamayı artık öğrensek; öğretsek bundan böyle.
 Kendi yüreğimizle bakabilme cesareti gösterenlerin sayısı bir artsa, daima artsa.
 Kendi kalbiyle bakmayanın hayatının bulanıklığını hepimiz biliyoruz aslında.
 Gönlü fethetmenin kuvvetle, zulümle asla mümkün olamayacağını herkes biliyor aslında.
 Medenî, bilgili, saygılı, hoşgörülü olanların gönül insanları olduğunu hepimiz biliyoruz aslında.
 Ortak amaçları doğrultusunda bir araya gelen gönüllü grupların giderek arttığını hepimizi görüyoruz aslında.
 Gönülden uzaklaştıkça saygı, sevgi, şefkat, merhametin yerini başka başka şeylere bırakacağını hepimiz, çok iyi biliyoruz aslında.
 Evet; herkes, her şeyde yine kendininkine lâyık değil mi sizce de.
 Evet, evet; hayırlısı olsun. Olacaksa gönül huzuruyla olsun.
 Gönül rızası alanındaki boşluğu dolduran gönül eri olmaya var mısınız?
 Geçici heves ve teslimiyetlerle geçinmeye çalışanların da gönlünü kazanmaya, gönül rızasıyla onlara yaklaşmaya var mısınız?

BORCUMUZ VAR

‘Geri verilmek üzere alınan para veya eşya; bir veya birkaç kişiye yahut bir kuruma karşı yerine getirilmesi gereken yükümlülüğe’ ve ‘Birine karşı bir şeyi yerine getirme yükümlülüğüne’ genel anlamıyla ‘borç’ diyoruz.
 Günlük hayatımızın hemen her alanında borç var.
‘Borcun yoksa kefil ol; işin yoksa şahit ol’, ‘İtimadı lütuf sanıp borca sarılma; bir gün istenecektir sonra darılma.’, ‘Borç alanı bezdirir, vereni usandırır; düşünceli gezdirir, insanı utandırır. ’atasözlerimizle şimdilik konuyu özetleyip borcun bir başka boyutuna geçelim.
 Hepimizin ayrı bir derdi, hepimizin neredeyse roman olacak ayrı bir hikâyesi var.
 Belki ayrı ayrı görünüyoruz ama hepimiz aynıyız. Belki aynı görünüyoruz ama hepimiz de ayrıyız. Bu aynılıkta, bu ayrılıkta çabalayıp duruyoruz işte. Hepimiz, hepimizi gözlüyoruz. Hepimizin hepimize borcu; hepimizin hepimizden alacağı var değil mi?
 Kim, kime borçlu değil ki. Kimin kul hakkı, kimde yok ki. Kimin vefa borcu yok ki…
Borcun diğer bir boyutu ile ilgili olarak ‘Yatanın yürüyene borcu var’ atasözümüzü ısrarla vurgulamak isterim. Çalışmanın önem ve değeri; daha net, daha güzel, daha özet nasıl anlatılabilirdi değil mi?
‘Bilenin bilmeyene olanın olmayanı borcu var’ ifadesi, verimlilik ve yardımlaşmayı ne güzel anlatır değil mi?
 Mutlaka yerine getirilmesi, ödenmesi gereken görev, borç; namus borcudur. Bu borcun başında aklımıza ilk sıralarda vatan borcu (askerlik) geliyor tabi. ‘Mektubunda diyorsun ki gel gayri / Vatan borcu biter bitmez ordayım’ diyen Bekir Sıtkı Erdoğan (1926-2014)’ı bu vesileyle rahmetle anıyorum. Bu şiirin bestelenmişini radyodan, teypten, TV’den daha da yaşlıların taş plaktan dinlediklerindeki hazzı, ben de şu an yaşıyorum inanın.
 Esmeray’ın  (1949-2002) ‘Gel Tezkere’ adlı parçasındaki aşağıdaki ifadeyi, askerler, asker yakınları kadar olmasa da hemen hepimiz biliriz:
“Bir yıl oldu davul zurna yolcu ettim seni
 Duvarın üstüne astık yırtık resmini
 Hiç gam yemem yaş dolsa da kurur gözlerim
 Vatan borcu namus borcu derim beklerim”
Evet, namus borcu ve vatan borcunun ikisi birden daha güzel nasıl anlatılabilir ki.
 Her nefes alıp verdiğimizde Allah'a can borçlu olduğumuzu unutmamak gerekiyor. Unutmamak ve ödenebilecek borçları behemehal ödemek gerekiyor elbette.
 Borç ödeme ile ilgili olarak kendimize soralım şimdi:
 Herhangi bir borç ödemenin iç rahatlığını duyduk mu hiç.
 Bir fakiri doyurmanın sevincini yaşadık mı hiç.
 Bir muhtacın bir ihtiyacını karşılamanın hazzını duyduk mu hiç.
 Bir öksüzü, bir yetimi sevindirip onun coşkusuna ortak olduk mu hiç.
 Bir yaşlının, bir hastanın gönlünü almanın hazzını alabildik mi hiç.
İnsanlık hizmetine olanı yapmayı kendimiz için yerine getirilmesi mutlak bir mecburiyet görmenin hazzını çıkarabildik mi hiç.
İnsanlığa insanlık borcumuz olduğunu unutmadan yaşayabilmenin mutluluğunu başkalarıyla paylaşabildik mi hiç.
 Can taşıyan her varlığa şefkat ve merhamet göstermenin borç olduğunu unuttuğumuz oldu mu hiç.
 Ödünç aldığımız çevreyi koruyup kollamanın hazzını yaşayabildik mi hiç.
 Hayat bize borçlu değil... Değil ama bizim hayata borcumuz çok. Bedelsiz maddi ve manevi kazançlarımız o kadar çok ki.
 Evet; kendimize borcumuz pek çok. Sorumluluklarımız yerine getiremedikçe de bu borç(lar) artacak.
 Her nasıl olursa olsun almanın bir de vermesi var.
 Borcumuzu bilmek; bir şey yapmayı, yerine getirilmesi gereken bir iş olarak değerlendirmek; borcunu zamanında öder olmak durumundayız. Bu, boynumuzun borcu...
 Bu, gönül borcumuz. Bu, yapılan iyiliğe karşı kendini borçlu sayma; bu minnet; bu minnettarlık; bu şükran …
Bunların başında elbet ‘Allah ile milletin bize yüklediği borç’ yani vatan sevgisi geliyor. Bu da Atatürk’ün veciz ifadesiyle şöyle şekilleniyor: ‘Büyük devletler kuran ecdadımız, büyük ve yaygın şümullü medeniyetlere sahip oldular. Bunu ancak tetkik etmek, Türklüğe ve Cihan'a bildirmek, bizler için bir borçtur.’
Şu güftesi İsmail Koçar’a ait Bilge Özgen’in uşşak makamındaki ‘Sana gönül borcum var / Ödemek kolay değil / Zaman gelip geçiyor / Dur demek kolay değil’ şarkısını bilirsiniz.Hayat böyle bir şey işte!
 Bazı borçlar ödenmez, ödenemez ama yanından yöresinden başlayalım ödemeye.
 Daha çok borcumuz var.

SEVGİLİ ÖĞRETMENİM,

Beni tanıdığını, beni anladığını biliyorum. Sana güvenerek içimden geleni seslendirmek istedim:
Hayat bu, kimi ağlar kimi güler; sen gülümse öğretmenim. Özün güldükçe yüzün gülüyor. Her gülüşün bin ilaca bedel...
Hareketlerimizin en kalıcısı nezaket... Her zamanki gibi kibar ol öğretmenim.
Hem hatıralarımda yaşıyorsun hem hatıralarımı yaşatıyorsun. Davranışlarınla terbiye et öğretmenim.
Ara sıra yanlışlarını görüyorum. Görüyorum ama bunları unutuyorum hemen. Hayatın en büyük esası, samimilik... Samimiyet içten olmalı... Samimi ol öğretmenim.
‘İyi insan olmak için dışarılara gitmeye lüzum yok.’ dersin. İçimizdeki işe yaramaz unsurları atmamızın yetebileceğini söylersin.
Bunun farkındayım; iyimser ol öğretmenim. ‘İnsanların itibarlısı cömert olanıdır.’ Bu yüzden cömert ol öğretmenim.
Sabır, kuvvetin bir başka adı… Kuvvetini koru; sabırlı ol öğretmenim.
‘İyiye başla; iyi başla’ diye bellettin hep. Başaracağıma inandır öğretmenim. İnsana büyüklük veren şey, düşüncedir.
Daha iyi düşünmeyi öğrenmek istiyorum. Düşündür öğretmenim. Hakikat önce hayalle başlar. Hayal gücüne sahip olmak, bilgi sahibi olmaktan daha önemli... 
Hayallerimi zenginleştir öğretmenim. Çok bilenler az konuşuyor; az bilenler çok...
Buna sen de sabredemiyorsun. Sen sıkıldıkça ben daha çok sıkılıyorum. Sıkıcı olmak, kendine ve bana en büyük ceza... 
Asla sıkıcı olma öğretmenim. Senin sükûnetin, benim huzurum, benim güvenimdir. Sakin ol öğretmenim. En küçük dokunuşun bana en büyük manivela... 
Yerinde ve zamanında, lütfen, dokun bana öğretmenim. ‘Marifet iltifata tabidir.’ dersin. 
Takdirde cömert ol öğretmenim. Eleştiriyi özel almak isterim; tenkitte cimri ol öğretmenim. Korkutursan ikimiz de korku içinde yaşarız. Korku, bütün meziyetlerimizi engeller. Korkularımı azalt öğretmenim. Geleceğimden kaygılıyım. Kaygılarım, zihnimi yanlış kullandırıyor. 
Kaygılarımı azalt öğretmenim. Bana başardığım kadar değer verirsen olduğum gibi yaşamaya devam ederim. Eğer bana başarabileceğim kadar değer verirsen olmam gereken yere kadar yükselebilirim. 
Benimle yeteri kadar ilgilen; önemli olduğumu hissettir öğretmenim. ‘
Adalet, solmayan çiçektir.’ Adil ol öğretmenim. Bilgiyi öğrenmenin yollarını biliyorum. Duygularım aklımı karıştırıyor.
Bilgiyi kullanmak için doğru kararlar vermek zorundayım, bunu da biliyorum. Bunlar için aklımı kullandır öğretmenim. Birbirimize haksızlık ettiğimiz zamanlar da var. Alışkanlığa alışkanlıktan uzak durmak istiyorum.
Doğruyu bulmak, doğruyu hissetmek, doğruyu yaşamak istiyorum. Suçumu aşmayan cezalarıma razıyım.
‘Taş yiyen baş, uslanmalı.’ Yanlışımı azalt öğretmenim. İyiliklerin takipçisi olmazsam kendimi kötüden ve kötülüklerden koruyamam.
İyiliğin hiçbir zaman boşa gitmeyen yatırım olduğunu yaşamak istiyorum. Kötüden, kötülükten uzaklaştır öğretmenim. İnsanları yargılarsam sevmeye zamanım kalmaz.
Sen de beni yargılama öğretmenim. ‘Söz, kalptekinin tercümanıdır.’ derdin hani. Senin sözlerin can azığı...
Anlamak için dinlemek gerektiğini hep söylerdin. Beni dinle öğretmenim. Önceliğimiz verimlilik değil mi?
Başarısızlık yok; sadece sonuçlar var değil mi? Ne yapacağımızı hep biliriz değil mi? Önümü aç öğretmenim.
İşe yaramayan gerçeği ne yapayım? Gerçeği taşıyacak güce sahip olmak istiyorum. Gerçeklere yakınlaştır öğretmenim. ‘Sevgi; bilmenin, anlamanın meyvesidir.’ demez misin hep. İnsanın en büyük mutluluğu sevebilmesidir. Sevmediğin zamanlar sever gibi yapma. Beni gönlünle sev, kendini sevdir; ölçülü sev ki kalımlı olsun öğretmenim.
Gözümü budaktan sakınmıyorum ancak gözümün ucuz olmadığını da biliyorum. Beni cesaretlendir öğretmenim. Her emeğin bir değer olduğunun farkındayım. İnsanın değerinin iş olunca ortaya çıktığını da biliyorum. İşimi kuralına göre yapmak görevim ama bu kurallarda söz hakkım olsun istiyorum öğretmenim. İstemek, değişimin ilk şartıdır. 
İste, istet öğretmenim. Her şeye rağmen isteklendir, yüreklendir beni öğretmenim. İnsanlar diğer insanlarla aralarına ya duvar örüyor ya köprü kuruyor. Ben, köprü kuranlardan olmak istiyorum. İletişim becerilerimi geliştir, pekiştir öğretmenim... Sevinçle ıstırabım arka arkaya geliyor. Durmadan kurulup durmadan dağılıyorum. Ne kadar çaba göstersem de kontrol edemeyeceğim durumlar var. Eminim sende de aynı... 
Rahatla, rahatlat öğretmenim. Niçin öğrenmem gerektiğini, öğrendiğim zaman bu bilginin ne işe yarayacağını daha iyi kavrıyor ve o bilgiyi doğru yerde kullanabiliyorum. Ne yapacağımı değil ne yaparsam ne olacağını söyle öğretmenim.
Bilmek, bildiğimi de yapmak istiyorum. Tekrarı kavrat öğretmenim.
Çevrem tarafından fark edilmek ve anlaşılmak istiyorum. Kendimi doğru ifade edebilmeyi öğret öğretmenim
Donuk hayatımı renklendirmek istiyorum. Beklemeyi öğret, beklentilerimi dengele öğretmenim. 
Yapamazsın dediklerini yapınca daha çok eğleniyorum. Kendi kendime yetmek istiyorum. 
Bana ayakta kalabilmeyi öğret öğretmenim.
Problemlerle karşılaşınca çözümlerde bocalıyor acele ediyorum.  Azim olmazsa çözüm olmayacağını; beklemeyi, tahammül etmeyi ve sabır göstermeyi kavrat öğretmenim. Haksızlıkla karşılaşınca, zorbaların gücünü ve keyfini kıskanıyorum; cahile ve zorbaya cüret verme öğretmenim. Hem derdin insana yol gösterdiğini hem dertlerimin paylaşılınca azalacağını biliyorum... 
Derdimi anlatabilmek için yüreklendir; beni dinle öğretmenim.
Yanlış hareketlerim de olacak. Doğal davranma alışkanlığımı kırmadan hatalarımı düzeltmeme, iyi olanı yapmama yardımcı ol; cezalarımı sessizce kabul etmeyi öğret; affedilmenin yolunu aralat. Herkesin kusuru var diye bellettin. Bana başkalarının bana ya da başkalarına yaptığı kusurları bağışlamayı ve sevgiyle örtmeyi öğret öğretmenim.
‘Ya mum ya ayna ol öğretmenim.’
Beni sevdiğini biliyorum öğretmenim. Güvenilmenin sevilmekten daha büyük iltifat olduğunu da biliyorum. 
Bana güven öğretmenim. İsteklerimin çokluğu, seni yıldırmasın. Düşe kalka büyüyor, büyüdükçe büyütmek istiyorum ama dosdoğru öğretmenim!
Bana verilen ve senden alınanı hep merak ettim.
Anladım ki:
“Ver ver hiç alma kanunudur bu mesleğin.
Arayacaklar seni öğretmen ama
Kanatlarında olacaksın meleklerin.”
Öğrencin
Özcan Türkmen  

* 36 yıllık eğitim öğretim hayatımda bana emeği geçen, halen hayatta olan öğretmenlerimin ellerinden öpüyor, âhirete irtihal edenlere Allah’tan rahmet diliyorum. Beraber çalıştığım öğretmen arkadaşlarımı muhabbetle selamlıyorum. Emekli öğretmenlerimize sağlıklı bir ömür diliyorum.

GEREKMEDİKÇE KONUŞMAYALIM

Hepimiz ‘Ağzı olan, konuşuyor.’ diyoruz, hepimiz böyle konuşmadan rahatsız olduğumuzu hemen her fırsatta beyan ediyoruz ama böyle konuşmaya yine de devam diyoruz.
Böyle yaparken ne deyip ne yaptığımızın farkında mı değiliz yoksa ‘el söylüyor ben de söyleyivereyim’ demekten kendimizi mi alamıyoruz. Bunu pek bilemiyorum işte.
Evde, sokakta, caddede, işte; akla gelebilen her yerde konuşup duruyoruz işte. Konuşuyoruz ama çoğumuz, konuştuklarımızı dinleyen, anlayan, sorgulayan; konuştuklarımızdan bir şeyler öğrenen; konuştuklarımızı bir yerde kullanan birileri oluyor mu pek düşünemiyoruz gibime geliyor. Bunda çok yanılmak istiyorum aslında. Yanılmak, dediklerimi geri almak, özür dilemek istiyorum fakat… Evet, hâl-i pür melâlimiz maalesef böyle.
Söz söylemeden önce mutlaka düşünebiliriz aslında. Aslında düşünerek, samimi, kısa, öz, yapıcı, inandırıcı konuşabiliriz.
Sözü uzatmadan, kaba söz kullanmadan, sözü gevelemeden, söz sanatlarını gereğinden fazla kullanmadan, ölçülü, tartışmasız, anlaşılır, yerinde ve zamanında konuşabiliriz.
İstersek eğer söz kesmeden, itiraz etmeden, kışkırtıcı olmadan, kusur aramadan, başkasının konuşmasını kesmeden konuşabiliriz.
İstersek eğer dürüst, kibar, zarif, nazik konuşabiliriz. Eğer can-ı gönülden istersek yalansız, riyasız, iftirasız, dedikodusuz, küfürsüz, yalansız yanlışsız, alaysız, sakin… konuşabilmemiz mümkün.
Ha, bunlar hemen olmayabilir. Olsun, önemli olan istememiz değil mi. İstersek yaparız inanın. Kesinlikle yaparız; görünen köyün uzağı olmaz ki.
Atasözümüzdeki ‘Asılmış adamın evinde ipten bahsedilmez.’ ifadesini çok severim. Yeri gelmişken ‘Selamünaleyküm Kör Kadı’ deyiminin hikâyesini paylaşmak isterim. Şöyleki:
“Kadı, yalancı şahitlik yaptığına kanaat getirdiği ancak elinde delil olmadığı için bir şey yapamadığı kişiye ‘Seni bir daha burada, hele de yalan söylerken görürsen atarım içeri.’ der. Ertesi gün adam bir başka duruşmanın şahitliğindedir mahkemede. Tepesi atmıştır kadının. Adam, onu dinlememiştir; yine karşısındadır. Bunu fark eden adam, durumun vahametini de kavramış olacak ki göz göze gelince kadıya hemen ‘Selamünaleyküm Kör Kadı!’ der. Kadı, şaşkındır. Adam selam vermiştir; selamı almamak olmaz. Dahası kadının göz kusurunu da belirtmiş, yalan söylememiştir.”
Evet, yalan yoktur söylenende. Üstelik doğru da söylenmiştir. Söylenen doğru olmasına doğrudur ama çok gereksiz yerde, gereksiz zamanda söylenmiştir.
Karşılıklı konuşurken, soruya cevap verirken, telefonda konuşurken, sosyal hayatın hemen her alanında söylediklerimize daha çok dikkat etmek zorundayız.
Kiminle, ne konuştuğumuzu çok iyi bilemeliyiz. Muhatabına göre konuşmayı becerebiliriz aslında.
Yüzüne karşı söylemeyeceğimiz hiçbir şeyi başkasının arkasından da söylememeliyiz. Konuşurken karşımızdakinin gönlüne seslendiğimizi unutmayabiliriz aslında.
Duymak istemediğimizi başkasına da söylememeliyiz. Çevremizin bizi hafife alacağı söz ve davranıştan kaçınabiliriz aslında.
Bir şeyi ya da bir kişiyi övdüğümüzde hiç ileriye gitmemeliyiz. Az konuşmak, çok konuşmaktan her zaman daha iyi aslında.
Konuştuğumuzda doğruyu söylemeliyiz. İlgi duyulmayan yerde konuşmaktan vaz geçebiliriz aslında.
Az kelimeyle çok şey anlatabilmek varken lüzumsuz kelime(ler) kullanmamalıyız. ‘Söz ilaç gibidir. Gereği kadar sarf edilirse fayda verir. Gereksiz olanı zarara sebeptir.’ aslında.
Set ve acı söylemedikçe sert ve acı söz duymayacağımızı bilmek durumundayız. Düşünerek konuşmak, konuşmanın en kolayı aslında...
Gönülleri bağlayıp dostluklar kuran dilin, gönüller kırıp düşmanlıklara da kapı açtığını aklımızdan çıkarmamalıyız.
Ağzımızdan çıktığı andan itibaren bizi here yönüyle bağlayan sözlerimize çok ama çok dikkat etmeliyiz.
Evet, hâl ve şart ne olursa olsun gerekmedikçe konuşmamalıyız aslında.

Info for bonus Review William Hill here.