Menu
RSS
İlk Cemre Ne Zaman Düşer?

İlk Cemre Ne Zaman Düşer?

Cemre'nin Anlamı Nedir? C...

GÖNÜL RIZASI

GÖNÜL RIZASI

 Dünyada en iyi şey, gönü...

BETER OLUN!

BETER OLUN!

Her güzel şeyin başlangıc...

Fash-ı Muhabbet Grup Atışması "Dili Olan GELSİN"

Fash-ı Muhabbet Grup Atışması …

Eğer gülecekse benim yüzü...

AH GÖNÜL AH

AH GÖNÜL AH

Şimdi sizlere ‘Gönül neyi...

EMİRDAĞ’A GÜZELLEME

EMİRDAĞ’A GÜZELLEME

9 Şubat Cumartesi günü il...

Bir'İz Unutulmaz Bir'İz Bıraktı

Bir'İz Unutulmaz Bir'İz Bıraktı

BİR’İZ EDEBİYAT; ŞİİR, KÜ...

Fash-ı Muhabbet Grup Atışması "Kaldı Yüreğim"

Fash-ı Muhabbet Grup Atışması …

Maziye dalıp gittim hayal...

Memurlar hangi ek işleri yapabilir ?

Memurlar hangi ek işleri yapabilir …

Öğretmen ücretli ders ver...

NEDEN 7 (YEDİ)

NEDEN 7 (YEDİ)

Neden 7 cihan İstanbul i...

Prev Next
Gökşen Özden Keskin

Gökşen Özden Keskin

ÇOCUKLARINIZ ÖKSÜZ VE YETİM GİBİ BÜYÜYOR, FARKINDA MISINIZ?

Günümüzde ne kadar çok çocuk, anne ve babası başında olduğu halde öksüz ve yetim gibi büyüyor, farkında mısınız? Onlardan birisi belki de sizin çocuğunuz!
 Birçok anne baba; çocuğu dünyaya getirmekle, temel ihtiyaçlarını karşılamakla sorumluluğunu yerine getirdiğini sanıyor ve bu düşünceyle kendilerini kandırıyor. Çocuğunuz hızla büyüyor. Daha dün belki size ilk kelimelerini söylüyordu, bugün ise okula başladı bile, yarın bir bakmışsınız ki okuldan mezun olmuş, işe girmiş, evlenip barklanmış, kendi çocukları olmuş. Ama onlar büyürken elinizden kumanda, cep telefonu, bilgisayar, tablet düşmüyor; gözünüz sanal sohbetlerde, evlilik programlarında, ardı arkası kesilmeyen dizilerde, yarışmalarda derken onların en güzel zamanlarına şahit olamıyorsunuz. Farkında mısınız, onlar bir daha aynı yaşta olmayacaklar?
 Çocuklarınızla ne kadar zaman geçiriyorsunuz, ne kadar bir şeyler paylaşıyorsunuz, onlara ne kadar ilgi, sevgi, saygı gösteriyorsunuz, onların ne kadar yanındasınız?
Şu anki çocuklara ve gençlere baktığımız zaman büyük çoğunluğunun içi öfke ve kinle dolu, sevgisiz, saygısız, başına buyruk, olumsuz alışkanlıklara sahip, merhametsizler.
 Farkında mısınız, bu çocukların böyle olmasında en büyük pay sizin? Kabul etseniz de etmeseniz de. Sonra da çocuklarınız büyüdüğünde size zaman ayırmıyorlar, sizi arayıp sormuyorlar, sizinle konuşmuyorlar, saygı göstermiyorlar, diye şikâyet ediyorsunuz. Çocuk; sizden ne görürse onu yapacaktır, siz ona ne verdiniz ki ne isteyeceksiniz? Vermediğiniz bir şeyi almayı beklemeniz, biraz hayal dünyasında yaşamak olacaktır.
 Belki diyeceksiniz: “Akşama kadar işle güçle, müşterilerle, çeşit çeşit insanlarla, evin işiyle uğraşıyoruz. Kimin için çalışıp didiniyoruz? Bütün çabamız onlara iyi bir gelecek hazırlamak.” Elbette ki bu sözlerinizde kendinizce haklısınız; ama çocuklarınız işinizden, dışarıdaki arkadaşlarınızdan, cep telefonunuzdan, televizyonunuzdaki programlarınızdan, tabletinizden daha mı değersiz?
 Onlar şu an sizin yanınızdalar; ama günümüz şartlarında artık 14-15 yaşında liseyi kazanıp başka şehirlerde okumaya gitmeye başladılar. Yani artık eskisi gibi evlenince evden uçmuyor, çok daha erken yaşta sizden ayrılıyorlar.
 Atın elinizdeki teknolojik oyuncaklarınızı, bırakın dünya işleriyle bu kadar meşgul olmayı, artık çocuklarınızı öksüz ve yetim gibi büyütmekten vazgeçip onlara gerçek birer anne baba olun.
 Sevgi ve ışıkla…
       Gökşen ÖZDEN KESKİN

ANNE BABA, ÖĞRETMEN DEĞİLDİR !

Anne baba, öğretmen değildir! Olamaz da zaten.
Çünkü her anne baba üniversite mezunu değildir.
Olsa bile, anne babadan böyle bir beklenti içine giremez öğretmen!
Ama her öğretmen, öğrencilerine hem iyi bir öğretmen hem bir anne baba olmalıdır.
 Öğretmenin görevi, dersi derste öğretmektir.
Öğretmen dersi derste öğretmiyorsa, kendi görevini velinin üstüne yıkıyorsa o zaman kendi neden var!
 İyi, kendine güvenen, mesleğini seven ve başarılı bir öğretmen; kendi görev alanının ve sorumluluklarının bilincindedir.
Öğrencilere okulu, dersleri sevdirir. Onları sıkmadan, yormadan, derslerden, okuldan “ nefret” ettirmeden öğretir.
Çocuğun evde dinlenmeye, oyuna, anne babasıyla zaman geçirmeye, anne babanın da dinlenmeye ve kendine zaman ayırmaya ihtiyacı olduğunun farkındadır. Bu farkındalığından dolayı da çocukları ve veliyi ödeve boğmaz. Onun sınıfındaki öğrencileri ve velileri mutludur. Öğrencisi okula severek gelir. Bilir ki veli; öğrencisinin anne babasıdır, onların öğretmeni değildir.
Velilerinden çocuklarına öğretmenlik yapmasını ve kendi öğretmediği konuları öğretmesini beklemez. Bilir ki her anne babanın bilgisi aynı derecede değildir. Bilir ki her çocuk eşit koşullarda büyümüyordur, her öğrencisine eşit davranır. Sadece başarılı öğrencilere göre ders anlatıp 5-10 öğrenciyle dersi işleyip gerisi de ne olursa olsun, anası babası ilgilensin, demez!
O, öğrencileri ve velileri arasında rekabet ortamı yaratıp çocukları birbirine düşman edip yarıştırmaz. Hayatta başarı kadar başarısızlığın da, kazanmak kadar kaybetmenin de normal olduğunu bilen, kendine güvenen, birbirini seven, saygılı öğrenciler yetiştirir. Hayatta sadece okul başarısının tek başına yeterli olmadığını, okul başarısından da önemli olan saygı, sevgi, hoşgörü, anlayış, paylaşım, yardımseverlik gibi ahlaki değerleri öğretir öğrencilerine.
 Oğlumun ilkokuldaki sınıf öğretmenini her zaman çok takdir etmişimdir.
Gerçek bir öğretmendi.
Hiçbir zaman çocukları ödeve boğmazdı.
Çocuğun oyuna ve dinlenmeye de ihtiyacı olduğunu bilirdi.
Dersi derste öğretirdi. Kendi görevini veliden yapmasını beklemezdi. Oğlum ve o sınıftan mezun olan arkadaşları oldukça başarılı ve mutlu.
Bu öğretmenimizin daha önceden okuttuğu öğrencilere, ben de öğretmenlik yaptım. Mezun ettiği öğrenciler gayet başarılı ve özgüveni yüksek çocuklardı. Demek ki öğretmen görevini layıkıyla yaparsa gayet başarılı öğrenciler yetiştirebiliyor.
 Bir de mesleki yetersizliğini ve özgüven eksikliğini örtmek için çocuğu daha birinci sınıftan başlayarak ödeve boğup çocuğa ve veliye nefes aldırmayan öğretmenler vardır.  Bu tip öğretmenler, çocuğun ve velinin psikolojisinden anlamazlar. Çocuğun oyuna ve dinlenmeye ihtiyacı olduğunu unutur. Kendi işi olan öğretmenliği, anne babadan bekler ve bu yüzden anne babayla çocuğu karşı karşıya getirip mutsuz anne babalara ve çocuğa sebep olur.
Her çocuğun aynı koşullarda yetişmediğini unutup sadece sınıfın en iyilerine göre ders işler, diğer öğrencilerin öğrenip öğrenmediğini umursamaz. “Ölen ölür, kalan sağlar bizimdir.” düşüncesiyle öğretmenlik yapar. Öğrenciye ve veliye psikolojik baskı uygulayarak onları diğer öğrencilerle ve velilerle rekabet yarışına sokar.
Kendisi de diğer öğretmenlerle yarış halindedir. Sadece ders başarısına önem verir. Saygı, sevgi, hoşgörü, paylaşım, yardımseverlik gibi ahlaki değerler onun için olmasa da olur. Onun için önemli olan “Öğrencisi deneme sınavlarında herkesi geçmiş mi?
Bilmem ne lisesini, üniversitesini kazanmış mı?”dır. Zanneder ki “Çok ödev, eşittir başarı!” demektir. Çocuktan yaşından ve yapabileceğinden çok performans bekler. Çocuk yapamayınca da onu aşağılayarak onun içine kapanık, özgüveni olmayan bir birey olmasına sebep olur.
Tabii o, bunun farkında bile olmadığı için suçu, çocuğa ve veliye atar. Çünkü çocuk anlamıyordur, çünkü anne baba ilgisizdir.
 Bu tür öğretmenlerin yetiştirdiği öğrencileri de okuttuk ve okutuyoruz. Bu tür öğretmenlerin yetiştirdiği iki öğrenci tipi oluyor sınıfta genellikle. Birinci öğrenci tipi, sınıfta sivrilmiş olanlar. Bu tür öğrencilerin velileri ve kendileri sadece ders başarısına odaklanmış.
Veli için önemli olan çocuğunun en yüksek notları alması ve iyi bir okulu kazanması; ahlaki değerler onlar için ikinci plandadır.  Öğrencinin arkadaşları kendisinden yüksek not alamaz.  Sürekli arkadaşlarıyla yarış halindedir. Arkadaşlarıyla geçimsizse bu tamamen diğer arkadaşının suçudur. Kendi her şeyde en mükemmeldir. Haddini aşan özgüvene sahiptir ve ukalaca davranır. Öğretmenlerine ve arkadaşlarına karşı saygısızdır; ama veli bunu kabul etmez. Çünkü çocuğu mükemmeldir.
Bir sıkıntı varsa bu öğretmenden ve diğer arkadaşlarından kaynaklanıyordur.
 Bu tür sınıftaki ikinci öğrenci tipi de kendine güveni olmayan, pısırık, hem öğretmeni hem de başarılı arkadaşları tarafından ezilmiş, aşağılanmış, kendini değersiz ve bir işe yaramaz gören silik öğrenci tipidir.
Peki, bu çocuğun suçu ne?
Evde kendisine öğretmenlik yapamayan anne babası mı, yoksa kendi görevini anne babadan bekleyen öğretmen mi?
Ülkemizin ilerlemesini istiyorsak bir öğrenciyi bile kaybetme lüksümüz yok!
 Sevgili öğretmenler; kendine güvenen, mutlu, sevgi dolu, hayat dolu, okulu seven, ahlaki değerlere önem veren, başarılı öğrenciler yetiştirmek istiyorsak anne babadan öğretmenlik yapması gibi bir yanılgıya düşmeden, her öğrenciye eşit davranarak dersi derste öğretmeliyiz!
Anne babadan çocuğa öğretmenlik yapmasını değil, çocuğuyla ilgilenmesini bekleyebiliriz sadece.

       GÖKŞEN ÖZDEN KESKİN

ÇİZMEYİ AŞAN VELİLERE

Çizmeyi ve haddini aşan sevgili anne, öğretmen olarak ben senin evinin düzenine, evini nasıl temizlediğine, yemeği nasıl yaptığına karışıp müdahale ediyor muyum?
Çizmeyi ve haddi aşan sevgili baba, öğretmen olarak ben senin işini nasıl yapacağına karışıp müdahale ediyor muyum ?   

ANNE BABA ÇOCUĞUNA NASIL ZARAR VERİR

Bir anne baba, öğretmenden not isteyerek çocuğuna neden zarar verir?
Acaba anne baba yaptığı bu davranışın yanlış olduğunun ya da uzun vadede çocuğuna ne gibi zararlar verdiğinin farkında mıdır?

           Okulların kapanmasına az bir zaman kala çocuğunu "çok seven ve çok düşünen(!)"  bazı anne babaları bir telaş sardı: Not isteme telaşı!
Bütün dönem boyunca okula uğramayan, çocuğunun ne yaptığından haberi olmayan anne babalar, okulu tekke kapısına çevirdi. "Çocuğun notunu yükseltir misin  hocam? Takdir alacak, teşekkür alacak, hocam!
Sınava girecek, ortalaması düşmesin, hocam.
Yav! bütün notları iyi; resimden, müzikten,bedenden, teknoloji tasarımdan böyle not verilir mi?hocam!"

             Matematiği, feni, Türkçeyi dersten sayıyorsunuz da, diğerleri ders değil mi? Madem çocuğun okul ortalamasını düşünüyorsunuz, arada sırada okula uğrayıp da çocuğun durumunu sorma zahmetinde neden bulunmuyorsunuz?
Çocukta ilerleme mi var, gerileme mi var?
Derste malzeme getiriyor mu?
Çalışmalarını zamanında yapıyor mu?
Derse katılıyor mu?

          Hiçbir öğretmen, çocuğun aleyhinde not vermez zaten.
Malzemesini, defterini, kitabını getirip de derse katılan, çalışmasını yapan, sorumluluklarını yerine getiren bir öğrenciyle hiçbir çalışma yapmayan, malzeme getirmeyen, derse katılmayan öğrenciye, öğretmen elbette ki aynı notu verecek değil!
O zaman çalışan, sorumluluğunu yerine getiren öğrencinin suçu ne?
O zaman o da bir sene boyunca yatsın, annesi babası gelsin, öğretmenden not dilensin! Çalışanla çalışmayanı öğretmen ayırt etmezse; çalışan öğrencinin, öğretmene güveni kalır mı? 

           Üstelik not dilenmeyi "öğretmen" kendi çocuğu için yaparsa, biz diğer anne babalara ne söyleyelim.
Meslektaşımın çocuğu çalışmıyorsa, sırf öğretmen çocuğu diye ben neden yüksek not vereyim?
Benim gözümde öğretmen çocuğu da birdir, çiftçi çocuğu da birdir, esnaf çocuğu da. 
Benim gözümde üstün olan öğrenci başarısını edebiyle birleştiren öğrencidir. 

            Elbette ki her öğrenci, her derste aynı performansı gösteremiyor.
Hepsi iyi şiir yazacak, iyi şarkı söyleyecek, iyi resim yapacak, problemleri doğru çözecek diye bir kural yok.
Ancak biz öğretmenler olarak, öğrencilerin çabasına not veriyoruz.
Çocuk bir şeyler yapmak için gayret ediyor mu, yoksa umursamıyor mu?

             Her anne baba, çocuğunun başarılı olmasını, iyi yerlere gelmesini ister; ama anne baba olarak siz onların arkasını sürekli topluyorsanız çocuğunuza nasıl sorumluluk kazandıracaksınız?
Ondan sonra da" Çocuğa ders çalıştıramıyorum." diye dert yanarsınız.
Çocuğunuz büyüdüğünde bir işe girip çalışmaz bile.
Nasıl olsa hep birileri onun yerine çözüm buluyor.
Evlense mutlu bir yuvası olmaz.
En küçük bir tartışmada hemen boşanmaya kalkar ya da evi terk eder.
Çünkü şimdiye kadar hiçbir zaman sorumluluk almamış.
Bir işin, bir yuvanın, bir çocuğun sorumluluğu nasıl alınır, öğrenmemiştir.

             Sevgili anne babalar, çocuklarınızın kendi ayakları üzerinde durmasını öğrenmesi için sorumluluk duygusu aşılayın onlara, sizin arkanıza saklanmaması gerektiğini, davranışlarının sonuçlarıyla yüzleşmeyi öğretin onlara.
Madem çalışmadıysa bunun bir bedeli olduğunu öğretin onlara.
Bırakın hak ettiği notu alın teriyle, çalışmasıyla alsın.
Yoksa hazıra alıştırırsanız, hiçbir şeyin kıymeti olmayacak onun gözünde.
Merak etmeyin bu şekilde davranmaya devam ederseniz, onların gözünde sizin de bir kıymetiniz olmayacak.
Tercih sizin!

      

          

                                                                   Gökşen ÖZDEN KESKİN

 

 

Info for bonus Review William Hill here.