Menu
RSS
Fasl-ı Muhabbet Grup Atışması "GELİR"

Fasl-ı Muhabbet Grup Atışması …

Bu haftaki konuğumuz da F...

NERDE O KOMŞULAR

NERDE O KOMŞULAR

Sosyal medyada açlık, yok...

Depresyondan kurtulmak için 4 öneri

Depresyondan kurtulmak için 4 öneri

Sonbaharı geride bırakıp ...

Pirinç

Pirinç

Gardırobunuza bir bardak ...

WhatsApp toplu mesaj dönemi sona erdi

WhatsApp toplu mesaj dönemi sona er…

Dünyanın en popüler mesaj...

SEYREKBASAN

SEYREKBASAN

(1919 - 1984)Türkünün kon...

DERS ALMAMIZ DİLEĞİYLE

DERS ALMAMIZ DİLEĞİYLE

Apple kurucu ortağı ve CE...

Bende Kaymakam olmak istiyorum

Bende Kaymakam olmak istiyorum

Emirdağ Mithatpaşa Ortaok...

Ne Oldum Deme !

Ne Oldum Deme !

Genç adam iyi bir terziym...

“Akıl Ve Zeka Oyunları Atölye Sınıfı” açılışı yapıldı

“Akıl Ve Zeka Oyunları Atölye Sınıf…

    Emirdağ Cumhuriyet İl...

Prev Next
Mustafa Diker

Mustafa Diker

Web site URL:

DÜŞÜNDÜĞÜM ŞEYLER

Karne Görüşü nedir? Neden yazılır?

   Bilindiği üzere yıllardır karnelerde öğretmenlerin o karnenin sahibi öğrencisiyle ilgili görüşlerinin yer aldığı bir bölüm vardır. Bu bölüm genelde –maalesef- tekdüze cümlelerle doldurulur.

   Peki, bu bölümün amacı nedir?

   Başarılı öğrencileri pekiştirmemiz, başarısız öğrencileri güdülemek için bu kısım şart mıdır? Yazacağımız cümleler derslerde başarısız olan öğrencileri etiketleyip onları olumsuz etkiler mi? Yoksa her biri için, ona özel yazacağımız mesajımız kendisini önemsediğimizi, değer verdiğimizi gösteren bir ipucu, sembol olup olumlu etkiler mi?

   Öğrenciler umursamıyor görünebilir. Fakat ben, mutlaka öğrencinin karnesinde öğretmeninin kendisi hakkındaki görüşünü bir kere bile olsa okuduğunu ve kesinlikle bunun bir şekilde aklında kalacağını düşünüyorum.

   Maalesef bazı okullarda, idarecilerin -öğrencilerini önemseyen öğretmenlere- “Boş ver bunları, iyi tatiller yaz geç” gibi söylemlerde bulunduğunu duymam üzerine bunu düşünmeye başladım… Olaya söz konusu idarecilerin gözünden de bakmak gerekir tabi ki. Acaba neden böyle söylüyorlar?

  Evet, eğitim öğretim süreci boyunca öğrencilerle aramızdaki iletişimimiz karnedeki bu bölümden çok daha önemli ama bu ayrı bir yazı konusu…

Üniversite sınavlarında açık uçlu soru meselesi

   Yeni bir kararla üniversite sınavında açık uçlu sorulara yer verileceği açıklandı. Tabi ki bir anda… İlk aklıma gelen bunun ne getirip ne götüreceğinden önce ‘keşke böyle şeylerin kararı uzun zaman öncesinden verilse de zaten onca derdi olan, zamanı azalmakta olan öğrencilerimizin stres düzeyleri gittikçe arttırılmasa’ oldu.

   Bir anda değişimler yaşanabileceğine ne kadar da alışmışız…  

   Ölçme ve değerlendirme alanında bilinen bir konudur; testlerde, şık sayısı ne kadar azsa ipucu verme olasılığı(sallamak da denebilir) o kadar artar, yani güvenirlik düşer. Açık uçlu sorularda ise şans başarısı düşüktür. Ama ÖSYM’nin uygulayacağı duruma açık uçlu sorudan ziyade kısa cevaplı soru/boşluk doldurma demek daha doğru olacaktır. Bunu matematik sınavında cevap bulunmasa bile “Gidişattan puan alırım” diye formüller karalamak, kalabalık göstermek gibi düşünebiliriz. ÖSYM buna izin vermeyecek. Yine kodlama yapılacak. Yani kısa cevap/boşluk doldurma olacak. Neden böyle? Çünkü bu sayede puanlama güvenirliği artacak.

   Ben yine, yeniden diyorum ki: Sorunun temeli sınavlarda…

   Benim ütopyam sınavsız bir eğitim sistemidir. İçerikle ilgili de planlarım var elbette ama sonuç olarak sınava girecek arkadaşlar için konuma geri döneyim. Benim önerim tek kelime, Korkmayın. Diğer yapmanız gerekenleri zaten çokça duyuyorsunuz. Hatta duymaktan bıktınız...

Müfredat meselesi

  • Eskiden her bakanda müfredat, sistem değişirdi. Artık her bakanda birden fazla değişim yaşanıyor.

  • Ülkemizde en çok değişen şey müfredattır. Merak etmeyin, yine değişir. Bu da değişir, sonra tekrar değişir. Araya bir sınav değişikliği gelir. Sonra o gider yenisi gelir vs.

   Bunlar konu ile ilgili az çok fikri olan herkesin düşündüğü ortak çıkarımlar galiba. En azından ben hep rastlıyorum. Şimdilik bu kadar... Saygılarımla…

 

SINAV MI KURA MI?

“Süperman’ i Beklerken”

2010 yapımı, A.B.D’ de eğitimde var olan sorunları konu edinen, izlenmesi gereken bir belgesel.
Ülkemizdeki eğitim sistemi üzerine düşünürken, tartışırken, dünyada neler olup bittiğini de takip etmek gerekir.
Evet, sorunlar her yerde var, konuşulması gereken, karşılaştırılması gereken pek çok konu var ama geçenlerde bir kırtasiyede karşılaştığım kadının, çocuğunun daha 2. Sınıfta sürekli sınavlara maruz bırakıldığından yakınması üzerine yine şu “SINAVLAR” üzerine yazmak, bir karşılaştırma yapmak istedim.

Bizim TEOG sınavlarımız yerine A.B.D.’nde öğrenciler başvurulan okullara kontenjanlara göre kura sistemiyle yerleştiriliyor.

Bu iki yöntemi ülkemiz açısından karşılaştıracak olursak, sizce hangisi uygun olurdu?

Ben kesinlikle kura sisteminden yana olurum.
Çünkü görüyorum ki sınavlar bireylerin etkili öğrenmelerinin, kendilerini geliştirebilmelerinin önündeki en büyük engel. İnsanlar sınavlardan dolayı sadece yarışma peşine düşmüş, sadece her şeyi ezberlemeye koyulmuş, o kadar meşgul edilmişler ki…
İdeallerini, hayallerini büyük ölçüde bir kenara bırakmış, kaygıları üst düzeyde, artık sadece bir şekilde işe başlayıp maaş alabilmek için ter döker olmuşlar.
Bunu başardıklarında ise süreçte yaşadıkları sorunlardan dolayı bıkmış oluyor, eğitim sisteminin içinden kurtulabildikleri için mutlu oluyorlar.
Bu konuda yapılan bir araştırmada (Eğitim-Sen 2008), ilköğretimden üniversiteyi bitirene kadar bir öğrencinin girdiği sınav sayısı 739 olarak bulunmuştur.
Bu kadar sınavın içinde geçen yıllar inanın bize, ülkemize çok şey kaybettiriyor.

   Fakat şunu eklemeliyim ki, kura sisteminin başarılı olması için tüm okullarımız her bakımdan mümkün mertebe eşit koşullara sahip olmalıdır.
Fiziki şartlar, öğretmen yetiştirme uygulamalarımız geliştirilmeli ve gerekli altyapı sağlandıktan sonra mutlak suretle etkili hamleler yapılmalıdır. 

Evet, görünen o ki pek çok öncül var ama imkânsız mı?

Her zaman ümidimiz var…
Olmalı da…

OKULLARIMIZ VE OKULLARIMIZDAKİ BAZI SORUNLAR

“Çağdaş ve demokratik eğitimin anlayışı, bireye içinde bulunduğu toplumsal sınıfı değiştirebileceği yeterlilikler kazandırarak toplumda gerçekleştirilecek sosyal hareketliliği arttırma amacına dayanmaktadır. Aynı zamanda bu dayanak, toplumun her üyesinin eğitim hakkından eşit olarak yararlanabilmesinin de güvencesidir.” (Ural, 2012:132)

Neden bazı okullar fiziki açıdan çok iyi, bazıları tabiri caizse ‘izbe’ denebilecek kadar kötü? 

Neden bazı okullarda çeşitli imkânlar ve başarı seviyeleri çok iyi, bazılarında çok kötü?  

Bu konuda kafamdaki en önemli soru... 

Neden bazı okullar MEŞHUR?
Ve neden dışardan gözlemlediğimde bu MEŞHUR okullarda genellikle sosyo-ekonomik düzeyleri yüksek ailelerin çocukları fazlalıkta?

Bir karar alındı geçtiğimiz yıllarda. Her çocuk ikametgâh adresinin gerektirdiği okula gidecekti. Şehirlerde belli kurullar toplandı ve her okulun harita üzerinde ‘Sınırlarını çizdiler’. Güzel bir karar mıydı bu? Belki de evet… Ama bu erken alınmış bir karardı. Okulların arasındaki eşitsizlikler mümkün mertebe ortadan kaldırıldıktan sonra alınması gereken bir karardı. Yoksa bazı sorunlarla karşılaşılabilirdi ve nitekim öyle de oldu. Ne oldu dersiniz? İkametgâh değişiklikleri tavan yaptı. Zaten kanunda boşluk bulmakta, bir işin olurunu bulmakta milletçe üstümüze yoktu…  O dönem bu konuyu yakından takip etmiştim. Ailelerin bunu yapma nedeni ise çok basitti…
Çocuğunun “MEŞHUR” okula gidebilmesini sağlamak…
Peki, bu meşhurlukta öğretmenlerin payı ne kadar?
Yine mi geldik donanımlı öğretmen yetiştirebilmeye?

Peki, okulların maddi problemleri oluyor mu? Okullardaki tüm ihtiyaçlar için yeterli ödenek geliyor mu? Bu konuda yaşantılarıma baktığımda, biraz da konuyla alakalı basında yer almış haberleri incelediğimde neden “Ödenek gelmedi okulda kalorifer yanmıyor, okulda temizlik maddeleri alınamadı” gibi haberlere rastlıyorum?
Evet, genel itibariyle okul idarelerinin velilerden para toplanması yasak. Zaten bu sosyal devlet olabilmenin bir gerekliliğidir.  Ama gerçekten ödenek yetmiyorsa bu sorun nasıl çözülecek?

 Tabi var olan sorunlar bunlarla bitmiyor ne yazık ki
Ama bizler, yapıyor olduğumuz bu tür eleştirileri sadece yapmakla kalmamalı,  üstümüze düşen görevleri layıkıyla yerine getirmeliyiz, daha çok çalışmalıyız, daha çok okumalıyız, daha donanımlı öğretmenler olmalıyız, ne zaman ne yapmamız gerektiğini bilmeliyiz, yetkilerimizi bilmeliyiz, öğrencilerimize etkili birer rol model olmalıyız ve pes etmemeliyiz hiçbir zaman…
Karanlıkların aydınlanması için…
Toplumsal gönencimiz için…

                                                                                                                           Saygılarımla…   

 

Mustafa DİKER

SINAVSIZ OLUR MU?

Geçen hafta "YARIŞMACI EĞİTİM ANLAYIŞI VE SINAVLAR" konusuna değinmiştim.
Bu hafta iki gün süren TEOG ( temel eğitimden orta öğretime geçiş )sınavları yapıldı.
Sınavsız bir eğitim sistemi idealimiz evet.
Bunu eleştirmiştik.
Fakat toplumumuz buna ne kadar hazır?
Yapılan sınavlarda kopya, yolsuzluk davaları yaşanmışken, sınavsız bir eğitim sürecini bir düşünsenize? Sizce “Torpil” denen illet, burada da etkili olacak mıdır?
Nedense ben bunu düşünmeden edemiyorum maalesef.

Evet, sınavcı, yarışmacı düzene bir son verilmelidir. Ama önce toplumumuzun hazır bulunuşluk düzeyi detaylıca irdelememiz gerekiyor.
Sonuç olarak, bu ideallerimize ulaşabilmemiz için en önemli etkenler toplum, eğitim, bilinç, öz denetim olarak karşımıza çıkıyor.
Bu kavramlar toplumumuzda gelişmediği sürece eğitimimizden olumlu gelişmeler beklememiz ne kadar mantıklı olur?

Dilerseniz biraz da mesleklerden bahsedelim…

MESLEKLER VE MESLEK EDİNİMİ

“Her meslekten istihdam kapasitesinin kat kat üzerinde insan yetiştirme uygulamalarımız… Bunu da fırsat ve olanak eşitliğine dayandırıyor olmamız…” (Ural, 2012:22)

Evet... Sonuca bakan yok! Her yerde  - nedense - üniversite var mı? Meslek edindin mi? Devlet üzerine düşeni yaptı… Gerisini sen düşün(!) Bu kadarı yeterli mi? İstihdam sağlandı mı? Mesleki doyum ne düzeyde? Bunu senden başka kimse umursamaz… Bunları irdeleyeceğiz.

“Toplumun bütününü içine alabileceğine herkesin koşulsuz inandığı ve bu yönde çaba göstererek kamu çalışanı olma girişiminin sonucu oluşturduğumuz kamu bürokrasimiz…”(Ural, 2012:23)

 Toplumumuzda yer edinmiş bir deyim: Devlete sırtını daya...

İnsanlar mesleklerini ne boyutta kendi ilgi ve istekleri doğrultusunda seçiyorlar?
“Sınav kazanan çoban!
Yıllar sonra tıp fakültesini okuyan temizlik işçisi!”
Bunlar gibi sayısız haber neden ilgimizi çekiyor?
Demek ki o temizlik işçisinin doktorluğa karşı ilgi ve yeteneği mi vardı?
Belki de sadece ilgisi vardı…
Peki, neden yıllar sonra gerçekleşti o adamın hayali?
Neden o çoban üniversiteye yerleşebildi?
İçimizde var olan ışığı kim gün yüzüne çıkaracak?

Neden bir alanda adını duyurmuş, başarılı olmuş insanlarımız yurt dışında yetişiyor?
Çünkü ülkemizde insanlar istedikleri mesleğin bir mensubu olmak konusunda çok büyük sorunlar yaşıyor.
Ne yazık ki ülkemizde bilim, bilimsel düşünme yeterince desteklenmiyor.

Bu sorunlar aslında meslek edinimi sürecinin ta başında başlıyor. Kendi hayatımdan örneklerim aklıma geliyor...
İlköğretimde dershanedeyim, “Şöyle çalışırsan fen lisesi garanti!” diyorlar.
Soruyorlar mı bana?
Yine dershanedeyim lisede. Hocalarım diyor ki... “ Şöyle çalışırsan hukuk garanti!” Peki, bana soruyorlar mı sen ne olmak istiyorsun diye?
Neden sormuyorlar?

Amaçları en yüksek puanlı yerleri kazandırıp kocaman afişlere bastırıp, reklam yapıp, daha fazla ‘müşteri’ kazanmak olduğu için mi acaba?
Ben ne olacağım peki?

Bir başka boyut, istenilen meslek aileye, öğretmenlere beğendirilemiyor!
Burada karşımıza yeni sorular çıkıyor.
Toplumun mesleklere karşı tutumları neler?
Bu tutumların gelişmesinde maaşlar ne kadar ön planda?
Örneğin, neden insanlar çocukları için “Olmadı öğretmen olur, bir kadın için en güzel meslek öğretmenlik” gibi bir algı geliştirdi? Kim çıkardı bunu? Gerçekten çoğu kez karşılaştığım için merak ediyorum.

Evet, adeta bütün mesleklerin anası olan öğretmenlik nasıl oldu da bu kadar itibarsızlaştı?
Toplumda ne kadar değerli ve saygındır öğretmenler?
Diğer soru,
insanlar mesleğine karar verme sürecinde öncelikleri ve ölçütlerini alacağı maaşa ve/veya bir an önce atanabilmeye mi, yoksa mesleki doyum düzeyini, gönencini ne kadar sağlayacağına, o mesleği yapmayı gerçekten isteyip istemediğine mi öncelik veriyor? Ve yine bir soru karşımıza geliyor. Ülkemizde bir mesleğin elemanlarının alanlarındaki yeterlilikleri ne düzeyde?
Bu soruyu sormalıyız çünkü kişiler sadece sınav puanıyla üniversitelere yerleşiyor.Peki, ne kadar donanımlı yetişiyorlar?
Yeterliliklerimizi sorgulayan oluyor mu?
Aslında dolaylı olarak sorgulanıyor gibi.
Dersleri geçebiliyorsan başarılısın. Ama dersleri önceki gün yapılacak sağlam bir ezber çalışmasıyla da geçebiliyoruz.
Demek ki yeterli değil bu sorgulama.
Bunun uygulama düzeyi ne olacak?
Kendi açımızdan bakalım. Eğitim fakültesindeki öğrenciler sadece dördüncü sınıfta uygulamayla karşılaşıyorlar.
Neden son sınıfa kadar geçen süre uygulamadan soyutlanmış?

“ Öğretmenliği/işini, çalışmaya başladıktan sonra öğreniyorsun.”
Hayatım boyunca birçok meslek sahibinden duyduğum bir cümle bu. “Hatta okurken gördüklerimizle şimdi yaptıklarımız çok farklı” diyenler de olmuştu.
Peki, üniversite öğrencileri ne öğreniyor?
Kendimden yola çıkıyor ve ilk aklıma geleni yazıyorum. ’kredi doldurma’ gibi nedenlerle dayatılmış birçok ders.
Seçmeli dersler mesela…
Adı Seçmeli.
Ama hangisini seçeceğimize biz karar veremiyoruz.
Seçenek de olmuyor zaten genelde.
Ama seçmeli ders denince benim düşündüğüm, meslek edinimimiz haricinde kendimizi geliştirmek istediğimiz, ilgi duyduğumuz herhangi bir alanda olması gerekmiyor mu?
Demek ki üniversiteler de pek çok problemle dolu. Üniversitelerle ilgili değinmeden geçemeyeceğim bir sorun daha var.

Formasyon

Üniversite barındıran şehir, bir öğrencinin her anlamda kendini geliştirmesine olanak sağlamalı ve pek çok imkânı barındırmalıdır. Bu bakımdan gelişmiş bir şehre açılması gereken üniversite, ülkemizde ‘bir şehri geliştirmek için’ açılıyor.
Yani ülkemizde her yerden mezun ‘üretiliyor’. Üniversiteler sanki mezun olduktan sonraki istihdam olanakları gözetilmeksizin öğrenci alımı yapıyor.
Sahi gözetiyorlar mı?
 Konuyu bir örnek bölüm üzerinden irdeleyelim. 
(Devamı Haftaya -:))

 

                                                                                                                           Saygılarımla…   

Mustafa DİKER

 

Info for bonus Review William Hill here.