Menu
RSS
Fasl-ı Muhabbet Grup Atışması "GELİR"

Fasl-ı Muhabbet Grup Atışması …

Bu haftaki konuğumuz da F...

NERDE O KOMŞULAR

NERDE O KOMŞULAR

Sosyal medyada açlık, yok...

Depresyondan kurtulmak için 4 öneri

Depresyondan kurtulmak için 4 öneri

Sonbaharı geride bırakıp ...

Pirinç

Pirinç

Gardırobunuza bir bardak ...

WhatsApp toplu mesaj dönemi sona erdi

WhatsApp toplu mesaj dönemi sona er…

Dünyanın en popüler mesaj...

SEYREKBASAN

SEYREKBASAN

(1919 - 1984)Türkünün kon...

DERS ALMAMIZ DİLEĞİYLE

DERS ALMAMIZ DİLEĞİYLE

Apple kurucu ortağı ve CE...

Bende Kaymakam olmak istiyorum

Bende Kaymakam olmak istiyorum

Emirdağ Mithatpaşa Ortaok...

Ne Oldum Deme !

Ne Oldum Deme !

Genç adam iyi bir terziym...

“Akıl Ve Zeka Oyunları Atölye Sınıfı” açılışı yapıldı

“Akıl Ve Zeka Oyunları Atölye Sınıf…

    Emirdağ Cumhuriyet İl...

Prev Next

KABAHAT HEP KARŞIDA MI?

KABAHAT HEP KARŞIDA MI?

Meşhur fıkrayı bilirsiniz:
 Bir gün Nasreddin Hoca'nın eşeği çalınmış. Hoca, can sıkıntısı içinde durumu komşularına anlatmış.
‘Hırsızı gören oldu mu? Karakaçan’ın sesini duyan oldu mu?’ diye hemen herkese sormuş.
Köylü toplanmış hemen. Her kafadan bir ses çıkmaya başlamış.
Birisi ‘Hocam!’, demiş ‘Niye ahırın kapısına iyi bir kilit takmadın sanki?’
Bir başkası ‘Evine hırsız giriyor da senin nasıl haberin olmuyor?’ diye çıkışmış Hoca’ya.
 Bir diğeri de ‘Hocam!’ demiş, ‘Kusura bakma ama eşeğin çalınmasına en büyük sebep yine sensin. Çünkü doğru dürüst bir ahırın bile yok. Nerden baksan dökülüyor.’ deyince Hoca kızmış ve ‘Yahu’ demiş, ‘İyi, güzel de kabahatin hepsi benim mi? Hırsızın hiç mi suçu yok?’ demiş.
Evet… Hoca da haklı, bana göre, komşular da haklı…
Hep karşımızdaki haksız(!) zaten değil mi?
 Suçu karşımızdakine atıvermek, işin en kolayı değil mi?
 Birilerini suçlayıvermek işin en kolaylarından biri değil mi?
 Kabahatin hep karşıda olup olmadığını kendimize sormak, en az başvurduğumuz yollardan biri değil mi?
 Bu tarz soruları artırdıkça artırmak, mümkün elbette!
 Kendimize ayna tutabilmek ayrı bir erdem bence… Kendimizi sorgulayabilmek, olabilecek en güzel işlerin başında bence…
Böyle olmasına böyle ama günümüzde, maalesef, ‘haksız olduğumuz ama ısrarla haklı çıkmaya çalıştığımız konular’, gündelik hayatımızın vaz geçilmezi oldu adeta.
‘Bu hâlden ne zaman nasıl vazgeçebiliriz; bu mümkün mü?’ bahsi, ayrı bir konu başlığı şimdilik kaydıyla.
 Kendi yaptığımızı hemen unutup başkalarından duyduğunu ‘yapmışlar gibi’ davrandığımız anlar var.
 Bilerek ya da bilmeyerek birilerinin günahına girdiğimiz (günahını aldığımız) da vaki çoğu zaman.
 Özellikle haksız çıkmamak istediğimizde birilerini hemen haksız buluvermekte üstümüze yok epey zamandır.
 Okkanın altına gitmemek için birilerini haksız yere itham edivermek o kadar kolay geliyor ki şimdi bize.
 Haksızlığa uğramamak için o kadar şeyi hemen her zaman hasıraltı ediveriyoruz.
İnsafa gelmeden öfkemizi (birinden, bir şeyden) aldığımız (çıkardığımız) öyle hallerimiz var ki hemen hepimizin. Her nedense hepimiz haktan hukuktan aşırı derecede bahseder olduk. Başkasının haksızlığını ispat için olan gayreti gösterirken kendimizi ‘hak terazisinde’ tartmayı pek akıl edemez olduk.Başkasının haksızlığını ifşa ederken kendi kendimize düşünüp o kişinin yerine kendimizi hiç koyamaz olduk.Hepimiz, hepimizin ayıbını, kusurunu, haksızlığını,suçunu …hep üstüne ekleye ekleye anlatır olduk. O anlattıklarımız, bizde hiç yok mu sanki.
 Tartışmalı zamanlarda, tartışmalı durumlarda, tartışmalı konularda karşımızdakine, özellikle, haksızlık ettiğimiz zamanları bir hesap edebilsek ne güzel olacak.
 Haksız yorumlarımızla karşımızdakine saldırdığımız anlarımızın muhasebesini bir yapabilsek, bunun hazzını bir yaşayabilsek ne kadar çok şey hemen değişiverecek... Bunu bir bilsek ….
Hepimizin bunu yapmasından şimdilik vaz geçtim; çoğumuz bunun yapmaya çalışsak inanın her yer güllük gülistanlık olacak.
 Evet, evet; ‘İğneyi kendimize de batırabilmeyi’ bir becerebilsek her şey inanın çok güzel olacak.
 Nice haksızlıkları hoş görülebiliyorken, ‘ne âlâ memleket’ teranesi her yanı kuşatmışken, ‘vur abalıya’ demek sıradan bir iş olmuşken, zurnayı biz çaldıkça parsayı el toplarken, üvey evlât gibi tutulmuşken, ıslak semer bize kalmışken, posamız çıkarılmışken, ‘insanın adı çıkacağına canı çıksın’ diye feverana başlamışken ‘Allah büyüktür’ derken …başka yol yok gibime geliyor.
 Her haksızlığa bir bahanemiz var, var olmasına da inşallah Mesnevi’den alınan aşağıdaki kıssa gibi olmaz:
“Kurtla kuzu aynı derede karşılaştı. Susuzluktan dilleri damaklarına yapışmıştı. Kurt yukarıda duruyordu. Hır çıkarmak için bir sebep aradı. Doymak bilmeyen boğazının ateşlemesiyle 'Ne diye bulandırıyorsun suyumu?' diye bağırdı. Kuzunun ödü patlamıştı, ‘Allah aşkına!' dedi. ‘Olacak şey mi bu? Su senden bana doğru akmıyor mu?'
 Kurt dişlerini göstererek, ‘Hakkımda ...' diye hırladı. 'İleri geri konuşmuşsun bundan altı ay önce.'
 Kuzu, 'Altı ay önce ben hayatta değildim ki!' dedi.
 Kurt, 'Baban kötü konuşmuş.' dedi ve üzerine atıldı, zavallı kuzuyu paramparça etti.
                                                                         ÖZCAN TÜRKMEN

Yorum Ekle

Gerekli olan (*) işaretli alanlara gerekli bilgileri girdiğinizden emin olun. HTML kod izni yoktur.

yukarı çık
Info for bonus Review William Hill here.