Cumartesi, Şubat 24, 2024

Batıl İnançlar

Hayatımızda pek çoğumuzun batıl inançları vardır.
 Kimi nazara inanır, kimi 13 sayısının uğursuzluğuna, kimi ise ayna kırılmasının kötü bir şey olacağının habercisi olduğuna. Peki hiç düşündünüz mü bu batıl inançların kaynağı nedir?
İşte merakınızı giderecek açıklamalar:
Niçin tahtaya vuruyoruz?
Çok eski zamanlarda meşe ağacının, yüksekliği ve sağlamlığı nedeniyle, bazı güçlere sahip olduğuna inanılıyordu. Tahtaya vurma inancı dünyanın apayrı iki yerinde birbirinden bağımsız olarak gelişti. Önce milattan önce 2000’li yıllarda Kuzey Amerika yerlilerinde, sonra da Ege’de Helen uygarlığında.
 
Her iki kültür de meşe ağacına çok sık yıldırım düştüğünü gözlemlemişti. Amerika yerlileri meşenin, Tanrının yıldırımla yeryüzüne inip üzerinde oturduğu yer olduğuna, Helenler ise Yıldırım Tanrısı olduğuna inanmışlardı. Kuzey Amerika yerlileri, bu ağacın köküne vurarak, ileride başlarına gelebilecek tehlikelere ve şansızlıklara karşı Tanrı ile temasa geçtiklerine inanıyorlar ve ondan kendilerini korumasını istiyorlardı.
 Ortaçağda ise Hıristiyan din adamları bu inancı kendi devirlerine taşıdılar. Onlara göre bu inanışın temelinde Hz. İsa’nın tahta bir çarmıhta öldürülmesi yatıyordu. Hatta Avrupa’nın her katedralinde orijinal tahta haçın küçük bir parçasının bulunduğuna inanılıyordu.
Bu tahtaya vurmak ise "Tanrım dua ve isteklerimi gerçekleştir" anlamına geliyordu.
Bu bilgiler Tamer Korugan’ın "Lüzumsuz Bilgiler Ansiklopedisi-1" isimli kitabından derlenmiştir.

Merdivenin altından geçmek uğursuzluk mu ?
Duvara dayanan bir merdiven, duvar ile arasında bir üçgen oluşturur. Bu, bir çok kültürde tanrıların kutsal üçgeni olarak bilinir. Örneğin piramitlerin kenarlarının üçgen olması da bu inanca dayanır. Bir üçgenin içinden geçmek de, bir kutsal yere meydan okumak anlamına gelebilir. Eski Mısırlılar için zaten merdivenin kendisi iyi şansın sembolü idi. Merdiven olmasaydı, Güneş Tanrısı Osiris’i karanlıkların ruhundaki hapis hayatından kurtarmak mümkün olamayacaktı. Ayrıca merdiven, tanrıların katına tırmanmak için de şekilsel bir semboldü.
Asırlar sonra Hıristiyanlık bu inancı da Hz. İsa’nın ölüm şekline adapte etti. Çarmıha dayalı merdiven kötülüğün, hıyanetin ve ölümün sembolü oldu. İnsanlar, merdivenin altından geçmekle bütün bu kötü geleceklerle karşılaşabileceklerine inandırıldılar. 17. yüzyılda İngiltere ve Fransa’da suçlular darağacına götürülmeden önce bir merdivenin altından geçiriliyorlardı. Değişik kültürler bu uğursuzluğa karşı bazı panzehirler geliştirdiler. Mesela Romalıların panzehiri yumruktu. O kişiler orta yani en uzun parmaklarını gerip diğer parmaklarını yumruk gibi yaparlar ve geçtikten sonra merdivene doğru sallarlardı.
Kara kedi geçmesinin anlamı ne?
Milattan önce 3000’li yıllarda, eski Mısırlılar zamanında kediler kutsal bir canlı olarak görülüyordu. Hatta siyah dişi kediler tanrıça olarak kabul ediliyordu. Kedileri hastalık ve ölümden korumak için kanunlar bile yapılmıştı.
 Kedilerden, özellikle siyah kedilerden nefret, Hıristiyanlığın kendinden önceki kültürleri ve onların sembol kabul ettiği şeyleri yok etme güdüsü ile Ortaçağda, İngiltere’de başladı. Bağımsız, bildiğini yapan, "inatçı" ve "sinsi" karakteri, sayılarının da şehirlerde aşırı artması ile birleşince, kediler gözden düştü. O yıllarda evinde kedi besleyenler yalnız yaşayan fakir ve yaşlı kadınlardı. Yine o yıllar büyücü ve cadı inancının tüm Avrupa’da histeriye dönüştüğü yıllardı. Siyah kedi besleyen bu kadınların kara büyü yaptıklarına ve siyah kedilerin geceleri şeytana dönüştüklerine dair korku dolu halk hikâyeleri üretildi. Cadı konusu bir paranoyaya dönüşünce birçok zavallı kadın kedisi ile birlikte yakıldı. Fransa’da kral 13. Louis bu uygulamayı yasaklayana kadar her ay binlerce kedi yakıldı.
 
Nazar değmesi nasıl oluyor?
Nazar inancının ardındaki güç, bakışın ruhla bütünleşmesidir. Nazar değmesi ile ilgili olarak en çok kabul gören görüş, gözdeki yansımadır. Eski insanlar sudan, aynadan yansıyan görüntülerinin kendi ruhları olduğuna inanıyorlardı. Karşılarındaki insanın gözleri içinde kendi küçük görüntülerini görünce tehlikede olduklarını, ruhlarının karşısındakinin gözleri içinde hapsolduğunu sanıyorlardı.
Bu korkunun dünya çapında genel bir inanca dönüşmesinin, şimdi Irak’ın bulunduğu topraklarda yaşamış eski Sümerlerden kaynaklandığı sanılıyor. Sümerlerin inançlarına göre bazı insanlar bakarak suları kurutabilir ve bu nedenle ölüme sebep olabilirlerdi. Sonradan bu inanç, bir bakışla yaşayan şeyleri de kurutabilme yönünde gelişti.
 
 Doğu Akdeniz ve Ege kıyılarında bu inanca, sayılarının daha az olması sebebiyle, mavi gözlü insanların daha fazla nazarlarının değdiği inancı da ilave edilmiştir. Bu nedenle buralarda nazarı geri itmek veya ayna gibi yansıtmak için mavi göz şeklinde camdan yapılan nazarlıklar, nazarın değebileceği düşünülen her yere takılmaktadır.
 Ayna kırılması niçin uğursuzluk getirir?
Göllerde veya su birikintilerinde, kendi aksini gören ilkel insan şaşırmış, bunun kendisinin ruhu olduğunu sanmış, suyu bulandırıp görüntüsünün kaybolmasına neden olanları da düşman bilmiştir.

 

İlk aynalar; Mısırlılar zamanında, pirinç, bronz, gümüş ve altından yapılmıştı ve kırılmaları mümkün değildi. Bu devirde de bu parlak yüzeylerden yansıyan görüntünün o insanın ruhunun bir yansıması olduğuna inanılıyordu. Cam kapların yapılmaya başlanılmasından sonra da, içindeki sudan yansıyan görüntünün ruhun bir yansıması olduğu inancı devam etti ama camlar kırılabiliyordu ve o zaman da içinde bulunan ruhun bir parçası vücudu terk ediyordu.
 Birinci yüzyılda Romalılar bu uğursuzluğun süresini 7 yıla çıkardılar. Romalılar hayatın her 7 senede bir kendini yenilediğine inanıyorlardı. Camın kırılması sonucu ruh ve dolayısıyla insanın sağlığı tahrip olduğundan, vücudun kendini yenileyerek, sağlığına kavuşması için yedi yıl geçmesi gerekiyordu.

Bu batıl inanç, 15. yüzyılda İtalya’da, kolay kırılabilir ve pahalı ilk aynaların yapılması ile birlikte iyice gelişti ve ekonomik boyut kazandı. Aynayı taşıyanlar, evlerde aynaları temizleyen hizmetkarlar, aynaları kırmaları halinde, yedi yıl boyunca, ölümden daha beter felaketlerle karşılaşabilecekleri hususunda uyarılıyorlardı.
13 sayısı niçin uğursuzdur?
13 sayısının uğursuz olduğuna dair inanç bir çeşit korku hastalığı olarak kabul edilmiş olup adı ‘triskaidekaphobia’dır. Bu inancın kökleri mitolojik tanrıların yaşadığına inanılan çağlara, İskandinavya topraklarına kadar gider. Işık ve güzellik tanrısı Balder’in verdiği ziyafete 12 kişi davetli iken, yalanların ve hilelerin tanrısı Loki, davetli olmadığı halde, zorla 13. kişi olarak katılmak ister. Çıkan tartışmada Loki Balder’i öldürür.
  İskandinavya’dan Avrupa’nın güneyine kadar yayılan bu mit, Hıristiyan din adamları tarafından Hz. İsa’nın son yemeğine uyarlanır. Bu uyarlamada Balder’in yerini Hz. İsa, Loki’nin yerini de Judas alır. Bu yemekten 24 saat sonra Hz. İsa çarmıha gerilerek öldürüldüğü için Hıristiyanlarda akşam yemeğinde 13 kişi bir araya gelirse bunlardan birinin başına bir felaket geleceğine inanılır. 13 sayısının uğursuzluğuna duyulan inancın kökeninde bir yıl içinde ayın 13 kez dolunay olarak gözükmesinin yattığını söyleyenler de vardır.

"13"ün uğursuzluğuna inanılmasının diğer ilginç sebepleri de şunlar…
Apollo 13’ aya gitme macerasında başarısız olan tek ekiptir.
 Darağacına giden yolda 13 basamak vardır.
13 Ekim 1307’de çok sayıda şövalye tutuklanıp idam edildi.
Cadılar toplantısına katılanların sayısının 13 olduğuna inanılırdı.
Ad ve soyadındaki harflerin toplamı 13 olanların çok şanssız bir hayat geçireceği düşünülür.
13 yaşı çocukların erişkinliğe adım attıkları yaştır. Hepimiz bunun ne kadar sıkıntı verici olduğunu biliriz.
 Sıralamada 12 rakamı mükemmeliyet ve bütünlük ifade eder. 13 rakamı ise kusursuzluğun üzerine ekleme yapmak olarak algılanır. Bu sebepten de uğursuz olduğu varsayılır.

İşte Bazı İnançlar ; ( İsterseniz Okumayın : ))
♣Yakınlarda bir baykuş 3 kez öttüğünde oraya ölüm getirdiğine inanılır kimilerince.
♣Ortada hiçbir şey yokken evin içinde bir köpeğin havlaması sonucunda evde birinin hastalanacağına inanılır
.♣Masada bıçakların üst üste gelmesi durumunda yani hane içerisinde masada duran bıçaklar çakışırsa o evde kavga olacağına inanılır.
♣Sebebi ve temeli bilinmese de evde kırılan aynanın 7 yıl şansızlık getirdiğine inanılır. Durduk yere sebepsiz kırılan aynanın ise ölüm getirdiğine..
♣Birçok toplumda batıl olarak ev içerisinde şemsiye açmanın kötü şans getirdiğine inanılır.
♣1 Mayıs’tan önce ağaçtan çiçek koparıp eve getirmek kötü şans getirir.
♣Birine karşılığında başka birşey almadan eldiven vermek kötü şans getirir.
♣Suya, denize taş atmak kötü şans getirir.
♣Yeni ayakkabılar masanın üstünde bırakılmaz.
♣Yeni eve taşınırken eski evin süpürgesi yeni eve götürülmez.
♣Kulağınız yanıyorsa biri sizi anıyor demektir. Sol kulak yanıyorsa kötü sağ kulak yanıyorsa iyi şekilde
♣Sol elinizin avuç içi kaşınıyorsa kavga edeceksiniz sağ elinizin avuç içi kaşınıyorsa para gelecek
♣İyi birşeyden bahsederken ve zarar gelmesi istenmiyorsa tahtaya 3 kez vurulur.
♣Süpürgeyle vurduğunuz kişi tembel olur.
♣Eğer fakir birine yeni bir çift ayakkabı vermezseniz hayatınız boyunca öldükten sonra diğer yaşama çıplak ayakla gidersiniz.
♣Birinin bardakta yarım kalmış suyuna su ilave ederek içilmez kötü kader getirir.
♣Cadılardan korunmak için mavi boncuk taşınır.
♣Eğer köprüde bir arkadaşınıza hoşçakal derseniz o arkadaşınızı bir daha göremezsiniz.
♣Fırtınalı havada saç kesmek iyi şans getirir.
♣Kediler bebeklerden uzak tutulur, kedilerin bebeklerin nefesini çaldığı söylenir.
♣Tırnaklar veya saçlar kesildikten sonra yakılmalı veya gömülmelidir.Anadolu’da Batıl İnançlar
♣Mezarlık, ziyaret yerlerindeki ağaçları kesenler çarpılır.
♣Türbeden dışarıya bir şey, bir nesne götüren kişiler çarpılır.
♣Mezarlığı parmağı ile işaret etmek iyi değildir. Parmakları ile işaret eden kişilerin parmakları kurur.
♣Kurban kesilirken hayvan dilini dışarı çıkarırsa kurban sahibi o yıl içerisinde ölür.
♣Bir çocuk sürekli ağlarsa o evde mutlaka ölüm meydana gelir.
♣Ayakkabı çıkarıldığında ters dönerse, ayakkabı sahibinin tez vakitte öleceği düşünülür.
♣Yatarken çorapları baş tarafa koymak iyi değildir, insan çabuk ölür.
♣Ölünün elbiseleri ölü yıkayıcılarına verilir.
♣Mezarlıktan ağaç kesilmez. Ağaçta cin olduğuna inanılır.
♣Gece ölen kişinin üzerine sabaha kadar bıçak konulur.
♣Yoğurdun güzel olması için mezardan çırpı toplanarak, kaynayan sütün altına atılır.
♣Ölünün yıkandığı evde üç gün ışık yanar.

♣Baş sağlığına gelen kişilerin ayakkabıları ters çevrilmez.

♣Mezar kazıcısına para verilmezse ölünün rahatsız olacağına inanılır.

♣Yılan öldürülüp, suya atılırsa ve yılan suda kaybolursa yağmur yağar ve durmaz, seller olur.

♣Kurt uluyunca ya ayaz olur ya kar yağar.

♣Bir evin başında baykuş öterse, o evde biri ölür ya da bir yıkım olur.

♣İnek doğurunca eve ağır bir şey alınırsa ya da ağır bir şey kaldırılırsa ineğin sütü kesilir.

♣İneğin sütünü yere sağmak iyi değildir, hayvan hastalanır.

♣İlk yaylaya çıkışta sığırların ortasından bir yabancı geçerse sığırlar hamile kalmaz, doğum yapmazlar.

♣Bir kişinin önüne tavşan çıkması uğursuzluktur, mümkünse gidilen yoldan geri dönülür.

♣Çakal uluyunca yere tükürmek gerekir, yoksa insanın başına bir yıkım gelir.

♣Çakal ulumaya başlayınca hava açacak, günlük güneşlik olacak demektir.

♣Ateşe tükürmek, ateşe sövmek, ateşe tırnak atmak, su dökmek uğursuzluk getirir.

♣Sabah evinden başkasına ateş verenin ocağı söner.

♣Ocağın üstünü boş bırakmak uğursuzluk getirir.

♣Sacayağının birdenbire devrilmesi evin başına bir yıkım geleceğini gösterir.

♣Tencerede su boşu boşuna kaynarsa düşmanlar çoğalır.

♣Lamba yakılmayan evin ocağı her vakit kararır. Aynı zamanda ev sahibinin öldükten sonra mezarı da karanlık olur.

♣Hastalanan hayvanları ateşten geçirmek iyidir.

♣Ateşi söndürmek için su dökülmez, ateş toprakla örtülür.

♣Ateş çok önceden sönmüş olsa dahi külün yanında yatılmaz. Külde cin ve şeytanın oynak yaptığına inanılır.

♣Ateşin çıkardığı ses ateşi yakan kişi hakkında dedikodu yapıldığına işarettir.

♣Kara ağaçtan düşen yaşamaz.

♣Kara ağaçtan beşik, sandık yapılmaz.

♣İncir ağacının altında uyuyanları şeytan alır götürür.

♣Ceviz ağacının altında yaşayanları şeytan alır götürür.

♣Tarlada zina yapılırsa bereket olmaz.

♣Üzümün tanesini, karpuzun sap kısmındaki kabuğunun içini yiyenler yetim kalır.

♣Çocuğun bezleri yabani ağaca asılırsa çocuk yabani olur.

♣Nar tanelerini yere dökmek günahtır, nar cennet meyvesidir.

♣Diş düşürülünce o diş kimsenin göremeyeceği bir yere saklanmalı ya da gömülmelidir.

♣Elleri diz üzerinde kavuşturmak, parmakları birbirine geçirip el bağlamak iyi değildir, insanın kısmeti kapanır.

♣Parmakların çatırdaması iyidir, insanın sağlıklı olduğunu gösterir.

♣El yıkanırken önce sağ elden başlamalı, önce sol elden başlamak uğursuzluk getirir.

♣Tokalaşırken ya da birisine bir şey verirken sağ el kullanılmalıdır, sol el uğursuzluktur.

♣Baş taranırken dökülen saçları dökmek doğru değildir, bunlar toplanır, ölünce o kişinin kabrine konur. Çünkü bu saçlar kıyamet gününde tekrar bitecektir.

♣Hamile kadın aş eridiği sırada neye bakarsa doğacak çocuk ona benzeyecektir.

♣Akşam soğan yenen yere melekler gelmez.

♣Gece aynaya bakanın ömrü kısa olur.

♣Gece acı (biber, soğan, sarımsak) evden dışarıya verilmez.

♣Yoğurt, süt, peynir gece dışarıya verilmez. Vermek gerektiğinde üzerine kömür, üzerlik veya yeşil bir dal konularak verilir.

♣Gece ıslık çalmak günahtır.

♣Gece evden eve tuz verilmez.

♣Akşam kapının önü süpürülmez.

♣Ekmek aktaracağı evden eve verilmez.

♣Çocuklar gece beş taş oynarsa düşman gelecek denir.

♣Değirmenden ilk gelen unla yapılan ilk ekmeği yiyen kişinin karısı ölür.

♣Ekmek kırıntılarını yere atmak, ayakla çiğnemek evin bereketini götürür.

♣Gurbete giden kişinin azığından bir parça ekmek çalınır.

♣Bir kişinin üzerinde dikiş dikilirse o kişinin kısmeti bağlanır.

♣Evin temeline karataş koymak iyi değildir.

♣Kapının önünde oturan kişi iftiraya uğrar.

♣Duvar dibinde uyumak iyi değildir, insan çarpılır.

♣Evin içerisi temiz olmazsa oraya melekler değil şeytanlar gelir. Böylece o evde mutluluk değil geçimsizlik olur.

♣Evden bir kişi gurbete gittiği zaman o gün ev süpürülmez, dışarıdan misafir alınmaz.

♣Eşya taşımak için kullanılan ala iple komşunun evine girilmez. Komşunun başına bir uğursuzluk geleceğine inanılır.

♣Kapı eşiğinde oturulmaz, insan fakir olur.

♣Kapı eşiğinde oturulmaz, insan bekar kalır.

♣Urganla komşunun evine girilmez. Aksi halde komşunun evinde kıtlık olur.

♣Kapı eşiğinde oturulmaz, kapı eşiğinde şeytan bulunur.

♣Yağmur yağarken kapı eşiğinde oturmak günahtır.

♣Odanın ışığını evin erkeği yakarsa o ev daima nur içinde ve bereketli olur.

♣Kadının yolda erkeğin önünü kesmesi uğursuzluktur.

♣Bir kadın iki erkeğin arasından geçerse çocuğu olmaz.

♣Bir adam iki kadının arasından geçerse sözü geçmez.

♣Bir erkek iki kız arasından geçerse köse olur.

♣Yarım çay içen kadın dul kalır.

♣Ava gidecek kişinin önünden kadın geçerse avlanamaz. Bundan dolayı o kişi ava gitmekten vazgeçer.

♣Kız çocuğunun ilk kez kesilecek saçını dayısı keserse saçı gür olur.

♣Oğlan çocuğunun saçını ilk kez amcası veya dayısı keser.

♣Kız baba evinden perşembe veya pazar günü çıkar.

♣Makası açık bırakmak düşmanlarınızın sizin hakkınızda konuşmasına neden olur.

♣Çarşamba gecesi işlenilmez, çamaşır yıkanmaz, temizlik yapılmaz.

♣Gece tırnak kesilmez, ıslık çalınmaz, sakız çiğnenmez.

♣Gelinin ayakkabısının altına kimin ismi yazılırsa en kısa zamanda ismi yazılan kişi evlenir.

♣Birisi uzunca vakit eve dönmezse veya kaybolmuşsa ayakkabısına tuz dökülür. Kişi en kısa zamanda evine geri döner.

RELATED ARTICLES
- Advertisment -

Most Popular

Recent Comments