Yayla Zamanı “1”

Suvermez köyünde baharın başlangıcı, tatlı bir telaşa,yaylaya göç zamanına Ayak uydurmanın hazzını yaşatıyordu.

217

Suvermez köyünde baharın başlangıcı, tatlı bir telaşa,yaylaya göç zamanına ayak uydurmanın hazzını yaşatıyordu. Samanlıklarda saklı duran Aleyçik avadanlıklarının gözden geçirilmesine, Süven’lerin,keçelerin, sergenlerin,kaymak tenekelerinin sacayaklarının Kuytuluklara göre ayarlanmış saç’ların,çığ’ların çıkarılıp eksiklerin giderilmesi ve göç gününe hazırlık yapılması telaşında olanlar,eksiklerini komşularından varsa fazlalıklarla tamamlamaya çalışmaları yayla özlemini depreştiriyordu.

Şimdiden kimler kimlerle hangi yurda konacaklardı,sözbirliği edenler,sülale olarak hangi yurda konacakları konuşulmaya başlanmıştı. Her yıl olduğu gibi bu yıl da konulacak olan yurtlar kurra usulü ile belirlenecekti. Kimse kimseye gönül koymasın,kırgınlık olmasın diye kurra çekiliyordu, herkes hakkına razı olacaktı o zaman.
Henüz muhtarlığa yeni başlamış olan Fayığın Yusuf Köy bekçisi Ülüğe sabahtan tenbihlemiş,akşam muhtar odasına gelmesini istediği kişilerin isimlerini söylemiş, muhakkak gelsinler kurra çekileceğini de söyle demişti.
Fışkılardan,Modanyalardan,Çavuşludan,köseliden,Devecilerden,birer kişi gelip İhtiyar heyeti ve muhtarları ile yurtların belirlenmesi için kurra çekilmesine nezaret edeceklerdi.

Akşam olurken Löküs lambası yakılmış,Gazocağına gaz koyulmuş çay bardaklarını ve akşam üzeri Balişgızının fırınında pişirdiği lokurları büyük bir tepsiye koyan Gurbalı(Hava aba) Evin mutfağından alıp Muhtar odasına getirmişti. Şimdi misafirlerin gelmesini bekliyordu, Fayığın Yusuf ve köy bekçisi Ülük.
Derviş bey,Boli’nin Süleyman,İbiğin hacı,Şadı baba,Püsküllü’nün Osman,Pırı’nın Hüseyin,Kirmitoğlu,Muhtar odasından içeri girerken, hazırlanmış minderlere otururken; Gazocağının üzerinde demini almaya başlamış olan çayın kokusunu hissettiler ve;
-Çay da pek gözel kokuyo Yusuf ağa,demini almış herhal.
-Aldı aldı isterseniz çayları doldurmaya başlayalım.
-Valla pek iyi olur, derken tepsinin içindeki lokurlara gözleri kaymış ve mis gibi haşeş
Kokusunu hissetmişlerdi. Lokur da mı var ne.?
-He ya bizim gurbalı aşamınan pişirip geldi fırından.
Orta yere hemen bir sofra kuruldu,Bardaklar ve kesme şekerleri getirip koyarken bir yandan da lokur tepsisindekileri birer ikişer sofranın üzerine koyuyorlardı. Çaylar dolduruldu birer lokur alan hem çayını yudumluyor,hem de lokurdan bir parça koparıp yiyordu.
Çaylar içilmiş,sofra ortalıktan kaldırılmış ve tiryakiler birer sigara yakmış yurtlardan,yayladan ve göçten konuşmaya başlamışlardı.Köyde kimlerin yaylaya çıkacağını tesbit etmeye başlarken,bir taraftan da yurtların isimleri küçük bir kağıda ayrı ayrı yazılıp bir torbanın içine atılıyordu.
1-Kapaklı,
2-Çiğilli,
3-Yassıyurt
4-Göğguyu
5-Tahtalı
6-Kaleboyun,
7-Bokluboyun,
8-Kuzukulağlıdere
Sırası ile Sülalelerin adı okunurken, torbanın içinden bir kağıt parçasını alıp çıkaran köy bekçisi Ülük; çıkardığı kağıdı Derviş beye uzatıyordu. Derviş bey hangi sülalenin nereye konacağını bu kağıtta yazılanı okuyarak belirtiyordu. Kurra’da çıkanlara herkes razı olmuş ve çobanı olmayanlar ise en yakın zamanda civar yörük köylerinden çobanlık yapacak olanları bulup güz sonuna kadar anlaşma yoluna gideceklerdi.
Suvermez köyünde Koyunları güdecek olan az’dı. Şadıbaba,Bekleme,Asfar Yusuf, Bu isimler genellikle her mevsim koyunları güderdi. Diğer yurtlara da tanıdık çobanlar aranırdı civar köylerden.
Vakit epey ilerlemiş, misafirler dağılmaya başlamıştı,ertesi gün Salı pazarı idi Emirdağına pazara gidilecekti, erken yatıp erken kalkalım haydi Allah rahatlık versin diyerek birer birer odadan çıkıp evlerinin yolunu tutmuşlardı.
Süleyman sırrı
BİRİNCİ BÖLÜMÜN SONU.