Atasözlerimizde Nüans

Kelimenin kavram alanı var, çağrışım alanı var. Her kelimenin, her cümlenin, her anlatımın bir nüansı var. (nüans: Aynı cinsten olan şeyler arasındaki ince fark, ayırtı)

Bazen anlamıyoruz, bazen yalan yanlış anlıyoruz, bazen anlamak istemiyoruz ama her kelime, her cümle bize bir şeyler anlatıyor. Bunu anladığımızda da iş işten geçmiş oluyor maalesef.
Bazen mesaj veriyoruz sözlerle, aklımızca ima ediyoruz bazen. Bizim istediğimiz gibi anlamalarını bekliyoruz insanlardan. Ama olmuyor, olmuyor işte.
İma edenler açık olmadığı sürece de bence açık ve net anlaşılmayacak konu.
Dilimizde her kelime, cümle içinde anlam ve değer kazanır. ‘seviyorum’ kelimesinin anlamı, yalnızken başka, ‘Seni seviyorum.’ cümlesinde başkadır.

Bu itibarla dilimizde hiçbir kelime, bir başka kelime ile anlam olarak aynı olmaz, olamaz. Buradan hareketle de hiçbir cümlenin anlam olarak başka bir cümle ile aynı olamayacağı fikrine ulaşılır.
Bu iş, tıpkı yağmur damlaları gibi, kar taneleri gibidir. Bu iş yerdeki, duvardaki, tavamdaki mozaik döşemeler (mozaik: 1. Türlü renklerde, küçük küp biçiminde mermer, taş veya pişmiş toprak parçalarının yan yana getirilmesiyle yapılan resim ve bezeme işi 2. Bu iş için kullanılan mermer parçaları. 3. İnce kum, çimento ve küçük mermer parçalarından oluşan karışımla döşeme sıvası; Bu sıvayla yapılan döşeme, merdiven vb.) gibidir.
Yağmur damlası başka bir yağmur damlası gibi olamaz, sadece birbirine benzer. Kar tanesi, bir başka kar tanesine sadece benzer. Mozaikli her alan kesinlikle bir başka alan değil, sadece kendidir.
Atasözlerimizde de durum böyledir. Birbirine ne kadar benzese de hiçbir atasözü, başka bir atasözünün anlamını tam karşılamaz.
İşte size söz hazinemiz atasözlerimizden birbirlerine çok benzeyen, yakın anlamlı bir grup atasözümüz. Bu, dilimizin zenginliğinden başak bir şey değil bence. Ya sizce?
Evet, öz itibarıyla ‘Bulunduğu yer ve şarta uymayan, genel adaba ters düşen davranışlarda bulunan, kendini alay konusu eder. Haddini bilmeden yoksulluğuna yanmayıp zengin hâllerine bürünen, en gerekli nesneleri bile olmayan kişinin süs püs peşinde olması, budalalıktır.’ esas fikrini bakın kaç atasözümüz, kaç değişik şekilde nasıl anlatıyor:
Ayranı yok içmeye paytonla (atla/tahtırevanla) gider s.çmaya. / Ayranı yok içmeye atla gider çeşmeye. / Ayranı yok içmeye gümüş köprü ister geçmeye
Aba bulamaz etine atlas yamar kıçına. (aba: 1. Eskiden potur, hırka gibi giyecek yapımında kullanılan, yünden, yün dövülerek yapılan kaba, kalın bir tür kumaş 2. Bu kumaştan yapılmış, eskiden dervişlerin giydiği yakasız, bol ve uzun üstlük) (atlas: Sık dokunmuş, parlak yüzü ipek, tersi pamuk olan, bir tür ipekli kumaş)
Abası yok poyraza karşı gider. / Bilmez donunun yırtığını, rüzgâra karşı dik gider. / Donunun yırtığını bakmadan poyraza karşı gitme / Hem çıplak hem poyraza karşı gider.
Acından karnı guruldar başında nergis parıldar. / Acından karnı guruldar, başına nergis bağlar.
Aç karın, yüksek nalın; salın yavrum salın.
Allı yelek pullu yelek gömlek yok canfes neye gerek. (canfes: 1. İnce dokunmuş, parlak ve üzerinde desen bulunmayan ama açıklı koyulu iki renk gibi görünen ipekli kumaş. 2. Bu kumaştan yapılmış giyecek vb.)
Ayağında donu yok fesleğen ister (takar) başına. / Yağ bulamaz aşına fesleğen sokar başına. / Ayranı yok aşına fesleğen takar başına.
Ayağında kör mıhı yok döşemeye at sürer.
Bakmaz hâline kama takar beline.
Bakmaz hâline pisler çuluna.
Bakmaz kıçının samsağına çıkar dağın yükseğine. (samsak: Eski, dağınık, kötü giyiniş)
Bakmaz yolun zikzağına gider yolun yükseğine.
Binecek eşeği yok at beğenmiyor.
Bir şinik çavdarı var, baş değirmene öğütmeye gider. / Bir şinik darısı var, beş değirmende un öğütmek ister. (şinik: Tahıl ölçeği. Kilenin dörtte biri)
Burnunun bokuna bakmaz, kimyonlu kebap yer.
Cebi delik; yordamından geçilmez. (yordam: Çabukluk, çeviklik; çalım)
Çuvalında buğday yok, boş değirmen arar.
Evde hasırda yatar, burada çalım satar.
Evinde yok ayran aşı, kendi gezer bölükbaşı.
Evinde yok bulgur, ağzı çalıyor tambur.
Evinde yok uğralık gönül ister kâhyalık. (uğra: Yufka açılırken hamurun tahtaya yapışmaması için ekilen kalın un)
Evinde yoktur gecelik, gönlünden geçer hocalık.
Faka takmaya ekini yok, at değirmeninde nöbet sorar. (fak: Kapan, tuzak)
Hâlimiz itten beter; keyfimiz paşada yok.
Kendi hasırda gözü Mısır’da.
Oturduğu (yattığı) ahır sekisi çağırdığı İstanbul türküsü.
Öldüğüne bakmaz da ceviz ağacından tabut ister.
Yediği bulgur sıkısı oturduğu ahır sekisi.
Yerde yatar minare kadar rüya görür.