Şan Şöhret

Ünlü, anlı şanlı yaşamak ne güzel bir duygudur hepimiz için.

Şan kazanmak, ün kazanmak, insanın erdemleriyle değerinin, dosdoğru ortaya çıkmasıdır.

Ağaya at, insana ad yakışır.’ sözündeki gibi kişi için adının güzel anılması, gurur kaynağıdır.

Şanına yakışır davranan; büyüklüğüne, şerefine uygun olarak yaşayan kimselerden olabilmeyi hepimiz arzu ederiz. Hatta öldükten sonra bir güzel ad bırakmak, hepimizin en çok istediği şeylerdendir.

Ün, şan, nam bize bazen doğuştan soy sop aracılığıyla gelir. Bazen çabalarımızla, üstün gayretlerimizle biz ünlenip şanlanırız. Ün, şan bazen de birilerince herhangi bir şekilde bize kazandırılır.

Hani şekilde olursa olsun ünlemişsek, şanlanmışsak, meşhur olmuşsak, namımız yürümüşse işimiz zordur artık. Bu şöhreti koruyabilmek ayrı bir güç kuvvet, ayrı bir maharet ister.

Şöhret yıldızlarımızla gözümüz kamaşmışsa işimiz daha da zorlaşır.

Şöhretimizin zirvesini bir türlü kestiremeyiz. Her anın zirve olduğunu kabul edip gereği gibi hesap kitap yapamazsak halimiz haraptır özetle.

Bu hâli yaşayanın çektiğini elbette yaşayan bilir. Hepimizin bildiği bir şey de var ki insan olarak hepimiz, o hâlle hâllenmek isteriz.

Kimimiz gördüğümüz her işte ün san kazanmayı amaçlarız. Kendimizden çok söz ettirmek isteriz. Bizim için önemli olan toplumun saygısından ziyade bizden hemen her fırsatta söz edilecek olmasıdır.

Kimimiz değerlerimizi göstermeye çalışırken toplumun değerlerden uzaklaşıp gideriz.

Kimimiz, şanlı bir hayat sürdürmek için maalesef kendimizin de kendimize yakıştırmadığı davranışlarda bulunuruz.

Kimimiz, kendimizi bilemeden şöhretin su gibi boğucu ateş gibi yakıcı olduğunu unutup şan şöhret sahibi olma yolunda çabalar dururuz.

Herhangi bir şekilde ün alabiliriz, ünümüz yayılabilir. Namımız dillere destan olabilir. Şöhretimiz elimizi obamızı geçebilir. Çok tanınabiliriz. Şöhretin zirvesinde olabiliriz.

İş, bu hâldeyken alçak gönüllü, kibirsiz, gösterişsiz olabilmekte… İş, bu haldeyken geçmişini unutmamakta… İş, bu haldeyken kendinden aşağıdakileri normal görebilmekte… İş bu haldeyken mensubu olduğu toplumdan kopmamakta… İş, şöhretin ateşten gömlek olduğunu bile bile giymesini bilebilmekte…

Evet, ne mutlu bunu başarabilenlere!

Ne mutlu darda kalanın elinden tutmayı şan kabul eden soylu kişilere!

Evet; şanlar ve şerefler dünya ağacının eşsiz meyveleridir. Bunlara iyi sahip olunmalıdır. Şan ve şeref ve erdem süsümüzdür. Bunlar olmasa, beden asla güzel görünmez.

Şan ve şöhreti koruyabilmek, karakter sağlamlığına bağlıdır. Kişinin şanıyla şöhretiyle övünmesi o şana o şerefe gölge düşürür. Şanına yaraşır davranamayan onun gereğini yapamayan başarılı olamaz.

Yıldızımız parladığı gibi bakarsınız birden şansımız yaver gitmeyebilir, bahtımız açılmayabilir, şöhretimizi ve itibarımızı kaybedebiliriz.

Adımız kötüye de çıkabilir. Adımız çıkacağına canımız çıksın, deme noktasında olabiliriz.

Yanımız yöremiz şerefsizden, namussuzdan, dönekten, güçlünün karşısında kuyruk sallayıp zayıfa dişini gösterenden geçilmez olabilir.

Makam, para ve şöhretten dolayı şımarmaya başlayan, başı dönelerden de bu yüzden dile düşenler de çevremizde çok olabilir.

Aman biz böyle olmayalım. Aman biz dile düşmeyelim. Aman ha aman!

Abdurrahim Karakoç (1932-2012) rahmetli gibi şöyle diyebilelim yeter. Evet, yeter de artar bile…

Talipli değilim şöhrete şana

Makamı türbeyi yük etmem cana

Dostluk sevgi şefkat yetişir bana

Dövüşü kavgayı size bıraktım
Özcan Türkmen