Akrabalık İsimleri Kayboluyor (Mu)

Dilimiz, akrabalık adları bakımından birçok dile göre daha fazla sözvarlığına sahiptir.Türkçe akrabalık adlarını akrabaların birbirine yakınlık dereceleri bakımından; anlamlılık bakımından; yaşa göre büyüklükküçüklük bakımından; cinsiyet bakımından; baba, anne ve kardeşler tarafından oluşması bakımından; birden fazla akrabalık durumunu karşılaması bakımından; kadına ve erkek bakımından; kültürel yakınlaşma ve gelenekler bakımından; medenî durum bakımından ve daha da başka şekillerde de gruplandırabiliriz.

Akrabalık adları dilimize ayrı bir dinamizm katar. Önceleri bu isimleri gündelik hayatta sıkça kullanırdık. Okulda, sokakta, gençliğin dilinde bir zamanlar akraba olunmadığı halde emmioğlu, dayıoğlu, teyzeoğlu vb. kavramlar vardı.
Kan kardeşimiz olurdu. Ülküdaş, yoldaş, ortak… derdik. Sağdıç derdik. Ahbap derdik, ağa derdik, ağabey, kardeş, ede, kirve, efe, birader…derdik.
Nasıl oldu,n’oldu bilemedik şimdi gençlerin çoğunluğunun ağzında bir ‘kuzen’ var, bir ‘kanka’ var ki demeyin gitsin.
Yukarıdaki kavramlar nereye gittiyse gitti; bunların neredeyse hemen hepsinin yerine Fransızca ‘kuzen’ denmeye başlandı.
Yeğenlerimizin hepsinin ayrı ayrı adı vardı; gönlümüzde ayrı ayrı yeri vardı. Onları kardeş gibi görürdük, onlarla beraber büyürdük. Dayımız, amca(emmi)mız, teyzemiz, hala(bibi)mız da dayıkızını dayıoğlunu, emmikızını, emmi(amca) oğlunu, teyzeoğlunu (böleyi), halakızını halaoğlunu, amca(emmi)kızını amca(emmi)oğlunuyani‘yeğenlerini’ birbirinden ayrı tutmamaya çalışırdı. Büyüklerimiz de küçük ‘kuzenlere’ uyup yeğenlerine ‘kuzen’ demeye başladı.
Kardeşler ayrılmazdık. Abla (aba), abi (ağa, ağabey, ede), bacılarımız; hepimiz, birbirimizin derdine dermandık. Varsa sütkardeşlerimiz de bizden bir parçaydı. Hısım akrabanın büyüğü de küçüğü de bizi artık ‘kuzen’ yerine koymaya başladı.
Sevgi ifade eden söyleyişlerimiz vardı: Cicianne, derdik. Kayınço, derdik. Ahretlik, derdik.
Aile içi iletişimde saygı bildiren kalıp ifadelerimiz vardı: Efendi, ağababa, ata vb. diyen büyüklerin elinde büyüdük. ‘Bayan, bey, bay’ sözleri birer saygı ifadesiydi.
Daha evlilik yoluyla bir akrabalığa dönüşmeyen durumlarda ‘sözlü, nişanlı, yavuklu’ derdik.
Karı, koca ilişkilerinde sıkça şunları duyardık:“Avrat, babamın gelini, bacımın görümü, bizimki, boğazortağım, can yoldaşı, cilveli, dâhiliye nazırı, dilber, el kızı, eş, ev sahibi, gı, gaynanamıngızı, geliningil, hanım, haremim, hatun, hayat arkadaşım, karı, kadın, kız, sultanım, şekerim, uşakların anası, zevcem…”
Kadın kocasına sosyal çevreye göre ‘Adam, ayvaz, herif, koca, aga, ağa, bey, efendi, er, erkek, eş, ağa…’ derdi. Bunların her birinde bir güzellik, bir hoşluk, bir sadelik vardı.
Kayınana veya kayınbaba kızının kocasına adı ile seslenemediği yer ve zamanda ‘damat, güveyi, oğulluk, enişte’ derdi. İç güveyisi de evlattan sayılırdı. Sevgi, saygı, hoşgörü sınırları asla aşılmazdı.Gelin ya da damat, eşinin annesine babasına anne ya da baba diyemediği zamanda ‘kaynana, kayınbaba’ derdi.
Dedelerimizin, emmilerimizin, dayılarımızın, babalarımızın, ağabeylerimizin, arkadaşlarımızın can yoldaşlarıydı kadınlarımız.Aksaçlı anneannelerimiz babaannelerimiz, genç annelerimiz, abılalarımız, ablalarımız, bacılarımız, halalarımız, teyzelerimiz, halalarımız/bibilerimiz, gelinlerimiz, eltiler, eşler, amca dayıkızlarımız, gelinbacılar, gelin abalarımız, gelinlik kızlar, gelin kızlar, görümler görümceler, kayınkarıları, kaynanalar, kumalar, yengeler, yârler, yâranlar; ‘hanımlar’, canımız kadar yakın olmaya çalışırdı bizlere.
Çocuklara‘çocuk,bala, çağa, evlât, kız, kızan, oğul, oğlan, sabi, sübyan, uşak, velet, yavru, evlat …’ derdik hâlin gereğine göre. Taygeldiler de ayrı tutulmazdı ailede. Kız kızan, oğul uşak yaşar giderdik öylece. Her çocuk her evde bir altın toptu karı koca arasında. Ana babanın adı, ağızın tadıydı torunlar. Torun sevgisi, en büyük ağrı kesiciydi. Ebe dedeyle büyürdü çocuklar. Horanta, hep bir aradaydı.
Baba,dede (büyükbaba), analık, kayınpeder, kaynata,üvey baba(babalık); ana, anne, valide, analık (üvey anne/cicianne),anneanne, ebe, büyükanne, nine’ bir arada olması gerektiği şekliyle bir aradaydı. Pek istenmese de ‘kuma’da aynı evdeydi.
Kendi hâlinde devam ederdi hayat mücadelesi.
Kimse kimsenin adından da sanından da rahatsız olmazdı.
Arkadaşlıklar, ahbaplıklar, dostluklar ‘pazara kadar değil mezara kadardı.’
Sosyal hayatımızın aynası kelimeler değişti önce…
Kültürden kültüre geçişi hızlandırdı kelime değişimi. Her kelimenin ayrı bir anlamı ve değeri vardı. Anlam da değer de akrabalıkta değiştikçe değişti maalesef. Ah o kelimeler, kelimeler, kelimeler…
Evet; akrabalık adları ile ilgili bu metindeki kelimelerin kaç tanesi kelime hazinemizdedir, kaç tanesini gündelik hayatta kullanırız düşündük mü hiç.
Düşünelim hele; bu akrabalık adlarından hangilerini biliyorduk.Düşünelim hele; bu akrabalık adlarından hangilerini unuttuk.Bu akrabalık adlarından hangisini/hangilerini kullanmayı özledik?
Bu akrabalık adlarından hangisi/hangileri bize neler neler anlattı?