Püsküllü Kuyusu

Püsküllü kuyusunun son halini görünce,gençlik yıllarımızın anılarını ve neşe içinde geçirdiğimiz günlerini hatırladım. Kimler su almaya geldi,kimler su almaya gelen yavuklularını Gosa dayının dükkanının önünde bekledi.

Püsküllü kuyusunun son halini görünce,gençlik yıllarımızın anılarını ve neşe içinde geçirdiğimiz günlerini hatırladım. Kimler su almaya geldi,kimler su almaya gelen yavuklularını Gosa dayının dükkanının önünde bekledi.
Ellerine destileri,helkeleri,bakır güğümleri alan genç kızlarımız neşe içinde gelip,biraz da oyanalanırdı,nasıl oyalanmasınlar ki,sevdiği genç delikanlı muhakkak gelecekti oraya,bazen mektuplar alınıp verilirdi bazen kaviller kurulurdu
buluşup konuşmak için.
Yıllar su gibi akıp giderken o günün gençleri büyüdü,torun sahibi oldular ama hatıralarını paylaştıkları püsküllü kuyusunu unutamadılar.Gün geldi Avrupa’ya göç başladı,gurbet göründü hemen hemen hepsine,çalışıldı ekmek parası uğruna köyünün özlemini çekerken.
Bir de PÜSKÜLLÜ KUYUSU‘nun.

Püsküllü guyusu yarimin yolu,
Yörüdüğün yerde ığrala golu.
Yoğumuş sevdiğim babayın oğlu,
Oğlu’nun yerine çağırsın beni.


Yâr diye bağrıma bastığım nerde,
Yazımız böyleymiş düşmüşüz derde.
Zülfün tellerinden bergüzâr ver de,
Onulmaz derdime derman ediyim.

Eski günler hayal ile düş oldu,
Ayrılığın başa gelmez iş oldu.
Hasretliğin gözlerimde yaş oldu,
Karışıp giderken kara toprağa.


Süleyman sırrı
Suvermez’de Eskimeyen Eskiler