DİYALOG İÇİN

Bugünlerde en çok ihtiyacımız olan şey diyalog… Anlaşmaya, uyum sağlamaya bugün her zamankinden daha çık ihtiyacımız var. Anlaşabilmek için fikir ve bilgi alış verişine daha çok ihtiyacımız var.

Bugünlerde en çok ihtiyacımız olan şey diyalog…
Anlaşmaya, uyum sağlamaya bugün her zamankinden daha çık ihtiyacımız var.
Anlaşabilmek için fikir ve bilgi alış verişine daha çok ihtiyacımız var.
Sıkıntılı bir süreçten geçiyoruz. Bu sıkıntıları hafif atlatabilmek için öncelikle birbirimiz anlamak durumundayız. Anlamak için dinlemeliyiz. İlla cevap vermek için dinleme yerine anlamak ve anlatmak için dinlemeliyiz. Bunun için de özellikle öğrendiklerimizi paylaşmak durumundayız.
Anlama, dinleme, konuşma’ problemlerini çözebildiğimiz sürece daha çok anlayıp daha çok anlaşacağız.
Bütün bunlar için de temel şart, samimiyet bence. Samimi oldukça, ciddiyetsizlikten uzaklaştıkça daha da başarılı olacağız inanın.
Umutlu olacağız. Umutsuzluk, sadece bizi umutsuzluğa itenlerin işine gelir.
Sorunu yerinde ve zamanında tespit edince çözümü de bulacağız. Yanlış teşhisin yanlış çözümlere götüreceğini unutmayacağız. Yanlış çözümlerin beklenmeyen sonuçlar doğuracağını aklımızdan çıkarmayacağız hiç.
Her sorun çözümü içinde taşıdığına inandıkça bakış açımız değişecek. Bakış açımızı değiştirdikçe çözümsüz görünen problemleri çözdüğümüze hepimiz zamanla şahit olmuşuzdur.
Farkında olmak, her zaman çözüme giden ilk adımdır.
Farkında oldukça fark yaratacağız. Fark yarattıkça da çevremizde aranan kişi olacağız.
Sorunun parçası değil çözümün parçası olacağız. Böyle olduğumuz andan itibaren de diyaloğa açık olduğumuzun bir kere daha farkına varacağız.Sorunun kendinde olduğunu anlamayanların çözümü başkalarının huzurunu bozmakta bulduğunu unutmayacağız.
Gerginlikten, kutuplaşmadan, düşmanlıktan mümkün olduğu kadar uzak kalacağız. Sırayı saygıyı unutursak diyalog olmayacağını kabul edeceğiz.
Kullandığımız dile saygı göstermezsek kimseye saygı gösteremeyeceğimizi, saygı olmazsa da diyalog olamayacağını hep bileceğiz.
Güvenolmayınca diyalog olmuyor. Güvenin çok zor kazanılan ama aynı zamanda da çok kolay harcanıp tüketilen şey olduğunu unutmayacağız.
Meydanın boş olmadığını, kepenek altında er yattığını unutmayacağız.
Herkesinen az bizimkadar olduğunu kabuletmek durumundayız. Kendimizi hep üstün tutmakla, dışlayıcılığa sık sık müracaat edilirse diyalog kurulamayacağının farkında olacağız.
Kendimize hiçbir çıkar sağlamayacak insanlara karşı da saygıda kusur etmeyeceğiz. Biz böyle bilecekler, bizi böylece anlayacaklar. Böylelikle çözüme daha yakın olacağız.
Anlaşmazlıkları, uyuşmazlıkları istersek çözebiliriz. Verdiğimiz sözü tuttukça, kendinize olan saygımızı kaybetmedikçe çözüme daha çok yaklaşacağız.
Çözümün parçası değilsek sorunun parçası olduğumuzu sürekli olarak değerlendireceğiz.
Her iki tarafında çıkarına uygun düşmeyen çözümleri geçici olduğunu kalıcı çözümler için anlayış gerektiğini bileceğiz. Uzun süren bir anlaşmazlıklarda tarafların çözüm istemediğini her yönüyle iyice anlayacağız.
Anlaşmazlığın şiddete başvurmadan da çözülebileceğini her ortamda herkese anlatacağız.
Anlamadığımızı açıklayamayız. Anlayamadıklarımız, bizim değildir. Her anlama, özeldir. Konuyu kendimiz anlamadıkça onu bir başkasına anlatamayacağımızı hem öğreneceğiz hem öğreteceğiz.
Hepimiz muhatabımızın anladığından değil söylediklerimizden sorumlu olacağız; bunu her ortamda da dile getireceğiz.
Sözüne sahip çıkan özüne de sahip çıkacağını hep hatırlayacağız hep hatırlatacağız. Sözün kalpten çıkarsakalbe kadar ulaştığına dilden çıkarsa kulaktan ileriye gidemeyeceğine inanacağız.
Yaşadığımız toplumda uyumsuzluk çıkarma hakkımız yok. Bizi birbirimize bağlayan; anlaşmayı, kaynaşmayı, bütünleşmeyi sağlayan değerlere sahip olmalı; bu değerlerin koruması için gerekli olanlar yapılmalıdır.
Bütün bunları yeterli şart olmayabileceğini ama gerekli şart olduğunu aklımızdan çıkarmayacağız.
Evet; evet, diyalog için diyaloğun şart olduğunu bileceğiz, anlatacağız ve kişiliğimizden taviz vermeden de başaracağız hayırlısıyla…
Özcan TÜRKMEN