Ana Sayfa Emirdağ Gündem Emirdağ Yöresindeki Evliliklerde (Eski) Âdetler -2-

Emirdağ Yöresindeki Evliliklerde (Eski) Âdetler -2-

BAYRAK KALDIRMA / BAYRAK ASMA
(DÜĞÜNÜN ILK GÜNÜ)
Düğün başlamadan önce, köyde veya yakın çevrede cenazesi olan aile varsa düğün sahipleri tarafından bu acılı aile ziyaret edilerek kuran okutturulur ve düğünün başlaması için izin alınır. Bu izinden sonra gerekli iş ve işlemlere başlanır.
Gün boyunca düğün hazırlık telaşı devam eder. Koyunlar kesilip yemekler hazırlanır. İkram edilecek diğer içecek malzemeleri temin edilir. Düğünün ilk günü, dışarıdan gelenler hariç, misafirlere yemek verilmez.
Düğün, oğlan evinde bayrak kaldırma ile başlar. Bayrak, düğünlerimizin kaçınılmaz simgelerindendir.
Bağımsızlığı temsil eder. Dalgalandığı yerin egemen sahibi olduğu anlamına gelir. Düğün alaylarında bayrak yeni evlilerin yeni ocaklarında bağımsız olduklarının göstergesidir. Genelde oğlan evinde asılır. Kız evinde bayrak olmaması, gelinin yeni evinde damadın egemenliğini kabullenmesi anlamındadır. Egemenliğin sembolü olan bayrak, düğünün başladığını simgeleyen bir unsurdur. Yeni yapılan evin damına bayrak açılması yeni bir egemenlik alanı manasındadır. Anadolu’nun hemen her yöresinde, bayrak dikilmeksizin düğün yapılmaz. Düğün evine bayrak dikme düğünün önemli aşamalarından birisidir. Bayrak dikme için ayrı bir tören yapılır.
Bayrak kaldırma düğünün başladığına işarettir.
Merkezde ve merkeze bağlı birçok köylerde bayrak kaldırmanın bazı kuralları vardır. Hazırlıklar büyük ölçüde tamamlandıktan sonra dernek veya cuma akşamı günü ikindi namazından sonra erkek evinde davul çalmaya başlar. Akrabalar ve komşular bayrak kaldırmak amacıyla erkek evinde toplanırlar. İkindi namazından çıkanlar oğlan evine gelerek “hayırlı olsun” dileğinde bulunurlar. Gelenleri çalgıcılar karşılar ve davetliler çalgıcılara bahşiş verir. Misafirlere çay kahve ikram edilir.
Toplanan kişiler, düğün sahibinin kendisine yakın hissettiği ve umur görmüş olarak kabul ettiği, önceden belirlenmiş bir ailenin evine doğru hareket eder. Önde bayraktar ve damadın arkadaşları, onun arkasında çalgıcılar ve diğer erkek davetliler ve en arkada da kadınlar vardır. Bohçaya konulan bayrak tepsi içerisinde ve genç bir kızın başı üstünde taşınır. Düğün Bayrağı olarak adlandırılan bu bayrak Türk Bayrağı’dır.Düğün süresince görevli bir bayraktar seçilir. Bayraktarın görevi, düğünün düzenini sağlamaktır. Gelen misafirlerin her şeyinden bayraktar sorumludur.
Edeler (Abdallar) davul ve düdükleriyle bu günün önemine has havaları çalarlar. Damat bu törene katılmaz. Damadın arkadaşları kol kola girerek kaba hava dediğimiz türküleri çağırırlar / söylerler.
Suvermez bağında yeşil üzüm var
E(ğ)len gaşıgaram bi(r) çift sözüm var
Utandım da diyemedim yüzüne
Benim sende ta güccükden gözüm var

[Suvermez / Anonim]
Adaçalı derler çalı bitmiyo(r)
Gö(ğ)nüm düştü gapınızdan getmiyo(r)
Gözünü sevdi(ğ)im topacık gelin
Senden başgasına ganım akmıyo(r)

[Emirdağ / Anonim]
Zabahınan esen seher yeli mi
Benim gö(ğ)nüm divane mi deli mi
Dönüp dönüp yâr gö(ğ)sünü geçirir
Yoksa bö(ğ)ün ayrılı(ğ)ın günü mü

[Emirdağ / Anonim]
Sıvalı evlerin tozu mu olur
Şu Emirda(ğ)ının yazı mı olur
Sevdi(ğ)ine varamayan gızların
Vardı(ğ)ı gocada gözü mü olur

[Emirdağ / Anonim]
Belirli bir sırası yoktur. Rastgele söylenen türküler eşliğinde önceden belirlenen eve gelinir. Bu hane, oğlan evi tarafından saygı duyulan ve uğurlu olduğuna inanılan evdir.
Baş üstünde getirilen bayrak ile bayraktarın getirdiği bayrak sırığı içeriye verilir. Sırığa bayrak bağlanıncaya kadar geçen sürede kaşık oyunları oynanır. Bayrak direğinin ucuna bir ayna, bir beyaz mendil bağlanır. Bu hareketle evlenecek çiftlerin geleceklerinin aydın ve yaşamlarının parlak olması amaçlanır.
Sırığa dikilen bayrak, bayraktar görevini üstlenen kişiye teslim edilir.
Bu arada davul ve klarnet susar. İmamın önderliğinde dua edilir. Dua bitiminde, çalgının başlamasıyla birlikte evin hanımı, düğün sahibinin getirdiği çerezleri kalabalığın üzerine saçar. Bu çerezlerden kapıp yemenin uğur getireceğine inanılır. Tabancalar ateşlenir. Çalgı eşliğinde hareket edilerek belirlenen güzergâhtan tekrar düğün evine gelinir. Yol boyunca gençler türkü söylerler. Bu güzergâh üzerinde mezarlık veya yakında cenazesi olmuş bir komşu evi var ise burayı geçinceye kadar çalgı çalmaz, türkü söylenmez. Eve gelindiğinde bayrak alayını aile büyüğü bir erkek karşılayarak “darısı bekârların başına” der. Gelenlere sigara, şeker ve lokum ikram edilir. Aile büyükleri oyuna kaldırılır.
Gelen bayrağın altında bir davar kesilerek kanı akıtılır. Hazırlanan direğe veya evin en yüksek bir yerine genelde uzaklardan görünebilecek şekilde, bayrak asılır. Asılan bu bayrağın korunması ve muhafazasından bayraktar denilen kişi sorumludur. Oynanan birkaç oyundan sonra, bayrak törenine
katılanlar hayırlı olsun diyerek ayrılırlar. Artık düğün başlamıştır. İnce saza geçmeden, davul ve klarnet eşliğinde oyunlar oynanır.

OKUNTU GÜNÜ (DÜĞÜNÜN IKINCI GÜNÜ)
Düğün evinde çalgı sabahtan itibaren çalmaya başlar. Öğle namazından sonra camiden çıkanlar düğün evine gelerek “hayırlı olsun” derler. Gelen bu misafirler davul ve klarnet eşliğinde karşılanır ve bunlar tarafından çalgıcılara bahşiş verilir. Misafirlerle bayraktar yakından ilgilenir. Misafirlere sıra yemeği ikram edilir. Akşam, genellikle yakın akraba ve arkadaşlardan oluşan bir grupla, kız evi oğlan evine “hayırlı olsun” demeye gelir. Kalabalık pek fazla olmaz. Gelenlerin içerisinde kızın annesi ve babası da vardır. Damat ve sağdıcı tarafından gelenlerin elleri öpülür.
Gelen misafirlere yemek ikram edilerek imkânlar ölçüsünde en iyi şekilde ağırlanmaya çalışılır.
Yaklaşık bir saatlik bir zaman süresi sonrasında kız evinden gelenler izin isteyerek ayrılırlar. Kız evi gittikten sonra damadın yakın arkadaşlarının eğlencesi başlar. Hazırlanan içki masasına otururlar. Bu gün onların günüdür çünkü ertesi günü bu kişiler
masalara oturmaz ve gelenlere hizmet ederler. Genellikle rakı ve bira ikram edilir. Çalgı hep yakınlarındadır. Edeler ince çalgıyla yöresel türküler söylerler. Pek fazla sürmeden oyun havaları başlar. Edeler sırayla tüm kaşık oyunlarını çalarak gençleri oynatır. Oynayanlara para basmak adettendir. Bu paralar edelerin bahşişidir.
Okuntu günü kız evinde büyük bir faaliyet yoktur.
Öğleye doğru oğlan evinden birkaç kadın kız evine gelin kızın giyeceklerini getirirler. Buna “asbab / esvap giydirme” denilir. Asbab giydirmeye gelenler bir müddet kaldıktan sonra ayrılırlar. Gelin kız ve arkadaşları komşularının yaptığı davetlere giderler. Akşam toplanıp eğlenceye devam ederler. Kız evinde yapılan bu eğlencelere “Gızbaşı” denilir. Kızlarla erkekler birlikte oynamazlar. Kız oyunlarını delikanlılar uzaktan seyrederler.
Yavuklusu, nişanlısı veya beğendiği bir başka kız var ise delikanlı defçiye haber göndererek o kızı oyuna kaldırmasını ister (Birinin nişanlısı veya sözlüsü bir başkasının isteği üzerine oyuna kaldırılmaz). Şayet kız oyuna kalkarsa defçiye bahşiş verilir. İstek üzerine oyuna kalkmayan kızın o kişide gözü yok denilir.

KINA GÜNÜ (DÜĞÜNÜN ÜÇÜNCÜ GÜNÜ)
Düğünlerde kına yakma adedi yaygındır. Kına yakılması düğün geleneğinde nikâh kadar önemlidir. Düğünlerde mutlaka kına yakılır. İnançlara kına işaretini taşıyan varlıkların kutsallığına inanılır, onlara dokunulmaz. Kına sahipliliğin, adanmışlığın simgesidir. Kültürümüze göre kına yakılan gelin damada, koç Allah’a, Mehmetçik orduya adanmıştır. Eline kına yakılmış gelin ve damat için artık dönüş yoktur. Bunlar ellerine yakılan kınayla evlenmeyi kabul ettiklerini ilan ederler. Kına yakma işlemi kız evinde kadınlarla, erkek evinde ise erkeklerle yapılır.

KIZ KINASI (KIZ EVINDE)
Emirdağ yöresinde çeyizler daha önceden gönderilmez. Kına günü sergilenir ve gelin günü gelinle birlikte gider.
Kıza verilecek çeyizler, oğlan evi kına yakmaya gelmeden önce, kına günü sabahtan kız evinde, sergilenir. Bu Çeyizler, kızın baba evinden götürdüğü kapkacak, yatak, kilim, halı ve giysi türü eşyalardır. Bu eşyamiktarları ailenin ekonomik durumu yanında alınan başlık parasına göre değişmektedir. Bu eşyaların çoğu kız ergenlik çağına gelmeden hazırlanmıştır. Hazırlanan sandık içi eşyaların çoğu işlemelidir.
Oyalanmış tülbent ve yazmalar ile el örgüsü çoraplar çeyizin tamamlayıcılarıdır.
Tülbent, çorap ve giysiler hava şartları uygunsa dışarıya, değilse odaya gerilmiş bir çamaşır ipine dikilerek, gelin ayakkabıları da bir tepside sergilenir. Çeyiz eşyalarının asıldığı bu ipe “Dalbar” denilir. Komşular verilen çeyizleri görmek için kız evine gelirler. Kızın arkadaşları asılarak sergilenecek türden hediyeler getirirler.
O gün akşamı, verilen çeyizler ve ziynet eşyalarının hepsi liste yapılarak tutanak altına alınır. Yapılan bu çeyiz senedinde parasal değerleri de belirtilir. Bu eşyaların teslim alındığına dair bölüm damat ve/veya babasına imzalattırılır. İki de şahit imzalar. Hazırlanan bu iki nüsha tutanak, köy muhtarı veya mahalle muhtarı tarafından imzalanıp mühürlendikten sonra, bir sureti kız tarafına ve bir sureti de oğlan tarafına verilir.
Senet almadaki amaç olabilecek herhangi bir anlaşmazlık anında kızın haklarını sağlama almaktır. Boşanma aşamalarında bu çeyiz senedi caydırıcı rol oynar. Bu nedenle caydırıcılığı daha da kuvvetlendirmek için, eşya bedellerinin, ederinin çok üstünde yazılması adettendir.

İLK KINA (GÜNDÜZ KINASI)
Eğer, bayrak kaldırma töreni dernek (Pazartesi) günü yapılmışsa bazarsonu (çarşamba) günü, yok cumaakşamı (perşembe) günü yapılmışsa cumartesi günü toplu halde kız evine kına yakmaya gelinir. Aynı yerleşim yerlerinde iseler öğle namazından sonra önde bayrak, arkasında erkekler ve erkeklerin arkasında da kadınlar olmak üzere, çalgı eşliğinde kız evine gelinir. Buna “kınacı gitme” denilir.
Özenle hazırlanan kına tepsisinde kına ve çerezler bulunur. Yine kız evinde kesilip misafirlerine ikram edilmek üzere bir de kına davarı götürülür

(Kına davarı önceden de gönderilmiş olabilir)
Düğünlerde kıza mutlaka kına yakılır. Kına sahiplilik simgesidir. Türk halk kültüründe kına yakılan gelin damada, koç Allah’a, Mehmetçik orduya adanmıştır. Eline kına yakılmış gelin için artık dönüş yoktur. Kız damatla evlenmeyi kabul ettiğini eline yakılan kınayla ilan eder.
Kız evinde bir mahzunluk vardır ve eğlenceye katılmaz. Gelen kınacıları, kız evinin yakınları karşılar. Bir tepsi içerisinde lokum, şeker ve sigara ikramında bulunulur. Oğlan tarafı çalgı eşliğinde kaşık oyunları oynarlar. Bu oyunlar kına yakılıncaya kadar devam eder. Oynayanlara para basılır. Basılan bu paralar çalgıcılarındır.
Kız evinde sergilenen çeyizlere bakılır.
Oğlan evi tarafından, daha önceden kına yakmak için belirlenen, başından ayrılık geçmemiş ve toplumun
beğenisini kazanmış, kadın tarafından gümüş veya bakır tas içerisinde kına karılır. Kınanın içine bozuk para da konur. Bu hem bereket dileği, hem de kına yakan kişiye baht açıklığı sağlamak amacına yöneliktir. Kötülük ve nazardan korunmak için gelinin başına al duvak örtülerek kına için hazırlanır. Başına al örtülmesi, al basmasından korunmak içindir. Kınacı kadın kınayı kızın eline yakar. Gelin avucunu açmaz ise kaynana altın veya para vererek gelini kına yakmaya razı eder. Bu süreç içerisinde Gelinin anası bir yandan sevinç bir yandan da kızından ayrılmanın üzüntüsü ile gözyaşlarını tutamayarak ağlar. Kızında annesiyle birlikte ağlaması adettendir.

ANA KINASI (GECE KINASI)
Ana kınası, düğün dernek (pazartesi) günü başlamış ise bazarsonu (çarşamba) günü, yok cumaakşamı (perşembe) günü başlamış ise cumartesi günü akşam, eğlence bittikten sonra genellikle gecenin ortalarında veya sonunda yakılır. Bu bir bakıma kızın yuvadan uçuşunu simgeleyen bir ağıt gecesidir.
Kına yakılacağı zaman gelinkız bir sandalyeye veya odanın ortasında üst üste konmuş yastıklardan hazırlanan bir mekâna oturtulur. Kötülüklerden ve albasmasından korunmak için yüzü kırmızı renkli tülbentle örtülü ve yönü kıbleye dönüktür.
Yengeler, bir tas içinde karılmış olarak getirilen kınayı önce sağ el, sonra sol el ve en sonunda da aynı sırayla ayak parmaklarına yakarlar ve oyalı kına bezleriyle bağlarlar.
Kına yakılırken kız arkadaşları def eşliğinde7 kına türküsünü söylerler.
Eğer gelin uzak bir yere gidiyorsa hasretlik ve gurbet türküleri öne çıkar. Bunu takiben ağıt faslı başlar ve doyasıya ağıt edilerek ağlanır. Kınada ağıt etmek ve gelini ağlatmak bir gelenektir.
Kına gecesinde ağlamayan kız ayıplanır. Ağıt edilirken kızın annesi, babası, yengesi ve kardeşleri kızla yas edip sarılarak ağlaşırlar. Buna “Kız Öğme / Övme” de denilir. Kalan kına orada bulunan kızın arkadaşlarına yakılır. Kına tasına konan para kime çıkarsa evlenme sırasının ona geldiğine inanılır. Kına yakıldıktan sonra gelinin ayakkabısının altına bekâr kızların isimleri yazılır, kimin ismi silinirse onun evleneceğine inanılır. Kına yakıldıktan sonra kadınlar evlerine gider. Sağdıç ve bazı yakın arkadaşları o gece evlerine gitmez ve gelin kızla birlikte yatarlar. Kendi aralarında eğlenirler, oğlan evinin göndermiş olduğu çerezleri yerler. Sağdıç ve arkadaşları sabah erkenden kalkarak gelinin elindeki kınayı yıkarlar. Elinin ortasına konmuş olan para damada gönderilip bahşiş alınır.

ERKEK KINASI (ERKEK EVINDE)
Düğünün en yoğun ve en hareketli olduğu gün, düğünün üçüncü günü akşamıdır. Kına gecesi diye adlandırılan bu gün misafirlerin en yoğun olduğu eğlencenin, yemenin, içmenin doruğa çıktığı gündür. Düğünün tüm ağırlığı bu gecedir. Kız evinde üzüntü hakimken erkek evinde neşe ve eğlence vardır.
Düğüne gelenler, yakınlık derecesine göre, kesilipmisafirlere ikram edilmesi için koyun veya kasaptan alınmış musluk getirerek/göndererek düğün sahibinin masraflarına katkıda bulunurlar.
7 Kına gecelerinde müzisyen olarak def çalan bir kadın vardır. Bu kadın hem def çalar, hem de türkü söyleyerek kızları
oynatır. Def çalmak, öyle herkese vergi değildir. Def çalanın hem sesi güzel, hem de onlarca mâni bilmesi gerekir. Hatta, oyuna kalkan kişilere uygun mâni söylemesi def çalanın maharetidir, sevecenliğini artırır.

Gelen misafirler masalara oturtularak yemek ikram edilir.
İçki masaları kurulur. Oğlanın arkadaşları bir gün önceden eğlendikleri için bu gece öncelikle hizmet ederler ve misafirlerin en iyi şekilde ağırlanmasına yardımcı olurlar. Gece boyunca edeler (çalgıcılar) çalgı çalar ve misafirlerin eğlenmesi için tüm maharetlerini dökerler. Oynayanlara para basılır, basılan para çalgıcıların bahşişidir.
Yatsı namazını biraz geçe ve genellikle namaz sonrası ortalık yere karşılıklı dört sandalye konulur. Bu andan itibaren çalgıcılar kına havası çalmaya başlarlar.
Damada kına yakılacaktır. Bu tören düğünün en önemli etkinliklerinden birisidir.
Yeni kıyafetlerini giymiş damat ve sağdıç, yönleri kıbleye gelecek şekilde sandalyelere oturur. Karşılarına ise kına yakacak iki erkek oturur. Bu erkekler murat almış, başı bozulmamış ve toplumda değer kazanmış insanlardır. Damadın arkadaşları sandalyeleri çember içine alacak şekilde sıralanırlar. Kına tası ve kız evinden gönderilen kırmızı kına mendili gelir. Kına tasının içerisinde karılmamış kına ve ayna vardır. Ayna konulmasının nedeni yeni evlilerin sonlarının ayna gibi berrak olmasını
beklemektir. Edeler kına havasını çalarken damadın arkadaşları hep bir ağızdan kına türküsünü söylemeye başlarlar.
Gınası garılır tasda
O(ğ)lan evi pek havasda
Gız evleri gara gara yasda
Sa(ğ)dıcım gınan gutlu ossun
Şunca dirliğin datlı ossun

(Anonim)
Türkü eşliğinde karılan kına, karşılarında oturan kişiler tarafından, damat ve sağdıcın sağ ellerine sürülür. Kına yakma işlemi bittikten sonra damadın avucuna para konulur ve kırmızı mendillerle elleri bağlanır.
Bu işlem bittikten sonra kına yakan kişiler damat ve sağdıca para vererek bahşiş işlemini başlatırlar. Damadın arkadaşları, yakınları ve düğüne gelen diğer davetlilerde para bahşişinde bulunurlar. Bahşiş verme işlemi tamamlanınca kına yakma töreni sona erer.
Bu törene “Oğlan Öğme/Övme” de denilir.
Damat ve sağdıç oyuna kaldırılarak oynatılır. Oyun bittikten sonra büyüklerin ellerini öperler. Gençler masalarına çekilerek yeme, içme ve eğlenmelerine geçe geç vakte hatta sabaha kadar devam ederler. İnce saz eşliğinde Emirdağ türküleri söylerler.
Kına yakıldıktan biraz zaman geçtikten sonra sağdıç damadı alarak kendi evlerine veya önceden belirlenen bir başka eve götürerek istirahat etmesini sağlar.
Düğüne uzaktan gelen misafirleri, yakınları misafir olarak paylaşırlar. Düğün sahibine yakın akrabası, harici misafir bırakmazlar.

GELIN GÜNÜ
Kına gecesinin ertesi günü yani düğünün dördüncü günü gelin alma günüdür. Bu güne kız tarafı “kız çıkarma” oğlan tarafı da “gelin alma” günü der.
GELIN ALMA
Bu gün ilk iş olarak başka mekânlarda misafir olanlar getirilir. Genelde kahvaltı yapıldıktan sonra kuşluk vakti, bayraktar çalgıcılarla birlikte, okuntuluların misafir edildiği eve gider ve çalgıcılar eşliğinde misafirleri düğün evine getirir. Gelin alma günü kız evinde sessizlik ve hüzün varken oğlan evinde eğlenceye devam edilir.
Oğlan evi gelini bindirmek için bir taksi süsletir. Öğle namazını müteakip toplanan kalabalık,arabalara binerek, bir konvoy halinde ve çalgıcıların eşliğinde kız evine hareket ederler. Gelinin kaynanası gelin almaya gelmez, gelini evde bekler. Gelin almaya gidenlere “Gelinçi” denilir.
Kız evine varıldığında, gelin taksinin önüne el dokuması namazlağı (seccade) bağlanır. Bu namazlağı taksiciye hediyedir. Konvoya katılan diğer arabalara havlu ve kumaş parçası bağlanır.
Uzun bir süreç aldığı için, gelin duvağı hazırlayacak kadın daha önceden kız evine gelip duvak yapımına başlar. Bu kadın becerikli, saygın ve umur görmüş birisidir.
Buna “Al Duvak” veya “Gelin Başı Yapma” denilir.
Duvağın yapımı maharet ister ve zahmetlidir. En önemli iki elemanı tozak ve erbidir.
Bir şekilde temin edilmiş renk renk tavuskuşu tozakları, daha önceden, sıra halinde ve yan yana bir beze dikilmiş haldedir. Beze dikilen bu tozaklar renk renk erbilerle gelinin alın bölgesinden sarılıp arkaya bağlanarak gelin başı yapılır. Erbiler aynı boyda olmayıp aşağıya sarkacak şekildedir. Gelin duvağına ayna da takılır.
Tüm işlemler bittikten sonra kırmızı bir tülbentle gelinin yüzü kapatılır. Al duvak vurulurken kızın çeyizi düzgün bir şekilde
arabaya yüklenir. Kızın arkadaşlarından birisi sandığın üzerine oturarak bahşişini ister. Bahşiş alınmadan kalkılmaz. Çeyizler yüklenirken “bereket versin” denilir.
Bu arada gençlerden bir tanesi yastığı kaçırarak damada teslim eder ve bahşişini alır.
Erkek tarafı evin önünde mahalli oyunlar oynarken kız evinden kimse oyunlara katılmaz.
Kız babasından izin alındıktan sonra sıra gelinin çıkarılmasına gelir. Gelin evden çıkarılırken kırmızı bir kurdele beline bağlanır. Buna “Kuşak Bağlama” denilir. Bu kırmızı kuşak bekâreti simgeler. Kuşak bağlama işini erkek kardeşi yapar.
Kurdele gelinin beline üç kere dolanır.
İlk iki sefer de bağlanmaz üçüncü sefer de düğümlenir. “Bağlamak”, “bel bağlamak”, “kuşak bağlamak” Türk halk inançlarında önemli bir konudur. Kuşak bağlamak bir ar-namus meselesidir. Gelin “kızoğlankızdır” veya iffeti ile gitmektedir anlamına gelir. Bu kıza gelin olabilmesinin liyakat belgesidir.
Ailesiyle helalleşen gelin baş yenge tarafından kızın anne veya babasından teslim alınarak gelin arabasına
bindirilir. Kız için artık yeni bir hayata adım atılmış olur.
Yanına yakın bir akrabası oturur. Bir başka yakını ise gelin arabasının önüne oturur ve kucağında ayna taşır.
Bu kadınlara “Yenge” denilir.
Yapılan toplu duadan sonra ayrılma zamanı gelmiştir. Çalgıcılar hemen, gelin çıkarken çalınan özel ayrılık, havasını çalarken kalabalığın üzerine fıstık ve şekerden oluşan çerez saçılır. Gelin baba evinden ayrılırken annesi veya yakınlarından birisi arkasından su döker. Yola çıkan gelin konvoyunun önü, yer yer, çocuklar veya delikanlılar tarafından urgan tutulmak suretiyle
kesilir ve bahşiş istenir. Eğer gelin başka bir köye gidiyorsa istenen bu bahşişe “Toprakbastı” denilir.
Gelin alıcılar, gelini aldıktan sonra konvoy halinde davul zurnalarla mahalleyi, köyü veya şehri dolaşırlar, gelini yeni evine türkülerle, oyunlarla, eğlencelerle getirirler. Ölmüş olan aile büyüklerini memnun etmekve biraz da ibret olsun amacıyla gelin konvoyu mutlaka mezarlığın yanından geçirilip belirli bir güzergâh tur attırılarak oğlan evine getirilir.
GELIN İNDIRME
Gelin oğlan evine geldikten sonra hemen arabadan inmez. Gelin ve yenge arabada otururken, doğurgan olmasını sağlamak amacıyla kucağına çocuk verilir. Nazar değmesin diye, bir kenarda hazırlanan kap içerisindeki kor halindeki ateşin üzerine üzerlik atılarak nazar tütsüsü yapılır.
Arabanın önüne bir tepsi konulur ve orda bulunan davetliler tepsiye para atarlar. Toplanan bu para, daha sonra geline verilmek üzere, kaynanaya teslim edilir. Kayınbaba arabanın yanına çağrılarak ne gibi bir hediye vereceği sorulur. Bu hediye ailelerin varlık durumuna göre değişmekle birlikte tarla, koç, koyun vs. olabilmektedir. Aynı soru kaynanaya da sorulur ve genellikle kaynanaya “koç gibi oğlan bağışladım” karşılığını verir.
“Kazasız belasız gelin evimize girdi, şükürler olsun” niyetiyle bir kurban kesilir.
Orada bulunanlar hocanın eşliğinde dua edilir.
Dua bitiminde içeride bekleyen damat gelin arabasına gelerek geline hediyesini verir (bu genellikle altın veya bileziktir) ve arabadan indirir. Gelini koluna takıp eve götürür. Buna “Koltuk Yapma” denilir. Giderken kalabalığın üzerine bozuk para saçar. Sağdıç da kabuklu fıstık ve şeker karışımı çerez saçar. Gelin eve girerken kaynana veya bir başka yakını kadın tarafından, kötü ruhların dışarda bırakılması inancıyla bir testi kırılır.

Gelin eşikten girerken ilkönce sağ ayağını atar.
Bu hareketin uğur ve bereket getireceğine inanılır. Damatla birlikte, gelin odasındaki sandık üzerine otururlar. Yaşamlarının tatlı ve hayırlı olması temennisiyle, gelinle damada şerbet ikram edilir.
Gelinle damat içeri girdiğinde davulcu düğün sahibinin önüne gelerek davul çomağını son defa vurarak “hayırlı olsun” der ve bahşişini alır. Böylelikle düğünün eğlence bölümü bitmiştir. Misafirler “hayırlı olsun” diyerek dağılırlar.
Kız tarafından gelen yengelerin yardımları ve talimatları doğrultusunda gelen çehiz eşyaları kullanılarak gelin odası hazırlanır. Gelin odası hazırlanırken damat evden ayrılır ve akşama kadar eve gelmez. Sağdıcıyla çıkar, gezer dolaşır. Genellikle hamama giderler.
Akşam yemeğini sağdıçla birlikte bir başka evde yer.
Nikâh kıyılmadan önce, kız evi tarafından o gece yenmek üzere özel olarak hazırlanmış ve gelinin sandığına konmuş olan yiyecekler ve çerez bulunan tepsisi gelin odasına bırakılır.
NIKÂH VE GERDEK
Gelinin eve geldiği akşam oğlan evinde yemekli bir mevlit okutulur. Buna nikâh mevlidi denilir. Nikâh mevlidine sadece erkekler katılır. Mevlit yatsıdan önce biter.
Mevlidin arkasından, dini nikâh kıyılır. Bunan imam nikâhı da denilir. Dini nikâh aile içinde ve çok yakın akrabalar arasında yapılır. Dini nikâha gelin katılmaz.
Orada bulunan aile büyüklerinden birisi vekâletini alarak gelini temsil eder. Damat bu törene katılır ama kendisinin
söz hakkı yoktur. O da bir başkasına vekâletini vermiştir.
Dini nikâhı genellikle imam kıyar. Nikâh kıyma işlemine başlamadan önce imama bir mendil verilir. İmam bu mendili bağlar yani mendile düğüm atar ve nikâh işlemi bittikten sonra da düğümü çözer. Nikâh sırasında odada bulunan kişilerin ellerini dizlerinin üstüne koymalarını tembih eder. Kur’an-ı Kerim’den bir bölüm okuyarak nikâh işlemine başlar. Kız ve damadın vekilleri ile konuşarak mehir miktarını da belirler. Tarafların olumlu cevabını aldıktan ve şahitlere de onaylattıktan sonra gelin ve
damadı karı-koca ilan eder. Böylece gelinin ve güveyin evliliği yasa, dine ve bağlı bulunduğu toplum üyelerinin
geleneklerine göre geçerli (meşru) sayılmış olur. Nikâhın kıyılması esnasında güveyin yakınları tarafından, daha önceden açılmış olan, bir çakı bıçağının ağzı kapatılır. Gerdek odasının kapısı kapatılır ve damat gerdeğe gireceği zamana kadar da açılmaz.
Nikâh sonrasında kuran okunur ve kurulan yuvanın mutluluğu için dua edilir. Orta yere konulan çerez yenilip şerbet içildikten sonra damat sağdıcı ve arkadaşları tarafından, bir neşe içerisinde sırtı yumruklanarak ve tekbir sesleri arasında, gerdek odasına sokulur. Gelinin yanında gelen yenge, gelin ile güveyi el ele tutuşturup gelini güveye teslim ettikten sonra dışarı çıkar. Evin tüm
ışıkları söndürülür ve herkes evi terk eder.
Medeni ya da dini nikâhtan sonra gelinle güveyin bir araya gelmelerine “Gerdek” denir. Böylece gelinin ve güveyin evliliği yasa, din ve bağlı bulunduğu toplum üyelerinin onayı ile geçerli sayılmış olur. Gelinle güveyin karı-koca oldukları geceye “Gerdek Gecesi” veya “Zifaf Gecesi” denir.
Güveyin gerdeğe girdiği gece, gelinin duvağını açmadan önce “yüz görümlüğü” adıyla bilinen âdet gereğince bir hediye vermesi de usuldendir.

DUVAK GÜNÜ
Düğünün ertesi sabahına “duvak günü” denilmektedir. O gün sabah gelin ve damat erkenden kalkıp büyüklerin elini öperek hayır dualarını alır. Öğleye doğru veya öğleden sonra kadınlar gelin görmeye gelirler. Bu ziyarette genç kızlar bulunmaz. Gelin ziyarete gelen kadınların elini öper ve onlar da yüzgörümlüğü denilen hediye verirler. Gelin sandığında getirmiş olduğu dürüleri
/ hediyeleri evdekilere dağıtır.
EL ÖPME
Düğün bittikten yaklaşık bir hafta veya on gün sonra, gelin damatla birlikte kendi babası evine gider.
Buna “el öpme” denilir. Aynı mekânda ise yatılmaz geri dönülür. Eğer ki gittikleri yer uzak ise o gece yatarlar.
Kayınpeder damada hediye verir. Bu genelde saat veya elbise – gömlek cinsinden giysidir.
GELINLIK ETME
Gelinlik etme, Emirdağ yöresinde sıkça rastladığımız ve halen de bazı ailelerde devam eden adetlerimizden birisidir. Yerleşik bu töreden dolayı gelin kayınbabanın yanında sorulmadıkça konuşmaz, aynı sofrada
yemek yemez ve onların adını söylemez. Bu bir saygı ifadesidir.
Kaynanası ile konuşurken eşinden “Oğlun” veya “O” diye bahseder.
Eğer ki çocukları var ise “Babaları” der. Eşi de karısının adını söylemez, babasının adıyla “…. nın kızı” der.
Bu durum doğal ve yaygın bir uygulama olduğu için yadırganmaz.
Buna “Gelinlik Etme” denir.
Gelinin sakındığı büyüklerinin yanında konuşması için alınan hediyeye “Dil Bağı” veya “Rızalık” denilir.
Yârin güllerini yadeller derer
A(ğ)lama gözüyün sürmesi geder
Benim sarmalara gıyamadı(ğ)ım
Getmiş kötülere gelinnik eder.

[Emirdağ /Anonim]

Şükrü Türkmen