ŞÜPHEDEN KURTULUŞ

Belli konularda hepimizin düşüncesi var. Belli konularda hepimizin merakı, hepimizin endişesi var. Belli konularda hepimizin kaygısı, gamı, kederi, tasası var. Endişe ediyoruz, endişe duyuyoruz, endişeye düşüyoruz, endişeye kapılıyoruz.

37

İstesek de istemesek de belli konularda hepimizin tedirginliği var.
Bir hususla ilgili gerçek veya doğrunun ne olduğuna kesin biçimde karar veremiyor şüpheleniyoruz.
İhtimaller üzerine hüküm verip şüphelerimizi art arda sıralıyoruz.
Kuşkuya, tereddüde sebep olabilecek her türlü ihtimâli ortadan kaldırmaya gücümüz yetmiyor.
Gündelik hayatımızda şüphe içinde bulunmaktan, şüphe duymaktan, tereddüt göstermekten, kuşkulanmaktan kendimizi alamıyoruz.
Şüphe duyduğumuz, şüphelendiğimiz, kuşkulandığımız hususlar epey bir zorluyor bizi. Gerçeği tam olarak bilememekten gelen kararsızlıklarımız zorladıkça zorluyor bizleri:
‘fol yok yumurta yok’‘ hesabı Ortada hiçbir iz olmadığı hâlde varmış gibi bir şüpheye düşüyoruz.
İçimize kurt düşüyor. Kötü bir şey olacağı kuşkusuna kapılıyoruz.
Rahat düşünemez oluyoruz. Kötü bir şeyler seziyoruz.
Hemen her şeyden şüphe ediyoruz.
Ortalıkta huzursuzluk yaratacak, şüphe uyandıracak tarzda davranıp havayı bulandırdığımız anlarımız da var.
Hakkımızda rahatımızı kaçıracak bir duyum aldığımızda, kulağımıza kar suyu kaçtığındaki şaşkınlıklarımızın açıklaması yok gibi.
Nedir bizi böyle kararsızlaştıran?
Niye bulanır durur zihnimiz böyle hemen her şeye? Bu hâli engellemenin yolu yordamı yok mudur ki. Yok mudur bizi bu çıkmazdan kurtaracak bir şey?
Aklımız, gözümüz kulağımız; gönlümüzden sorumlu mu değil mi?
Yapıp ettiklerimiz boş mu boşa mı; bunca çaba gayret çur mu ki!
Kararsız mıyız? Şüphe mi sardı etrafımızı? Mühürlü mü kalplerimiz? Korku ile güven arasında bocalayıp kalıverdik mi öylece yoksa.
Kısa zamana çok şey sığdırmaya çalıştığımızdan endişemiz artıyor. Gelecek kaygımız işimizi zorlaştırıyor.
Yatışmayan şüphelerimizi kontrol altında tutmaya çalışacağız. Korku, güvensizlik, endişe, şüphe hep kötüleri kötülükleri çağırır zihnimize. Bu yüzden hep temkinli, hep tedbirli olacağız. Tedbiri elden bırakmayacağız.
İşin esası, hemen her zaman önce tedbir sonra tevekkül …
Her ne sebeple olursa olsun aklımızı başkalarının aklına, gönlümüzü başkalarının gönlüne, vicdanımızı başkalarının vicdanına esir etmeyeceğiz.
Ağır yüklerimizi hafifleteceğiz gayrı.
Kibirlenme, övünme gibi işe yaramayacakları zihnimizden bir bir atacağız gayrı.
Neyin değerli neyin değersiz olduğu ile ilgili kendimizi yeniden hesaba çekeceğiz gayrı.
Olmaz olur mu hiç tabi şüphe olacak hayatımızda. Şüphe, ‘aramak’ demektir bir yerde. Bir yerde şüphe, gelişme yolunda ilerlemek demektir.
Tehlike sezildiğinde şüphemiz elbet olmalı.
Araştırmalarımızda, doğruluk ispatı gereken hususlarda şüphe olmadan olmaz. Bilimde şüphemiz olmalı, şüphemiz daha da artmalı elbette. Bu konuda yakın çevremize de uyarılarda bulunulmalı elbet.
Aşağıdaki anonim kıssadaki gibi de olsa bizi yoran gereksiz şüphelerden kurtulmanın bir yolu vardır elbet:
“Adamın biri psikologa gider. ‘Benim derdim var. Yattığımda aklıma yatağın altında biri olabileceği düşüncesi geliyor. Bundan kurtulmak için yatağın altına giriyorum ve orada yatıyorum.
Bu sefer de aklıma yatağın üstünde biri olabileceği şüphesi geliyor sonra da yatağın üstüne yatıyorum. Bu yüzden bir türlü uyuyamıyorum. Aklımı oynatacağım. Var mı bunun bir çaresi?’ der.
Doktor, ‘Merak etmenize gerek yok. Bu sorunu çözeriz. Yalnız altı ay boyunca haftada iki kez buraya geleceksiniz. Terapi uygulayacağız. Seans başı ücretimiz ‘….’der.
Ücreti duyan adamın gözleri fal taşı gibi açılır. Canı sıkılır. Can sıkıntısını atmak için sahile iner.
‘Mahallenin delisi’ olarak bilinen yaşlı bir adam gelir. Deli, izin ister ve adamın yanına oturur. Adamı üzgün gören deli, ‘Neyin var hemşerim, anlat hele.’ der. Adam da derdini anlatır.
Deli, ‘Ne üzülüyorsun kardeşim?’ der. ‘Gayet kolay. Yatağın ayaklarını kes; olsun bitsin.’”